——————–
Kimi insanların…
Çöpten bile değersizleştiği…
Kimi insanların ise…
Paha biçilmez noktaya erişip, adeta abideleştiği bir zaman tünelinden geçiyoruz bu günlerde!
Öyle duruşlara tanık oluyoruz ki…
İnsanlık adına, omurgasızlığın tipik resmi geçidi desem abartı olmaz…
Evrim teorisinin B hali mi bilmiyorum?
Çürümüşlüğün, kokuşmuşluğun her biçimine şahit oldum yaşım gereği…
80 öncesi…
77 Seçimi sonrasıydı…
CHP, 1. Parti olmuş…
226 olan çoğunluk sayısına ulaşamamıştı…
MC’nin faşist saldırılarından, baskı zulmünden çıkmış SOL KESİM…
Özelliklede CHP tabanı iktidar değişikliği beklentisi içinde Ecevit’e baskı yapıyordu…
İnsanlar okullarından, işlerinden olmuştu MC iktidarında…
Sıkıntı büyüktü!
“Güneş Motel” operasyonu, o baskının bir neticesi olarak hayata geçmişti…
AP’den istifa eden 11 Vekil transfer edilmiş…
Her biri BAKAN yapılarak çoğunluk sağlanmıştı…
Hükümet kuruldu, Okullara yeniden dönüldü, “HIZLANDIRILMIŞ EĞITİMLE!”
Askerlik bile aynı tarifeden payını aldı!
Amaç, MC döneminde kaybolan zamanı telafi etmekti!
Çalışan kesime yönelik sürgünler görece sona erdi böylece!
Koltuk için…
Bunu kimlik erozyonu olarak gören, yorumlayanlarda oldu…
MC’nin düşürülmesi için gerekliydi diyenlerde!
İste o zaman dilimindeydi, ilk tanıklığım…
CHP Ankara Milletvekili Bekir Adıbelli’nin oğlu lise arkadaşımdı…
Bir gün…
Hürriyet, Günaydın, Milliyet gibi gazeteler başta…
Tüm gazetelerin manşetini süsledi o haber:
“…CHP Ankara Milletvekili Bekir Adıbelli’ye ağırlığınca altın teklif edildi!”
Teklifin Adalet Partisi’ne geçmesi için yapıldığı iddiasına yer veriliyordu haberde…
Oğlu Mehmet’e sordum;
” Ne diyorsun, doğru mu haberler?”
Mehmet, “… Doğru ama , babam şerefsiz değil ki kabul etsin!”
Haberin üzerinden çok uzun bir süre geçmemişti ki…
Aynı gazetelerin yeni bir manşeti ile güne uyandık…
” CHP Ankara Milletvekili Bekir Adıbelli, Partisi CHP’den istifa ederek AP’ye geçti!”
Ağırlığınca bir altın karşılığında mı, yoksa başka bir şey için mi Parti değiştirdi bilmiyorum…
Çünkü bir daha oğluyla görüşmedim…
Ta ki…
Yıllar sonra karşıma ortak tanıdığımızın oğlunun düğününde karşılaşıncaya kadar…
Mehmet artık İzmir Çeşme İlçesi Gümrük Müdürü olmuştu!
Hayatım bir çok evresinde…
Siyasi ve Bürokratik görevlere dönük teklifler aldım…
Kimisi onurlandıran…
Kimisi ise “havuç özelliği” taşıyan…
Ama hep şunu düşündüm ve sordum kendime…
DEĞER Mİ?
Bana ne kadar…
Ya da benden, sahip olduğum değerlerden ne alıp götürür?
Hep sorguladım!
Kendi yağıyla kavrulmaya çalışan bir hayatımız oldu ailecek…
Kiracı olarak yaşadım ömrümce…
Ve her kira artışı dönemleri kabusum oldu, her kiracı gibi…
Ama hiç bir zaman…
O kabus anlarında bile tereddüte düşüp…
KEŞKE demedim!
Çünkü hiçbir zenginlik…
Haysiyet zenginliğinden daha yüce değildir!
Hepimiz…
Bu yaşamı, zamanlı zamansız fiziken terk edeceğiz bir gün…
Geride ne bırakacağımızın hiç mi önemi yok sahi?
Barış Yarkadaş isimli insan müsveddesini ekrandan izlerken…
Ondan aşağı kalmayan…
Gürsel Tekin, Berhan Şimşek vs. gibilerinin insanlık onurundan her geçen saniyede savruluşlarını gördükçe…
Söylendim kendi kendime…
Ne çok, ne çok..
Saymakla bitmiyor…
Her dönem, her yönetimlerde…
Bataklıklarda üreyen sivrisinekler gibi…
Ne çok, ne çok!
Değer mi ulan, değer mi ha!
Milyonlarca mazlumun acısını hiçe sayarak…
Bir kemik parçasının peşinde böylesine zavallıca koşarak…
Değer mi?
Onursuz böyle yaşamak!
Sanki hayatları…
Boris Vian’ın kitabının adı;
” MEZARLARINIZA TÜKÜRÜLECEK!”














