–‐———————–
Artık sağır sultan bile duydu…
Son günlerde kıran kırana bir HALEF SAVAŞLARINA tanık oluyoruz…
Saray demek…
Monarşi demektir…
Osmanlı Devleti’nin son yılları Meşruti Monarşi ile geçmişti…
Meclis’i Mebusan vardı…
1. Meşrutiyet pek işine gelmemişti 2. Abdülhamit’in…
Kapattı ve 40 yıl sürdürdü, “MUTLAK MONARŞİ”SİNİ…
Ta ki 2.si ilan edilene dek!
Saray demek her türlü kumpasın planlandığı merkez demektir…
Mesela…
Dilimize, “Saray entrikaları” diye bir söz girmiştir!
Ahlâk dışı ilişkiler…
Cinsel sapkınlıklar…
Çocukların…
Sırf tahtın varisi olması gerekçesi ile bir gecede onlarcasıyla vahşice boğdurulması!
Bu rezalet…
Sadece Osmanlıya özgü bir durumda değil!
Pek de uzak olmayan bir tarihte tanık olduğumuz nice olay var…
Diana…
Arap kanı taşıyan bir Fransız milyoner ile aşk yaşayıp, hamile kaldı diye…
Kraliyet, MI6’ya verdiği talimatla…
Diana ve Fayed’in aracı bir tünelde sıkıştırılmış ve her ikisi de kaza süsü ile infaz edilmişti…
Diana’nın çocuklarından küçük olanı Harry…
Yıllar sonra annesinin katlinden sorumlu tuttuğu İngiliz Sarayını terk etmiş, varis olma hakkından vaz geçmişti..
Üstelik eşini de…
İnadına bir “melez kadından” seçmişti!
Saray muktediri…
O Ülkenin tüm varlıklarını kendi varlığı olarak görür…
Halkın açlıktan kırıldığı…
Dış borçların gırtlağa kadar dayandığı o yıllarda…
Padişah Deli İbrahim…
Süs havuzundaki balıkları altın sikkelerle besliyordu(!)…
“Vurun mel’unun kellesini” buyruğundan…
Meşrutiyet destekli KADI MAHKEMESİ’NE gelindi ama..
ADALET konusunda bir arpa boyu yol alınamadı ne yazık ki!
Çünkü her hâl ve şartta…
Saray ve Şeytanlarının gölgesinden kurtarılamadı HUKUK!
Bunları siz de biliyorsun elbette…
Son SARAY OYUNLARINA dikkatinizi çekmek…
Bugünleri daha iyi anlamak için hatırlatayım istedim..
Cumhuriyetin mekanına KÖŞK dedik yıllarca…
Cumhuriyet aynı Cumhuriyet ama…
Adres değişti, hileyle, hurdayla…
Tek adamlı “tahtlı mekanın” adı ise SARAY oldu!
Oysa…
Saray olunca varis olur…
Saray olunca HALEF olur…
Eskiden…
Örneğin Osmanlı döneminde..
Tüm kardeşler, oğullar ve torunlar boğdurulur…
Geride kim kalmışsa hayatta…
Padişah olarak o oturtulurdu Devletin tepesine!
Bizim Sarayda ki işler biraz daha karışık eskisinden…
Şehzadeler var…
Damatlar var…
Vezirler, Vezir-i azâmlar
var!
Her biri Padişah’dan sonrasına hazırlanıyor…
Her biri…
Diğerini tartıyor, bir yağlı güreşçi edasıyla…
Fırsatını bulan… Hedefinde olana operasyon çekiyor!
Hakan Fidan…
Amerikan diyarından…
Eğitilip, donatılıp, Askeriye, İstihbarat, Hariciye derken aldı yürüdü…
İstihbaratı da bilir, İstihbarata karşı koymayı da…
Erdoğan’ın hep en önemli VEZİRİ oldu…
Nice sırların ortağı oldu…
Gerçi malum sözdür, ” İki kişinin bildiği sır, sır değildir!” diye…
Ee her Vezirin gözü nerede olduysa onun gözü de hep orada oldu…
Şehzade, Damat derken…
Açılan cephe sayısı hayli fazla ama arka sağlam, destek ULUSLARARASI!
Trump, ABD filan…
Tezgah kurulmuş, “ayakkabı kutuları (!)” taahhüdü ile imzalar atılmış…
Uçak muharrirlerine harika (!) sorular sordurulmuş…
“Edep yerler” yalattırılmış!
Asrın lideri…
Bir kez daha “deniz aşırı” fatihi olarak dönüyor iken…
O da ne?
Vezir Fidan’dan itiraf gibi açıklama:
“… KAAN Uçaklarının motorlarının verilmesini onaylamıyor ABD KONGRESİ!”…
Buuum…
Tam 12’den…
Hedef kim?
Ailede kim İHA, SİHA, UÇAK MEREKLISI?
Neyse…
Meğer biz…
Dünya liderimiz sayesinde…
Motorsuz olarak uçan kainatın ilk ve tek UÇAĞINI yapmışız!
Üstelik bu motorsuz uçaklardan 48 tanesini de Endonezya’ya itelemişiz!
Boşuna, “… onlar bu işi bilmezler BEN EKONOMİSTİM, EKONOMİST!” diye demiyormuş…
Şaşırmayın sakın ola…
“Ay’a 4 şeritli yol yapan”…
Neden motorsuz uçan uçak yapmasın?
Pimi çekilen SES BOMBASINI ortaya sallıyor, Hariciye Nazırı…
Şimdi sıra Şehzade ve damatlarda…
Bakalım onların saldırılarının tahrip gücü ne ölçüde ve nereye yönelik olacak?
Halef kim olacak kavgası nasıl bitecek?
Elbette bilemeyiz…
Ama şurası kesin gibi…
Oldukça çok hasarlı geçecek ve bazı kelleler gidecek!…














