Aralığın sonları, Selçuk isli puslu bir hava içinde.
Yağmur yağacak gibi oluyor ama nafile.
Mizah Festivali için buradayız.
Böyle bir havada Selçuk sokaklarındayım.
Önce Aziz Yohanness bazilikasını geziyorum, oradan ara sokaklara girip Efes Müzesi’ne kadar yürüyorum.
Dar sokaklarda küçük oteller, Bodrum begonvillerinin duvarlarını süslediği şirin kafeler var.

Çoğu yabancı dilde yazılı isimlerle sokağa yerleşmiş.
Arada 1380’li yıllarda yapılmış İsabey Camisi önüme çıktı.
Roma’yı gezenler bilir, kafanızı nereye çevirseniz orada tarihin derinliklerinden gelen bir şey sizi karşılar.
Sanki etrafınızda Sezar, karısı Kleopatra ve bilcümle tarihsel şahsiyetler…
Onlarla hayalleriniz çoğalır, o tarihi yapılar daha bir anlam kazanır.
<![if !vml]><![endif]>İşte Selçuk da böyle…
Tarih burada, her şey yanı başınızda gibi…
Bir de Meryemana Evi, Efes Antik Tiyatro, Şirince köyü var ve bunlar bu toplamın dışında yani ilçenin bir miktar dışında.
Bunlar da eklenirse varın zenginliği görün artık!
***
Basında Mizah panelinde Lütfü Dağtaş ve Nâzım Alpman düşüncelerini paylaşırken oturumu Salim Çetin yönetti.
Tabii Selçuk denince öncelikle turizm ve tarihsel yerlerin ziyareti akla geliyor.
<![if !vml]><![endif]>Oysa benim gibi Selçuk’ta, Cumhuriyet Meydanını ve tabii ki kenti boydan boya kesen yolun iç kısımlarındaki güzelliği görüp buraları gezmiş olsanız bu düşünceniz değişebilir.
Zihniniz hem tarihsel yer imgelerine hem de Selçuk’un kent imgesine açılır, sizdeki algı değişebilir.
Senarist, Yönetmen Yüksel Aksu; son çalışması Bak Postacı Geliyor filmi üzerine söyleşiyor.
Meydandaki güzelliklerden biri Mehmet Aksoy’un Kurtuluş Yolu Anıtı.
1990’larda yapılmış bir heykel bu.
Doğrusu meydana da çok yakışmış.
Heykelin içinden uzun bir yol geçiyor, arka yüzde ise Nâzım’ın Kuvayi Milliye şiiri yer almış.
***
Bugüne kadar Selçuk benim için, içinden geçilip Kuşadası’na ya da Efes’te tiyatro izlemeye gidilen bir yerdi.
Gördüklerimden sonra bu algı değişime uğradı.
Belediye Başkanı Filiz Ceritoğlu Sengel’e de söyledim: Bendeki Selçuk’un kent imgesinde öncelik Efes’inmiş.
Şimdi değil artık.
Kentin kendine özgü mimarisi, sokağı, parkları bendeki bu algının değişmesine neden oldu ve Selçuk benim için tarihsel mekânlarıyla sevdiğim bir şehir artık.
O halde öncelikle transit yoldan gidenleri kentin içine çekecek yöntemleri bulmak gerekiyor.
Kent Belleği Müzesi, Mehmet Aksoy’un Kurtuluş Yolu Anıtı’nın süslediği meydan bu güzelliklerin somutlaştığı alanlar.
Bunlara Efes Müzesi’ni, Kale’yi, St. Jean Kilisesi gibi tarihi alanları da ekleyin. Güzel bir şehir çıkıyor ortaya.
***
GELELİM FESTİVALE…
Gazeteci Nâzım Alpman’dan başlayalım:
Alpman basındaki mizahı anlatırken söze, 1970’lerde bu yana süren gazetecilik deneyimlerinden başladı.
O yılların gazetelerinde birinci sayfalarını süsleyen Turhan Selçuk, Bedri Koraman ve diğer ustaların karikatürlerini, gazetelerin yayımladıkları mizah eklerini hatırlattı bize.
Mizahın hem eleştirel hem de gülümseten yanına değindi.
Günümüzde ise bu hoşgörünün mümkün olmadığının altını çizdi.
Bir başka usta ise yazar, yayıncı Turgut Çeviker’di.
Çeviker, karikatür ve mizah üzerine incelemeleri olan usta bir kalem.
Yönlendirici olduğu panellerde bu girişimlerinden hep söz etti.
Gırgır mizah dergisinde yetişip Kahpe Bizans ve Osmanlı Cumhuriyeti filmlerini çekmiş, onlarca dizinin senaryosunda imzası olan bir başka usta isim ise Gani Müjde’ydi.
Müjde, günümüzde sinemada ve dizi sektöründeki zorlukları, bundan sonra dizi ve film yapmanın mümkün olamayacağı gerçeğini festival izleyicileriyle paylaştı.
O nedenle kendisinin epeydir senaryo yazmaktan da vazgeçtiğinin altını çizdi.
Başka bir usta isim, gene film dünyasından Yüksel Aksu’ydu.
Festival izleyicisi Bak Postacı Geliyor filmini izledi. Öncesinde ise Aksu’yla söyleşi vardı.
Film, Dondurmam Gaymak filminde olduğu gibi, yerel bir konuyu eksenine alıyordu.

Ege’deki bir kasabada (Muğla-Ula) geçen bir aşk hikâyesiydi filmin konusu.
Aksu, anonim kodlarla, yani herkesin bildiği doğrular üzerinden film yapmak yerine, yerelde, doğduğu Ege kasabası Ula’da yaşanan hikâyelerden yola çıkarak bu filmi çektiğini belirtti. Yerel renkleri tercih ettiğinin özellikle altını çizdi.
Bak Postacı Geliyor, Ula’da babasının yaşadığı aşkın hikâyesi zaten.
Ancak filmin gişede istenildiği gibi olmadığını da açık sözlülükle söyledi.
İnsanların sinemadan çekildiği, sinemaya gidenlerin de niteliksiz komedileri tercih ettiği gerçeği Aksu’nun saptamalarından.
***
YURTDIŞINDAN BİR KONUK
Festivale Kosova’dan karikatür sanatçısı Gani Sunduri katıldı.
Karikatür sergileriyle İstanbul’dan Ohannes Şaşkal, Canol Kocagöz gibi iki usta da festivale katkı koyanlardı.
İzmir’den Aziz Nesin sıcaklığını bize aktaran Bekir Yurdakul, Türk basının iki duayen ismi; Çetin Altan’ı ve mizah dergiciliğinin bugünkü durumunu bize anlatana yazar, fotoğraf ustası Lütfü Dağtaş, gene karikatürde sözü olan Menekşe Çam ve çocuklarla karikatür atölyesi gerçekleştiren Mustafa Yıldız’ın emeğini unutmamak gerek.
***
Festivalin akademik ayağında mizahın antik dönemden bugüne geliş öyküsünü akademisyen Banu Ayten Akın anlattı.
Müzikteki mizah ise Serhan Yedig’in konusuydu.
Yedig aynı zamanda bir Ayvalık tutkunu.
Bir de hepimizin tanıdığı heykel ustası Mehmet Aksoy vardı.
Mehmet Aksoy, biliyorsunuz, Kars’taki heykeli nedeniyle tartışmalara konu olan sanatçı.
Ancak hemen söyleyelim Aksoy geri adım atacak biri değil.
Direngen bir sanat insanı.
O heykeline yapılan hakareti mahkemeye taşıyıp epeyce bir tazminat almış.
Aksoy, izleyicilere, pek çok kentin daha girişinde görülen heykelleri anlattı.
Bunlar; kimi horoz, kimi havuç, kimi çaydanlık hatta karpuz olan bile var…
Belli ki belediye başkanları iyi niyetle bu heykelleri şehirlerinin tanınmasına katkıyı amacıyla yaptırmışlar.
Ancak Aksoy’un bu çalışmalara itirazı, bunların sanat açısından zayıf oldukları, herhangi bir sanatsal estetik değer içermedikleri yönüneydi.
***
En sona festivalin yaratıcısı Vecdi Sayar’ı koydum.
Çünkü o aynı zamanda işin koordinatörü.
Ayrıca da birçok panelin kolaylaştırıcısıydı da.
Sayar, önceliği sinema olmakla beraber pek çok konuda usta bir isim.
İzmir Mizah Festivali’nin dokuzuncusu esas itibariyle onun enerjisi ve Başkan Filiz Hanım’ın sanata verdiği değerin sonucu hayata geçti.
Dileyelim 10.su da yapılabilsin!














