Yazılarımı takip eden dostlar bilir…
Geçen yaz köşe yazılarımın yarısını düğün salonlarında yazdım. Zaten bizim oralarda düğün sezonu açıldı mı belediyeden önce benim takvim doluyor. Öyle ki bazı düğün sahipleri imamdan önce beni arıyor.
“Abi kesin gel, halay sensiz dönmüyor…”
Haklılar da…
Benim olmadığım düğünde oyun havası bile mahcup çalıyor.
Tabii işin şakası bir yana, yaz aylarında bir gecede üç düğüne yetiştiğim çok olmuştur.
Düğünden çıkıp başka düğüne giderken konvoylara korna çala çala katıldığım zamanlar oldu.
Hal böyle olunca ben de yazılarımı düğünlerde yazmaya başladım. Çünkü bizim düğünler sadece altın takılan yerler değildir; memleket sosyolojisinin canlı yayın merkezi bana göre.
Geçen hafta yine bir düğündeyim…
Ortam güzel. Halay ayrı dönüyor, dedikodu ayrı dönüyor, ekonomi zaten herkesin cebinde yanıyor.
Tam o sırada yaşlı bir teyzemiz masamdaki tanıdığına öyle bir çıkıştı ki, zannettim ki miras kavgası çıktı.
Dedi ki:
“Ahmet üç bin lira taktı! Bize bir pasta bile gelmedi!”
Bakın mesele pasta değil.
Mesele adalet.
Kadın resmen Birleşmiş Milletler Gıda Komisyonu adına konuşuyor. Ses tonu öyle ciddi ki sanırsın düğünde pasta değil de, devlet ihalesi dağıtılmışta. İsmail’i annesine haber verilmemiş. İyi bakın ama
Bir tarafta kuru pasta…
Diğer tarafta üç bin liralık takı…
Ekonomistler bunu incelemeli bence.
Bizim milletin matematiği de enteresandır.
Takılan altın gramla ölçülür ama ikram vicdanla hesaplanır.
Teyze haklı mı?
Vallahi orasını bilmem ama şu cümle tarihe geçer:
“Ahmet üç bin taktı, bir pasta çok görüldü.”
Bu cümle var ya…
Türkiye’nin ekonomik özetidir bence.
Zaten bizim düğünlerde artık mutluluktan çok mali bilanço konuşuluyor.
Kim ne taktı?
Kim yarım taktı?
Kim çeyreği eski tarihli getirdi?
Kim takı takar gibi yapıp zarfı boş verdi?
Düğün bitiyor ama muhasebe sabaha kadar sürüyor.
Bir de bana kızıyorlar:
“Niye siyasi yazı yazmıyorsun diye?”
Ben köşe yazmaya başladığım gün kendi kendime söz verdim:
“Siyasete bulaşmayacağım.”
Ama memlekette siyaset o kadar hareketli ki bulaşmıyorsun, gelip sana bulaşıyor.
Şimdi ekranlara bakıyorum…
Dün birbirine “hain” diyenler bugün aynı yayında birbirine “kıymetli dostum” diyor.
Dünün en sert adamı bugün barış güvercini olmuş.
Dün bağıran bugün demokrat, dün demokrat olan bugün vatan kurtarıyor.
Bir bakıyorsun dün ağlayan bugün alkışlıyor.
Bugün alkışlayan yarın başka yere kızıyor.
Memlekette fikirler ışık hızında değişiyor.
NASA görse siyasi dönüş hızımızı uzay mekiği yapar.
Dünün en koyu faşist’ti bugün ekranlarda marş söylüyor:
“Gün doğdu hep uyandık…”
Zaten biz millet olarak uyanmaya bayılırız.
Yalnız nedense her uyandığımızda cüzdan biraz daha uyumuş oluyor.
Neyse…
Ben yine düğünlere döneyim.
En azından orada herkesin tarafı belli:
Gelin tarafı, damat tarafı…
Bir de pasta bekleyip gelmeyince muhalefete geçen teyze tarafı…














