Birkaç ay önceydi; Urla’da bir edebiyat festivali düzenlenme işine girişen arkadaşlar benden yardım isteyince, her zaman olduğu gibi kendi yerelimizdeki değerleri öne çıkaran bir anlayışı savunan biri olarak, Ahmet Büke, Hidayet Karakuş ve adı edebiyat ortamında çok da dolaşımda görünmeyen ancak üç romanı olan Berna Kumaş Sipahi gibi İzmirli isimleri programa koymaları gerektiği talebimi iletmiştim.
Programda yer alır mı bilemem ama iletmesi benden!
Sonra düşündüm; Hidayet Karakuş, Bana Bir Resmini Yolla1 yapıtıyla 79. Yunus Nadi Roman Ödülü’nü aldı. Büke deseniz o da yakın zamanda Orhan Kemal Roman Ödülü’nün sahibi oldu.
Dolayısıyla bu iki isim bir hayli tanınıyor.
Oysa Berna Kumaş Sipahi benim gördüğüm edebiyat ortamının dışında gibi.
Ödül aldığına dair bir haber de işitmedik ancak bu onun iyi romancı olmadığı anlamına gelmiyor elbette.
O halde neden adı dolaşımda değil?
Akla gelen kendi çabasının yetersizliği, bir de edebiyat dünyasında bir zamanlar var olan tanıtım mekanizmalarının artık çalışıyor olmaktan çıkmış olması.
Öyle ya, eskiden edebiyat dünyası buna çözüm bulmuştu.
Kitap çıkınca bir tanıtım ağı işliyor, eleştirmenler devreye giriyordu.
Kitap, öncelikle onların süzgecinden geçiyor, kitabın dili, biçemi, yaslandığı dünya görüşü enine boyuna irdeleniyordu.
Bu da okur nezdinde önemli bir referans kaynağı idi.
***
Nurullah Ataç, Berna Moran, Asım Bezirci, Mehmet Fuat ya da Fethi Naci’nin olduğu bir edebiyat dünyası uzun yıllar bu ağın güzelliğini yaşamıştı bilindiği gibi.
Bu da yetmez, yığınla edebiyat dergisi devreye girip bu eleştiri süzgecini sayfalarına taşıyordu.
Sonra da o mutfakta pişen yemek okura ulaşıyordu.
Şimdi bu iki ögede kitap dünyasından elini ayağını çekmek üzere.
Hatta çekti bile denilebilir.
Eleştirmenler yazmaz oldu, dergiler dönemin getirdiği koşullar nedeniyle alandan birer birer çekildi.
***
Hakkını yemeyelim, eleştirmen yok derken sayı itibariyle azlıktan söz ettiğimizi söylemek isterim.
Bu azlığa karşın kitap sayısında da içinden çıkılmaz bir biçimde çokluk var.
Bu durumda eleştirmenin bütün bunlara yetişmesi olanağı kendiliğinden ortadan kalkıyor.
Her neyse, kitap ve eleştirmen, dolayısıyla tanıtım ağı ne yazık ki başka bir noktaya evrilmiş durumda.
Bu da kitabın okur nezdinde “bilinmez” olmasına kapı aralıyor.
Okur, alacağı/ okuyacağı kitaptan bihaber…
O halde iş,kitabı basan yayınevine ve tabii ki yazarına düşüyor.
Piyasa koşullarına teslim olmadan kitap tanıtılacak, böylece okur da bundan haberdar olacak.
Uzun ve yorucu bir iş, hele yazar için…
***
Sanıyorum Berna Kumaş Sipahi bu tanıtım ağının nerdeyse hiçbir yerinde yok. Ne bir söyleşide ne bir imza gününde gördüm onu; anımsamıyorum.
Öyle ya başka türlü üç romanı, birkaç çocuk kitabı olan birinin bu ortamda yer almamış olması nasıl izah edilir ki!
***
90’lı yıllardı, Berna Kumaş Konak Belediyesi’nin halkla ilişkiler müdürlüğünü yaptığı dönemde ben de belediyede başka bir birimde çalışıyordum.
Sonra o büyük şirketlerin kurumsal iletişimini yapmak üzere başka alanlara açıldı gitti.
Yıllar sonra romanlarıyla edebiyat dünyasına adım attığına tanık oldum.
Önce Gökten Üç Elma Düşmüyor, 2Bir Günah Bir Sevap, 3Ben, Nefise4 çıkageldi.

Sonra da oğlu Atlas’ın dünyasından yola çıkarak bir dizi çocuk kitabı yazdığını biliyoruz.
Bu hafta Ben Nefise kitabını bitirdim.
Berna Kumaş, kadın sorunlarına duyarlı bir yazar, roman da doğal olarak kendi ayakları üzerinde duran, biraz ayrıksı ve kişilikli bir kadın olan Nefise’nin yaşamına ayna tutuyor.
Ödemiş’te doğan yoksul bir kız, varlıklı bir ailenin yanında yetişme şansı buluyor.
Ondan sonrası erkekler dünyasına boyun eğmeden, ayakları üzerinde duran ve farklılıkları kendine ilke edinmiş bir Nefise karakterinin romandaki yolculuğu.

Kitabın arka kapağında da yazıldığı gibi ‘öğretilmiş kalıpları ve ailesinin ona biçtiği rolü reddeden’ bir tavır Nefise’nin temel ilkeleri.
Kurduğu işlerde, ilişkilerde ‘kalıpları zorlayan’ izler hep önplanda.
İşinde, çocuklarıyla ilişkisinde, hatta evliliklerinde bile bu farklı bakışı görebiliyoruz.
Bir aşk bitmeden bir başkası başlıyor.
Peş peşe evlilikler geliyor.
Sipahi, romanıyla kadim evlilik kurumuna da göndermede bulunuyor mu, doğrusu bilemiyorum.
Bilindiği gibi Oscar Wilde, “İnsan hep âşık olmalı ve hep âşık kalmalı. Bu yüzden hiç evlenmemeli.” demiş.
Montaigne, “İyi evlilik sağır bir koca ve kör bir kadın arasında mümkündür.” diyerek evliliği kendince tarif etmeye çalışmış.
Dolayısıyla yüzyıllardır bu kurum zaten eleştiriden muaf olamamış.

Sipahi, romanıyla, insanın iç dünyasında olanlara ayna tutuyor.
Gündelik dili kullanışta yakalanan ustalıkla anlatım becerisi bir araya gelince güzel bir roman çıkmış ortaya.
Tek eksik tanıtıma ilişkin çabalardaki yetersizlik.
Bu da yazarına kalmış bir durum!
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/28058514/salim-cetin/izmirli-bir-yazar-berna-kumas-sipahi














