Karaktersizliği karakter edinmiş insanları anlamakta her zaman zorlanmışımdır. Beni yakından tanıyanlar bu cümleyle başlayan bir yazıyı kaleme almamı muhtemelen yadırgayacaktır. Onlardan peşinen özür dileyerek meramıma geçeyim.
Geçen hafta düğünler, takılar ve ikramlar üzerine birkaç satır yazdım. Biraz mizah kattım, biraz da toplumun kendi içinde konuşup yüksek sesle söylemeye cesaret edemediği şeyleri kaleme almaya çalıştım. Sağ olsunlar, birçok kişi yazıyı beğendi. Hatta öyle beğendiler ki bazıları yazının altına övgüler dizerken neredeyse gözlerim dolacaktı.
Sonra öğrendim ki aynı kişiler, yazının altındaki beğeni tuşundan parmaklarını çeker çekmez mahallede dedikodu turuna çıkmışlar.
Meğer bizim oralarda yeni bir meslek doğmuş da haberimiz yokmuş. Adı da “yazı tercümanlığı.”
Ben bir yazı yazıyorum, onlar hemen çevirisini yapıyor: “Bu yazı sana yazılmış.” “Yok yok, sana değil, filancaya yazılmış.” “Hayır, aslında falancanın gelinine gönderme yapmış.”
Kendilerine sorsanız Birleşmiş Milletler gözlemcisi kadar tarafsız, adli tıp uzmanı kadar kesin konuşurlar. Yazının içinde isim yok, adres yok, işaret yok… Ama onlar olay yeri inceleme ekiplerinden hızlı çalışıyorlar.
Bir yazıdan kavga çıkarma konusunda Nobel ödülü verilse, bizim bazı arkadaşlar madalyayı boyunlarına takıp teşekkür konuşmasını bile hazırlamış olurdu.
İşin en acı tarafı ise yaşlı bir teyzemizin bu dedikodu seferberliğinden nasibini almış olmasıdır. Yazının muhatabı olmadığı halde kendisine gidilip türlü türlü şeyler söylenmiş. Demek ki bazı insanlar yangın söndürmekten değil, kibrit dağıtmaktan hoşlanıyor.
Ne diyelim… Herkes kabiliyetine göre hizmet ediyor.
Kimi topluma fayda sunmaya çalışır, kimi de iki insanın arasına fitne yerleştirmek için mesai harcar. Sonra da akşam eve gidip kendisini barış elçisi ilan eder.
Beni asıl şaşırtan ise şu: Yazının altına “Kalemine sağlık” yazanlarla, arka sokakta “Bu yazıyı sana çakmış” diyenlerin çoğu aynı kişiler çıkıyor. Bu büyük yeteneği gerçekten takdir etmek lazım. İnsan aynı anda hem alkışlayıp hem kışkırtmayı nasıl başarabilir? Bu özel bir eğitim mi gerektiriyor, yoksa doğuştan gelen üstün bir yetenek mi?
Belki de çağımızın en büyük problemi budur. İnsanlar artık söyledikleriyle değil, söylediklerini kimlere taşıdıklarıyla değer görüyorlar. Dedikodu, bazı çevrelerde sosyal sermaye olmuş durumda.
Velhasıl kelam…
Ben yazılarımda isimlerle değil davranışlarla uğraşıyorum. Üzerine alınan varsa benim yapabileceğim bir şey yok. Çünkü bazen insan, yazıda kendisini buluyorsa bunun sebebi yazarın hedef göstermesi değil, vicdanın adres tarifini iyi yapmasıdır.
Yine de bu olay sayesinde önemli bir gerçeği öğrenmiş oldum.
Memleketimizde okuma oranı düşük olabilir ama yazılardan senaryo üretme oranı dünya ortalamasının oldukça üzerindedir.
Allah bu üstün yeteneği eksik etmesin.














