3. Bölüm
Üçüncü gün Alınca, Kabak koyu, Faralya rotası eğilip bükülüp kullanışlı hale getiriliyor. Kabak koyundan 800 metre irtifa ile Alınca’ya çıkılması tersine çevrilse de, Kabak koyu-Faralya etabıyla benzer rakıma çıkılıyor.
Alınca’da başlayan yürüyüş Kabak koyunda deniz molası için kesiliyor. Plajda bulunan tesislerin soyunma kabinleri ve duşları kullanılıyor, plaj için giriş ücreti ödenmiyor.
Denize girmeyen arkadaşlar kıyıdaki restoran-kafe de yeme, içme dinlenme yapabiliyor.
Buluşma saatinde bazı arkadaşlar kalan rotayı yürümek yerine dolmuşa binerek kamp alanına dönüyorlar. Kalan arkadaşlar zor bir tırmanışla Kabak koyu-Faralya hattını yürümeye başlıyor. Kabak koyu’na bir kilometre kalasıya kadar sürekli yokuş çıkılan zor bir etaptı.

Otobüsü beklerken dut ağaçlarının olması zamanın ve yorgunluğun unutulmasını sağladı.
Kampa vardığımızda ilk defa sıcak su ile duş almak güzeldi. Hemen yemek başlamıştı.
Aynı kaplarda günün menüsü Musakka, pirinç pilavı, yoğurt oldu. Öğlen Kabak koyunda yemek yiyenler için yeterli bir yemek oldu.
Masadaki sohbetin konusu Nihat’ın dört balığı zıpkınla şişe dizimiydi.
Kemo Pepiç, yapay zeka kullanarak benden süper adam yarattı. “Nihat, senin yaptığın ne ki, Duran abi, ağzı ile balık yakalıyor” diye su altında ağzında balık fotoğrafımı göstererek el yükseltiyordu.
Bu şakalar diğer günlerde de devam edip gitti.
Kampta son gecemiz, bazı arkadaşlar Hisarönü’ne eğlence mekanlarına gittiler.

Gece yarısını epey geçmişti, çadırımın önünde, Doktor Sultan hanımın fısıltı ile konuşmasına uyandım.
Ambulans çağırıyor, gürültü yapmadan gelin uyarısı yapıyor. Belli ki bir arkadaşımız hastalanmış. Otuz beş yaşında, bayan olduğunu, hastanın şikayetlerini karşı tarafa telefon ile iletiyordu. Sonradan, ambulans gelip arkadaşı götürmüş.
Sabah kalktığımda çadır alanın yarısı boşalmıştı. Hemen tulum ve yatağı topladım. Çadırı söktüm, eşyalarımı denk yaptım.
Çadır ve yatak malzemeleri bir paket, bir çanta artık kullanılmayan eşyalar, bagaja verilecek.
Bugün ve yolculukta kullanacağım eşyaları sırt çantamda yanımda taşıyacağım. Üç parça eşyam var, taşımak kolay değil. Yine otobüs uzakta. Karıncalar gibiyiz, sırtlarımızda eşyalar otobüse doğru sıralanıyor, telaşla zamanla yarışıyoruz.
Dördüncü gün için program 8 km yürüyüp, plaja gitmek, sonra vakitlice yola çıkmaktı. Akşam anket yapılarak yürüyüş seçeneği elendi. Plaja gidilecek, sonra yola çıkılacak.

Gemiler koyuna gitmeye karar verildi. Giriş 150TL. Metin gitti, pazarlık yaptı 100 TL ye anlaştı. Soyunma kabini, duş, tuvalet içinde. Masalara oturmak, şezlong paralı.
Dağın kenarını kapatmışlar, vatandaşı sokmuyorlar, her şey ücretli. Terliğimi bagaja vermiştim, denize girmeyi düşünmüyordum. Yapacak başka bir şey yok, bir terlik alayım denize gireyim. Terlik 700TL, hadi sana 500 olsun.
Deniz mayo aldı, 500TL, hadi 400 olsun. Bu arada Deniz, oğlum değil, arkadaşım.
İki saatlik deniz molası sonrası otobüse doluştuk. Yol üzerinde köfteci Yusuf aramaya başladık.
Elli kişilik rezervasyonu kimse yapmıyor. Tatil dönüşü herkesler yollarda. Rezervasyon yaptıramadığımız, otobüsün benzin aldığı yerdeki Köfteci Yusuf’a daldık. Bir on dakika şaşkınlık yaşasalar da çabuk toparlandılar. Masalar temizlendi, yemekler yendi, çaylar içildi. Artık yola düşme zamanıydı. Tek şoför olduğu için zorunlu molalar, bazen ihtiyaç molaları vererek, gece yarısını geçerken Bursa’ya girdik.

Otobüste sıra arkadaşım Kıymet hanımla birlikte, dönüşte önden ikinci sıraya geçtik. Arkadaki iki sıra öndeki, iki sıra ile yer değiştirme kuralından faydalandık.
Kıymet, müziklerden sorumlu müdürümüz. Otobüste günün neşe ile geçmesi için oyun havaları, türküler, şarkılar çalıyor. Sıra ile istek parça çalmaya başladı, bugün 31 Mayıs Nurhak katliamının yıl dönümü. Sinan, Kadir, Alpaslan’ı, “Nurhak sana güneş doğmaz” türküsü ile analım.
Kampa giderken yanıma aldığım iki kitap “Anılara Yolculuk- İsyan ve Aşk” gidiş yolunda satıldı. Deniz ve Ebru imzalı kitaplarını aldılar.
Sevgül hanımın düşüşünü önleme kahramanlığım önce yanlış anlaşılsa da dönüş yolunda geçmiş hayatımın ifşa olması nedeniyle yanlış anlaşılmaya mahal olmadığından, tatlıya bağlanmış oldu.
Otobüsün soğuması üzerine “kalorifer yakılsın” talebine Erdal’ın “bu havada kalorifer mi yanar?, üşüyen yanındakine sarılsın” çıkışı üzerine “Erdal, yanımda Kıymet var” diye cevap vermem, Erdal da şaşkınlık, otobüste gülüşmelere neden oldu. Arkamda oturan en küçük doğasever dördüncü sınıf öğrencisi Aysima, gelip bana sarılarak, “ben sana sarılırım Duran emmi” dedi.

Gezinin yıldızları Aysima ve Emir’i kuvvetli bir alkışlayalım . Gık demeden yürüdüler, gruba neşe ve güzellik saçtılar.
Hastaneye giden arkadaşımızı dönüş sabahı otobüse aldık. Geride kimse kalmadı. Özel araçları ile gelenler aynı şekilde döndüler.
Kaptanımız Hüseyin bey rastladığım sakin, kibar, sabırlı, iyi yürekli bir dost. Bu kadar insanın nazını çekmek kolay değil. Fedakarlık ayrı bir kalemde yazılmalı. Bizimle gelip, çadırda kalan, aynı karavana yemekleri yiyen birisi, teşekkürü fazlası ile hak ediyor
Başkan Ayhan Kazancı, Erdal Genç, Ebru Çalıbaşı, Metin Rona, kendileri gelmese de organizasyonda emeği geçen Aslıhan ve Ersin’e çok teşekkür ederim..
Yürüyüşlere gelmeyip farklı program yapan arkadaşlar da memnun ayrıldılar. Gemi ile on iki ada turu yapanlar çok güzel olduğunu söylediler.
Mevsim, yürüyüş ve denize girmek için uygundu. Katılımcıların her biri özel yetenekleri olan, doğa ile barışık, olumsuz koşullara boyun eğmeyen güzel insanlardı.

Antik çağ kalıntıları ve eşsiz deniz manzaralı 535 km. lik Likya Yolu’nun ilk etabını yürüdük.
Pers, Antik Yunan, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı izleri taşıyan 3000 yıllık antik göç ve ticaret yolları, kırmızı, beyaz boyalarla işaretlenmiş, ya da üst üste taşlar konularak yolun geçişi anlatılmış uzun bir yol.
İşaretleri takip ederek Muğla, Fethiye’den, Antalya’ya uzanan bu yolu yürümek bir ayrıcalık.
Sevgi ve sağlıcakla kalın, başka bir rota ve kampta görüşmek dileğiyle, hoşçakalın, dostça kalın.
Duran Çoban
03 Mayıs 2026
Dikili / İZMİR














