Mesela bu hafta sonu üniversite sınavları vardı.
Hem cumartesi hem pazar… İnsan ister istemez soruyor; neden iki gün üst üste? Devletimiz bu çocukları sınavsız, bilgi birikimine veya yeteneğine göre yerleştiremez mi? Elbette yerleştirir. Peki sınavları herkesin kendi okulunda yapamaz mı? Pekâlâ yapar. Peki neden çocukları en az yüz kilometre ötedeki okullara gönderme ihtiyacı duyar?
Şimdi bazı kötü niyetli vatandaşlar hemen “Bize eziyet olsun diye!” diyecekler. Belki yüksek sesle söylemezler ama içlerinden geçen budur biliyorum.
Oysa meseleye biraz geniş bir açıdan bakmak lazım arkadaş.
Bir düşünelim; bir elimiz yağda, öteki balda. Yediğimiz önümüzde, yemediğimiz arkamızda.
Gezmek desen bizde yok.
Sokağa çıkmak desen yok. Sarkan göbeklerimizden önümüzü göremez hale gelmişiz.
Obezite kapıda bekliyor.
Canım devletimiz bunları görmez mi?
Elbette görür.
Görünce ne yapar?
Elbette biz kafa yormayalım diye bizim yerimize de kafa yoruyor.
Bakmış ki millet evden çıkmıyor, sosyalleşme hak getire, unutmuş;
hemen çözümü bulmuş iki gözümün çiçeği.
Çocukların sınavını bahane edip aileleri iki günlüğüne dışarı çıkaralım demiş.
Mesela ben cumartesi günü bir üniversite kampüsündeydim. Kampüsün önündeki parkı görünce gözlerim yaşardı.
Bir tek yatak yorgan getirmeyen kalmıştı. Kilimler serilmiş, piknik sepetleri açılmış, termoslardan çaylar dökülüyor, kahveler hazırlanıyor, kurabiyeler, börekler, hatta kısır yapanlar bile vardı.
Tabii herkes ailece gelmiş, evlat bu.
Muhabbet desen maşallah, yılların hasreti gideriliyor.
Ben şahsen birkaç yıllık sosyal aktivite ihtiyacımı bir günde karşıladım.
Ertesi gün başka bir bölge, başka bir okul.
Bu sefer bir lise…
Hafif yamaçta.
Ana yola sıfır, gölge yok, tepede güneş kavuruyor.
İlk başta kötü bir izlenim oluştu bende.
Ama biraz düşününce devlet aklının büyüklüğünü hemen kavradım.
Biz güneş görüyor muyuz? Hayır.
D vitamini alıyor muyuz? “O da ne!?” diyenleri duyar gibi oldum.
Demir, çinko, vitamin desen bizde “hak getire…”
Ne yapsın canımın içi devletimiz?
Sağlığımızı da düşünmek zorunda.
Koymuş bizi asfaltın üstüne, güneşin altına…
İki saat bekledik mi? Tamamdır.
Birkaç yıllık D vitamini depolarımız doldu mu? Dolar tabii.
Şimdi bazıları çıkıp “Yol masrafı, yakıt masrafı…” diye söylenecek biliyorum.
Olur mu canım? Demezler demeyin, derler.
Devletimiz bizim için canını dişine takmış, geleceğimiz için gece gündüz düşünüyor. Elbette ekonomiyi de düşünür. Bir depoyla yüz kilometre gidip gelirken aracın motoru açılıyor, lastikler kendine geliyor, benzin istasyonları nefes alıyor, otoyollar şenleniyor. Ekonomi dönüyor işte!
Hem düşünsenize; çocuk sınava giriyor, anne baba piknik yapıyor, dedeler torun seviyor, güneşten vitamin alıyoruz, benzinci kazanıyor, simitçi kazanıyor, çaycı kazanıyor… Daha ne olsun?
Devlet-i Âlâ bize daha ne yapsın?













