FİLİGRANINIZI GÖSTERİN
Evliliği kötü gitmeye başlayan Temel bir psikoloğa gitmiş. Seans sonunda ayrılırken psikolog son kez tembihlemiş Temel’i;” Unutmayın, mutlaka sevdiğinizi karınıza gösterin!”
Temel hemen evin yolunu tutmuş. Pencerenin önüne geçip karısına seslenmiş;
“ Fadime hemen puraya gel !” Fadime yanına gelince gayet bilimsel konuşmuş Temel;” Evliliğimizu kurtarmak içun pugün psikoloğa gittum. Ne işe yarayacaksa , mutlaka sevdiğimu sana göstermem gerektiğinu söyledu. Pak şu karşu kaldirumdaki sarişunu göreyi misun? İşte sevdiğum o karidur!”
( Bir Ulvi Puğ fıkrasıdır.)
İnsan ilişkilerinde sevdiğini göstermek çok önemlidir.
Tabii, Temel gibi yapmamak kaydıyla.
Eh, insan 38 yıllık avukat olunca ister istemez biraz psikologlardan rol çalıyor.
Aynı evde iki usta şoför gibi yaşayan çiftler var. Bunlar 80 santimlik koridordan karşılıklı olarak birbirine değmeden geçmeyi başarıyorlar.
Sonunda o kadar yabancılaşıyorlar ki soluğu bir avukatın yanında alıyorlar.
Bazıları da evliliği film tadında yaşama derdinde.
Benim telefonumda eşim ve çocuklarımın ismi pek de romantik bir biçimde kayıtlı değildir. Oğlum aradığında ekranda “ Oğlum “ yazıyor, kızım aradığında “Kızım” eşim aradığında “ Hele Karım”.
Üçü bir araya gelince en sevdiğim kitaplardan birinin adı oluyor Giovanni Gıareschi’nin “ OĞLUM, KIZIM HELE KARIM” kitabı.
Film tadında yaşayanlarda ise en yaygın kayıtlar;” Aşkım” ve “ Bebeğim”.
Bu türler de bütün gün birbirlerine aşkım, bebeğim diye seslendiklerinden aşkı günaydın ya da iyi akşamlar’a döndürmeyi başarabiliyorlar.
Böyle bir çiftin;” Bebeğim o arabayı ve evi ben almıştım!”
“ Yoo! Aşkım! Sana zırnık koklatmam!” diye tartıştıklarına bizzat tanık olmuştum.
Psikoloğunu yanlış anlayan Temel, evliliğini kurtaramamış. Fadime mahkemede almış soluğu. Hakim kararı açıklamış;
“Sizi boşuyorum ve Fadime’ye de aylık yirmi bin lira nafaka veriyorum. “
Temel, büyük mutlulukla cevap vermiş hakime;” Allah sizden razu olsun Haçim Peyciğum! Arada pir üç peş kuruş da pen verirum, Fadume de geçinur gider!”
Bazıları da Temel gibi boşanmayı da yanlış anlayıp her şeyin çözümü zannediyorlar.
Elbette boşanma da evlenme gibi aynı zamanda sosyal bir olay ve sonunda ölüm yok. Benim kastettiğim boşanma eşiğinin çok düşmüş olması.
Bütün bunları gören bazı gençler de evlenmekten korkar oldular.
Temel’le 50 yıldır nikahsız yaşayan Fadime ;” Ula Temel!” demiş “ Artuk pizum de evlenme zamanimuz gelmedu mi?”
“ Haklisun Fadume!” demiş Temel “ Geldu gelmesune de pu yaştan sonra artuk pizu kim alur?”
Siz siz olun her şeyi Temel gibi yanlış anlamayın.
Boşanmanın temel sebebi şiddetli geçimsizliktir. Şiddet sadece dayakla olmaz. “ Eline sağlık!” dememenin “ Seni seviyorum!” dememenin yanınızdan geçen eşinize corona virüs görmüş gibi dokunmamaya çalışmanın da şiddet olduğunu unutmayın.
Yani anlayacağınız boşanmanın temel sebebine bir de siz Temel gibi sebepler eklemeyin.
Ve işe hemen bugün başlayın.
Yanınızda kim varsa, eşiniz, çocuklarınız, arkadaşlarınız ya da komşularınız, onlara sevginizi, değer verdiğinizi bir şekilde gösterin.
Ne kaybedesiniz?
En sevdiğim düşünür Fa-Lanca’ın ( ki yazıldığı gibi okunur) Atatürk Sevgisi ile ilgili söylediği çok sevdiğim bir sözü ile bitirelim yazımızı.
“Eğer, korkaklık, alçaklık, hainlik, cahillik, çıkarcılık gibi özelliklerin tümüne birden ve aynı anda sahip değilseniz, bu vatanı kurtarmış, bu cumhuriyeti kurmuş bir insan olarak Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü sevmek için bir nedeniniz mutlaka vardır!”
Ve şimdi Atatürk Sevgimizi göstermenin tam zamanı.
Az önce, sevginizi göstermekle ne kaybedersiniz, demiştim ya…
Burada durum çok farklı.
Atatürk Sevgimizi gereği gibi göstermezsek;
Çok şey kaybederiz!
Belki de her şeyimizi!
Çünkü; İçinde Atatürk sergisi olmayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı bence, içinde Atatürk Filigranı olmayan Türk Banknotu gibidir.
Bir HALTA YARAMAZ yani…
Tüm bu zor koşullara rağmen;
Yüreğinizden sevgi, içinizden ümit, yüzünüzden tebessüm eksik olmasın.
Herkese iyi pazarlar!
Ulvi Puğ














