Bu hafta ne yazacağımı düşünürken kendimi sosyal medyada gezinirken buldum. Aslını sorarsanız ne sosyal medyaya ne de televizyona öyle büyük bir ilgim vardır. Ama insan tamamen de kopamıyor.
Arada bir dönüp memleketin nabzına bakmak gerekiyor.
Karşıma çıkan başlıkların başını yine siyaset çekiyordu. Bir yanda Özgür Özel ve “yeni parti” iddiaları…
Demek ki bu memlekette umut da söylentiyle taşınıyor. Öte yanda CHP’de “butlan” tartışmaları, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday olabileceği konuşuluyor, bir köşede de Muharrem İnce’nin adı dolaşıyor.
Bunları görünce aklıma 29 Haziran 2025 tarihinde yazdığım “CHP’de İnce Kılıç Darbeleri” başlıklı köşe yazım geldi.
Meğer olmayan aklımla olacakları doğru okumuşum. Şaka bir yana, insan bazen kendi yazdıklarını bir yıl sonra okuyunca “Galiba bu kez isabet etmişim.” demeden edemiyor.
Ama asıl dikkatimi çeken siyaset değil, edebiyat cephesindeki tartışmaydı.
Çok değer verdiğim bir şiir eleştirmenimizin şairler üzerinden başlattığı bir tartışma…
Üstadımız, şairliğin bir usta-çırak ilişkisi içinde geliştiğini söylüyor. Doğrudur, değildir; buna hüküm verecek ne bilgiye ne de cesarete sahip olduğumu iddia edemem.
Zaten kimse beni şair sanmasın.
Olsa olsa şairlerin yamağı olurum;
O da kabul ederlerse…
Ama bu tartışmaya kendi yazma serüvenimden bakınca bambaşka bir manzara görüyorum.
Şiir benim için hiçbir zaman edebiyat kürsülerine çıkmanın yolu olmadı.
Şiir, içime kaçtığım zamanların sığınağıydı. Dünyanın gürültüsünden kaçıp kelimelerin sessizliğine saklanmaktı.
Yazarken de hiçbir zaman “Falanca şair bunu böyle yazmış, ben de öyle yazayım.” diye düşünmedim.
Ne birini taklit etmeye çalıştım ne de bir ekole sığınmaya…
Çünkü yaşadığım coğrafyada kitap bulmak bile çoğu zaman mucize sayılırdı.
Elime geçen her kitabı okumaya çalıştım.
İyisini de okudum, kötüsünü de…
Belki de bu yüzden bugün hâlâ başladığım hiçbir kitabı yarım bırakamıyorum.
Dünyanın en kötü kitabı bile olsa son sayfasına kadar okurum.
Çünkü bazen iyi yazmayı en çok kötü metinler öğretir.
Belki de şairlik gerçekten bir usta-çırak ilişkisidir.
Ama bazen de insanın en büyük ustası yalnızlığı, en iyi öğretmeni yaşadıklarıdır. Hayatın sert tokatları öyle dersler verir ki hiçbir usta o kadarını öğretemez.
Kim bilir…
Belki de bazı şiirler bir ustanın dizinin dibinde değil; gecenin en sessiz saatinde, kimsenin duymadığı bir iç çekişin içinde doğuyordur.














