sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…

ASAF DEMİRHAN Ekleyen ASAF DEMİRHAN
Eylül 14, 2026
in YAZARLAR
0
 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…
0
Paylaş
145
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

12 Eylül…

12 Eylül 1980’de Türkiye’de askeri faşist cunta ilan edildi. O dönemde lise öğrencisiydim. Bu dönemin bir tanığı olarak, darbenin insan bedeninde ve ruhunda yarattığı tahribatın ne kadar büyük olduğunu yaşadım. Ülke adeta açık bir cezaevine dönüştü. Yüz binlerce insan gözaltına alındı ve tutuklandı; işkence yaygın ve sistematik bir uygulama hâline geldi. Darbe sonrasında gözaltında ölümler ve ağır insan hakları ihlalleri yaşandı. (Human Rights Watch, 2012)

50 kişi idam edildi. Bunlardan biri, kamuoyunda 17 yaşında olduğu kabul edilen Erdal Eren’di; Eren 13 Aralık 1980’de Ankara Ulucanlar Cezaevi’nde idam edildi. On binlerce insan sevdiklerinden, evlerinden ve ülkelerinden ayrılmak zorunda kaldı. 12 Eylül darbesinin ardından yaşanan ağır insan hakları ihlalleri, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük travmalardan biri olarak hafızalarda kaldı. (Human Rights Watch, 2012) Human Rights Watch

Cunta döneminin yarattığı büyük tahribatı anlatmak yerine, geçtiğimiz hafta, 6 Eylül’de Almanya’nın bir eyaletinde yapılan seçimlerin ortaya çıkardığı tehlikeye dikkat çekmek istiyorum.

Çünkü 12 Eylül askeri darbesi üzerine çok sayıda yazar, gazeteci ve akademisyen yazdı, yazmaya da devam ediyor. Ben şu anda Almanya’da yaşıyorum ve bu ülkenin içinde bulunduğu sorunları doğrudan yaşıyorum. Bu nedenle Almanya’nın Sachsen-Anhalt eyaletinde yapılan seçim sonuçlarına ve ırkçı AfD’nin elde ettiği başarıya kayıtsız kalamam. 12 Eylül’ün acı deneyimlerinden gelen bir tanıklıkla, bugün burada yükselen ırkçı tehlikeyi anlamaya ve anlatmaya çalışacağım.

AfD’de…

(Alternative für Deutschland – Almanya İçin Alternatif)

Almanya’nın Sachsen-Anhalt eyaletinde 6 Eylül’de yapılan seçimler, yalnızca bir eyalet seçiminden ibaret değil. AfD’nin yüzde 43,8 oy alarak 83 sandalyeli parlamentoda 39 milletvekilliği kazanması, Almanya’daki siyasal dengelerin nereye doğru sürüklendiğini gösteren önemli bir uyarıdır. (Sachsen-Anhalt Statistisches Landesamt, 2026; Reuters, 7 Eylül 2026) Landesportal Sachsen-Anhalt+1

Mutlak çoğunluk için gerekli olan 42 sandalyeye üç sandalye eksik kalmış olsa da ortaya çıkan tablo son derece açıktır: Almanya’da aşırı sağ artık siyasal hayatın kenarında duran bir hareket değildir. AfD, Sachsen-Anhalt’ta tarihinin en yüksek eyalet seçim sonucunu elde etmiş ve parlamentodaki 83 sandalyenin 39’unu kazanmıştır. (Reuters, 7 Eylül 2026) Reuters

Üstelik burada söz konusu olan sıradan bir sağ parti değildir. Sachsen-Anhalt Anayasayı Koruma Teşkilatı, eyalet AfD örgütünü 2023 yılından bu yana “kesinleşmiş aşırı sağcı oluşum” olarak sınıflandırmaktadır. Kurum, eyalet AfD örgütünde insan onuru, demokrasi ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan tutum ve açıklamalar bulunduğunu belirtmektedir. (Verfassungsschutz Sachsen-Anhalt, 2023) MI Sachsen-Anhalt+1

Bu nedenle Sachsen-Anhalt seçimlerine yalnızca “AfD kazandı” diyemeyiz.

Bu sonuç bize ne söylüyor? Özellikle göçmen kökenli insanlar, bu kadar güçlü bir aşırı sağ karşısında ne yapıyor? Irkçı partinin yükselişinden veya iktidara gelmesinden yalnızca Alman halkı mı etkilenecek? Elbette değil.

Seçimlerden sonra dikkatimi çeken önemli konulardan biri de göçmen kökenli insanların cılız kalan tepkisiydi. Köln, Düsseldorf, Essen, Berlin, Frankfurt, Münih  gibi şehirlerde AfD’nin seçim başarısına ve Almanya’daki sağa kayışa karşı miting ve yürüyüşler düzenlendi. Berlin, Frankfurt, Düsseldorf, Köln ve Essen gibi kentlerde binlerce insan sokağa çıktı.

Ancak bu gösterilere göçmenlerin yeterince duyarlılık gösterdiğini söylemek mümkün değil.

Almanya’da milyonlarca göçmen kökenli insan yaşıyor.

Almanya’da doğmuş, burada büyümüş, burada eğitim almış, çalışan, vergi ödeyen, çocuklarını bu ülkede yetiştiren milyonlarca insan var.

Oysa hayatımızın önemli bir bölümü burada geçiyor. Çocuklarımızın geleceği burada. Evlerimiz, işyerlerimiz, okullarımız ve komşuluk ilişkilerimiz burada. Yaşadığımız şehrin ve ülkenin sorunları bizim de sorunlarımızdır. AfD’nin yarın ne yapabileceği artık daha açık bir şekilde görülüyor ve ırkçı dil, hayatın farklı alanlarında insanların yaşamına dokunmaya başladı.

Peki, neden siyaseti yalnızca Türkiye üzerinden konuşuyoruz?

Elbette Türkiye bizim tarihimizdir, kültürümüzdür, dilimizdir, hafızamızdır. Türkiye’de olup bitenlerle ilgilenmemiz son derece doğaldır. Ancak Almanya’da yaşayan bir insan için yalnızca Türkiye’deki siyasi gelişmeleri izlemek, burada yaşananları başkalarının sorumluluğuna bırakmak anlamına gelmemelidir.

Çünkü yaşadığımız ülkenin siyaseti de bizim hayatımızı doğrudan belirliyor.

Hangi okulun yapılacağına, hangi mahalleye yatırım yapılacağına, göçmenlerin hangi haklara sahip olacağına, sosyal konutların artırılıp artırılmayacağına, yabancı düşmanlığıyla nasıl mücadele edileceğine, eğitim ve sağlık politikalarının nasıl şekilleneceğine, eşit yurttaşlık hakkının nasıl sağlanacağına Türkiye’deki seçimler değil, burada yapılan seçimler ve kurulan hükümetler karar veriyor.

Bu nedenle artık yalnızca seyirci değil, müdahil olan insanlar olmalıyız.

AfD’nin seçim başarısının ardından “Bu sonuç yalnızca Almanların meselesidir” diye düşünmek büyük bir yanılgı olur. Çünkü aşırı sağın hedef aldığı toplumsal kesimlerin başında göçmenler geliyor. AfD’nin göç ve mültecilik konusunda sert ve kısıtlayıcı politikaları, seçim kampanyasının önemli başlıkları arasında yer aldı. (Reuters, 3 Eylül 2026; Reuters, 7 Eylül 2026) Reuters+1

Türkiyelilerin birinci sınıf göçmen görülmeleri, ırkçı saldırılardan muaf tutulacakları anlamına mı geliyor? Değil.

Bir anı…

Yazının akışı için parantez açarak bir anımı paylaşmak istiyorum.

Dortmund’da terzilik yaptığım ilk yıllarda, dükkânımın karşısına NPD’ye ait ırkçı bir afiş asılmıştı. Bir başka afiş de dükkânımın kapısına bırakılmıştı.

Benim karşılaştığım ırkçı taciz, öldürülen ve yakılan göçmenlerin yaşadıklarının yanında belki bir toplu iğne ucu kadar değildir. Ancak o günlerde yaşadığım bu saldırıya karşı bazı kişi ve kurumların gösterdiği duyarlılık çok önemliydi. SPD ve Die Linke’den bazı insanlar bana destek oldu,güç ve cesaret verdi.

Bu desteğin üzerinden 20 yıl geçmesine rağmen hâlâ unutmuş değilim.

Bir insanın kapısına ırkçı bir afiş asıldığında ya da ırkçıların şiddetine uğradığında karşı çıkmak; komşusunun, arkadaşının, çalışma arkadaşının yalnız olmadığını hissettirmek çok kıymetlidir.

Irkçılık, dün bir göçmenin kapısına bırakılan bir afiş olmaktan çoktan çıktı, ülkenin kaderini belirleyen bir noktaya gelmiş durumda.

Bündnis Sahra Wagenknecht’nin (BSW) tutumu üzerine…

Göçmenlerin önemli ölçüde desteğini alan Sol Parti’den (Die Linke) koparak kurulan ve içinde yakından tanıdığımız, göçmen kökenli, hatta “sosyalist” fikirleriyle bilinen parlamenterlerin de bulunduğu BSW’nin, Sachsen-Anhalt seçimlerinden sonra AfD ile görüşmeye açık olması ürkütücü.

BSW, 2024 yılında Sahra Wagenknecht’in Die Linke’den ayrılması sonrasında kuruldu. Sachsen-Anhalt seçimlerinde yüzde 5,3 oy alarak eyalet parlamentosuna girdi. (Reuters, 7 Eylül 2026) Reuters

AfD mutlak çoğunluğu sağlayamadı. Parlamentoda 39 sandalyesi bulunuyor ve hükümet kurabilmek için başka milletvekillerinin desteğine ihtiyaç duyuyor. CDU, SPD, Yeşiller ve Sol Parti, AfD ile hükümet kurmaya yönelik görüşmeleri reddederken BSW, AfD’nin görüşme teklifini kabul etti. BSW yönetimi enerji, eğitim ve “barış politikası” gibi başlıklarda AfD ile görüşme kararı aldı. (Tagesschau, 10 Eylül 2026) Ttagesschau.de

BSW ile AfD arasında resmen bir koalisyon kurulmuş değil. Ancak belirli konularda AfD ile görüşebileceğini açıklamış olması dahi en az hükümet ortağı olması kadar tehlikelidir.

Mesele BSW’nin AfD ile koalisyon kurup kurmadığı değildir.

Asıl mesele, aşırı sağcı olarak bilinen bir partiyle siyasi işbirliğini kuracağının açıklanmasıdır.Ona tanınan  kredidir. Bu durum, ırkçılığın meşrulaştırılması için önemli bir araçtır.

Demokrasi açısından asıl tehlike yalnızca aşırı sağın güçlenmesi değildir. Onun siyasal olarak normalleştirilmesi de ciddi bir tehlikedir.

Peki, bizler ne yapmalıyız?

“Bize ne yapılacak?” diye bekleyip düşünmek yerine, “Biz ne yapmalıyız?” sorusuna yanıt aramak zorundayız.

Çünkü demokratik toplum yalnızca seçim günü sandığa gitmekten ibaret değildir. Kaldı ki biz bu demokratik hakkımızı da yeterince kullanmıyoruz.

Mahallemizdeki toplantılara katılmakla, belediye meclislerini takip etmekle, sendikalarda ve derneklerde söz sahibi olmakla, okullardaki veli toplantılarına katılmakla, yerel siyaseti izlemekle, gerektiğinde siyasi partiler içinde mücadele katılmakla ve ırkçılığa karşı komşumuzun yanında durmakla…

siyasal sorumluluk üstlenmemiz gerekiyor.

Bu nedenle göçmenlerin siyasete katılımı yalnızca kendi haklarını korumak açısından değil, göçmenler için oluşturulan önyargıları kırmak ve demokrasinin geleceğini korumak açısından da önem taşıyor.

Irkçılık karşısında sessiz kalmamalıyız

Almanya’ya gelen ilk kuşağın önemli bir bölümü, hayata tutunabilmek için yıllarca çalıştı. Dil öğrenmeye, bürokrasiyle uğraşmaya, çocuklarını yetiştirmeye ve kendilerine yeni bir hayat kurmaya büyük mücadeleler verdi.

Aynı şeyi ikinci kuşak ve sonrakiler için söyleyemeyiz. “Almanya’ya gelmiş, gitme hayalini kuran insanlar” olmadığını biliyoruz.

Onların çocukları, torunları artık bu toplumun bir parçasıdır.

Bu nedenle siyasal sorumluluğu büyük.

Bir ülkede yaşamak, yalnızca o ülkenin ekonomik imkânlarından yararlanmak değildir. O ülkenin geleceğine ilişkin söz söylemek, gerektiğinde sorumluluk almak da yurttaşlık bilincinin gereğidir.

Mahallemizde, belediyemizde, sendikamızda, derneğimizde, okulda ve işyerimizde sözümüzü söylemeliyiz.

Çocuklarımızın geleceğini yalnızca onların bireysel başarısına bırakmayız.

Çünkü biz artık yalnızca Almanya’da yaşayan göçmenler değiliz; Alman toplumunun bir parçasıyız.

İkinci kuşağın çocukları, hatta torunları bugün okula gidiyor. Kuşaklar değiştiğine göre bizler de değişmek zorundayız.

Tarih bize ne söylüyor?

Sachsen-Anhalt seçimleri herkese büyük bir uyarıdır.

AfD’nin yüzde 43,8’e ulaşması yalnızca bir seçim sonucu değildir. Aynı zamanda demokratik toplumun hangi noktaya geldiğini gösteren ciddi bir işarettir. (Sachsen-Anhalt Statistisches Landesamt, 2026; Reuters, 7 Eylül 2026) Landesportal Sachsen-Anhalt+1

Bu tehlikeyi görmezden gelebiliriz.

Sessiz kalabiliriz.

“Bizi ilgilendirmiyor” diyebiliriz.

Ama bunun bedelini yarın hep birlikte ödemek zorunda kalabiliriz.

Hitler’in insanlığa yaşattıklarını yalnızca tarih kitaplarından değil, o dönemi yaşayan insanlardan da öğrenmeliyiz.

Dortmund’a geldiğim ilk yıllarda tanıdığım, Hitler’in zulmünü yaşamış Heinz Jürge (1914–2004) ya da çocukluğunu Hitler faşizminin zulmü altında yaşayan Willi Hofmeister (1928–2020) gibi canlı tanıklarla bulunduğumuz kentlerde mutlaka karşılaşmış, konuşmuşuzdur. Peter Gingold (1916–2006) gibi devrimcilerin hayat hikayesini…

Peter Gingold…

Peter Gingold, Hitler dönemini yaşamış, gençliğinde faşizme karşı mücadele vermiş bir isimdi. Nazi döneminde Almanya’dan Fransa’ya sürgün edilmiş, Fransız Résistance’ında mücadele etmiş ve savaş sonrasında da antifaşist mücadelesini sürdürmüştür. (Wollheim Memorial; Liberation Route Europe)  Wollheim Memorial+1

Gingold’un hayatı ve mücadelesi bize önemli bir ders veriyor: Faşizm ortaya çıktıktan sonra karşı koymak elbette gereklidir; ancak onu güçlendiren gelişmelere zamanında karşı çıkmak da aynı derecede önemlidir.

Peter Gingold, Nazi döneminde Fransız Résistance’ında mücadele etmiş, savaş sonrasında da hayatı boyunca faşizme, ırkçılığa ve antisemitizme karşı tutarlıduruşuyla bilinen bir devrimciydi. (Wollheim Memorial; Liberation Route Europe) Onun hayatı ve mücadelesi önemli derslerle dolu.

Bu nedenle çocuklarımızın geleceğini, ırkçılığı destekleyen ve onlara kredi açanlardan değil; ırkçılığa karşı mücadele etmiş insanların hayat hikâyelerinden, Almanya’nın yakın tarihinden ve 12 Eylül 1980 faşist darbesinin yarattığı acı deneyimlerden öğrenmeliyiz.

Asaf Demirhan
12.09.2026

Post Views: 367
Önceki yazı

İKİ MEZAR TAŞI

ASAF DEMİRHAN

ASAF DEMİRHAN

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
İSTİFA VE İSTİĞFAR

İSTİFA VE İSTİĞFAR

Şubat 11, 2026
DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI VE MAYISTA YİTİRDİĞİMİZ DEVRİMCİLERİ ANMAK -1

DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI VE MAYISTA YİTİRDİĞİMİZ DEVRİMCİLERİ ANMAK-6

Mayıs 21, 2025
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…

 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…

Eylül 14, 2026
İKİ MEZAR TAŞI

İKİ MEZAR TAŞI

Eylül 13, 2026
GELENEKSEL HAFTA SONU MANİLERİ

GELENEKSEL HAFTA SONU MANİLERİ

Eylül 13, 2026
Mustafa Yıldız’dan…

Mustafa Yıldız’dan…

Eylül 13, 2026

Güncel Haberler

 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…

 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…

Eylül 14, 2026
İKİ MEZAR TAŞI

İKİ MEZAR TAŞI

Eylül 13, 2026
GELENEKSEL HAFTA SONU MANİLERİ

GELENEKSEL HAFTA SONU MANİLERİ

Eylül 13, 2026
Mustafa Yıldız’dan…

Mustafa Yıldız’dan…

Eylül 13, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…

 Irkçı AfD’nin Zaferi ve Göçmenler…

Eylül 14, 2026
İKİ MEZAR TAŞI

İKİ MEZAR TAŞI

Eylül 13, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.