6 Kasım, İzmir’in sonbaharına yakışan, paylaşmanın ve dayanışmanın öne çıktığı güzel bir akşamdı.
Eski adıyla Dar Ağacı, bugünkü adıyla Umurbey Mahallesi’nde, Avi Art Sanat’taydık. Halkların İklim Zirvesi İzmir Meclisi’nin düzenlediği takas gecesinde bir araya geldik.
Alışılmış alışveriş kültürünün dışında, paranın ve tüketimin belirleyici olmadığı bir buluşmaydı bu. İnsanlar getirdikleri eşyaları, kitapları, giysileri ve çeşitli ihtiyaç malzemelerini birbirleriyle takas etti. Birinin artık ihtiyaç duymadığı bir eşya, bir başkasının ihtiyacına dönüştü. Aslında yapılan yalnızca eşya değiştirmek değildi; paylaşmanın, dayanışmanın ve birlikte yaşamanın başka bir biçimini hatırlamaktı.

Her şeyin alınıp satıldığı, tüketimin neredeyse bir yaşam biçimine dönüştürüldüğü günümüzde takas kültürü, bu düzene karşı küçük ama anlamlı bir itirazdı. Daha az tüketmenin, elimizdekini paylaşmanın ve doğayla daha uyumlu bir yaşam kurmanın mümkün olduğunu gösteren bir buluşmaydı.
Gecede yalnızca takas yapılmadı. İklim krizi, karbon salınımı, ekolojik yıkım, doğanın talanı ve yaşam alanlarımızın giderek daraltılması üzerine de sohbetler edildi. Eski dostlarla karşılaştık, yeni insanlarla tanıştık. Farklı mücadele deneyimlerini dinledik, düşüncelerimizi paylaştık.
Çünkü iklim meselesi yalnızca çevre kirliliğinden ibaret değil. Suyun, toprağın, ormanların, havanın ve bütün canlıların geleceğini ilgilendiren bir mesele. Aynı zamanda bir adalet meselesi. Doğayı kirletenlerle bunun bedelini ödeyenler aynı insanlar değil. Üretim ve tüketim düzeninin yarattığı yıkımın yükünü en ağır biçimde yoksullar, emekçiler ve yaşam alanlarını korumaya çalışan halklar taşıyor.
Geniş Merdiven ve Praxis’in katkılarıyla gerçekleşen bu buluşma, farklı çevrelerden insanların ortak bir mesele etrafında buluşabileceğini de gösterdi.

Ben de gecenin çeşitli anlarını fotoğraflarken bir yandan sohbetleri, karşılaşmaları ve yapılan paylaşımları izledim. Her fotoğraf karesinde yalnızca bir etkinliği değil, başka bir dünyanın mümkün olabileceğine dair küçük işaretleri de görmeye çalıştım.
Şimdi gözler Antalya’da.
9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 İklim Zirvesi, dünyanın iklim politikalarının tartışılacağı önemli buluşmalardan biri olacak. Devletlerin, hükümetlerin ve uluslararası kuruluşların iklim krizi karşısındaki politikaları masaya yatırılacak.
Ancak iklim krizinin gerçek muhatapları yalnızca devletler ve uluslararası kuruluşlar değil. Bu krizin sonuçlarını doğrudan yaşayan halkların, emekçilerin, kadınların, gençlerin, yerli toplulukların ve ekoloji mücadelesi verenlerin de söyleyecek sözü var.
İşte tam da bu nedenle 14-18 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek Halkların İklim Zirvesi (HİS) ayrı bir önem taşıyor.

Halkların İklim Zirvesi, iklim krizine karşı halkların sözünü, deneyimini ve mücadelesini ortaklaştırmayı amaçlıyor. İklim adaletini yalnızca diplomatik toplantıların ve hükümetler arası görüşmelerin konusu olmaktan çıkarıp doğrudan yaşamın içinden tartışmaya açıyor.
14 Kasım’da Aydın Kanza Parkı’nda başlayacak buluşmanın ardından Cumhuriyet Meydanı’na gerçekleştirilecek yürüyüşle halkların iklim mücadelesi ortak bir ses hâline gelecek. Zirve boyunca paneller, forumlar, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle iklim krizinin farklı boyutları ele alınacak.

Çünkü iklim meselesi aynı zamanda su meselesi, toprak meselesi, gıda meselesi, emek meselesi, barış ve demokrasi meselesidir.
Bir ormanın kesilmesi, bir derenin kurutulması, bir tarım alanının betona teslim edilmesi yalnızca doğanın kaybı değildir. O bölgede yaşayan insanların hafızasının, kültürünün, geçim kaynaklarının ve geleceğinin de yok edilmesidir.
Bu nedenle doğayı savunmak, yalnızca birkaç ağacı, bir dereyi ya da bir ormanı korumak değildir. Bütün canlıların ortak yaşam hakkını savunmaktır.
İzmir’de bir takas gecesinde başlayan paylaşma ve dayanışma duygusunun Antalya’da halkların ortak sesine dönüşmesini diliyorum.
Daha az tükettiğimiz, daha çok paylaştığımız, doğayla savaşmak yerine onunla birlikte yaşadığımız bir dünya mümkün.
Mesele yalnızca iklim değil; mesele yaşam, adalet, eşitlik ve gelecek meselesi.
Çünkü dünya bizim mülkümüz değil; bizden sonraki kuşaklara bırakacağımız ortak yaşam alanımız.
Dünya bize miras kalmadı. Gelecek kuşaklardan ödünç aldık…
Dayanışmaya, mücadeleye dünyayı içindeki tüm canlılarla sevmeye ve korumaya devam!…















