“Ankara Ankara güzel Ankara seni görmek ister her bahtı kara.” Aka Gündüz’ün yazdığı bu marşı bilmeyenimiz yoktur.
Ankara’nın; tarihimizdeki, hayatımızdaki yeri, önemi öğretilerek büyütülürüz.
Ankara eşittir Anıtkabir’dir çoğunluk için.
Geçtiğimiz haftasonu Ankara’ya yaptığımız ziyaretimiz bu minvaldedir, anlatmalıyım.
Nurşen ve ben 2009, 2010 yılından beri Büyük Çiğli Lisesi 1985 mezunları buluşmasını organize ederiz.
Pandemi sebebi ile iki yıl ara vermek zorunda kaldığımız buluşmamızı bu yıl diğer illerden de gelen arkadaşlarımızla gerçekleştirdik.
Her buluşmadan sonra Ankara’da yaşayan Ünal kardeşimiz benle Nurşen’i Ankara’ya davet eder. Biz de “Bu yıl mutlaka geleceğiz, kesin geleceğiz.” deriz. On yılı geçti halâ Ankara’ya gidemedik birlikte.
(Farklı nedenlerle bir kaç kez gitsem de Nurşen’le gitme sözümüzü yerine getiremedik.)
Neden peki? Nurşen’den ötürü; oğlan askere gönderildi, asker sonrası nişan, düğün, torun vs, eh azcık da benim çalışmalar, işler, dersler, sınavlar, gezmeler…
Bu yıl ki buluşmada da davet yenilendi, sözler verildi.
Yaz bitti, güz geldi, grupta yine iki lafın başı Ankara’ya gidemeyişimizle dalga geçilmeye başlandı. Nasıl dalga gecikmesin? Nurşen’in iki yaşındaki torunu bile ondan önce Anitkabir’e gitmişti bu yaz.

Anıtkabir’i görmek, çocukluğundan beri Nurşen’in en büyük hayali olduğunu bilmeyenimiz yoktur.
“Yetti gari, ne olursa olsun gidelim artık deyip tarihi belirledik, sözleştik gitmeye karar verdik. Gidişimiz herkese sürpriz olmalıydı kimseye söylemeyecektik Nazan’ın haricinde. Nihayetinde onların misafiri olacaktık. Nazan’ı aradım, konuştuk. Öncelikle kendisinin uygunluğunu sordum, sonra Ünal’ın gideceğimiz tarihte şehir dışında duruşmalarının olup olmadığını öğrenmesini istedim.
Bizden daha fazla heyecanlandı gidecek olmamıza; çünkü her yıl buluşmaya katılır, konuya hakimdir. Ünal’ın şehir dışına gitmeyeceğini öğrenince biletlerimizi aldık.
Bir hafta boyunca görüşmeler, yazışmalar, hazırlıklarla geçti. Sevgili Nazan büyük emek harcadı sürpriz için.
Ünal’ın dışındaki diğer arkadaşlara bir gün kala haber vermeyi planlandığımızdan o an gruba mesaj atan Armağan’a ilk mesaj yazıp sordum. (Türkiye’de olacağına ihtimal vermiyordum.) Meğer annesinin sağlık sebebiyle İzmir’de imiş, pazar günü Ankara’ya dönecekmiş. Gidecek olduğumuzu duyunca seyahatini iki gün öne çekerek bize yoldaş olmaya karar verdi. Aynı otobüsten bilet aldık Nurşen’e sürpriz oldu. (Sürprizlere doyamıyorduk.)
Üç bacı sohbet ede ede Ankara’ya vardık. (Yol boyunca konuşarak uyutmadığımız tüm yolculardan özür dileriz, yine olsa yine yaparız diyoruz ama) Armağan ile son birkaç yıldır yaşadığı Afrika ülkelerindeki yoksulluğu, sömürüyü, sömürüye sebepleri konuştuk. Bu yolculuk birbirimizi daha yakından tanımaya, anlamaya vesile oldu.
Heyecanı, meraķı bol güzel bir yolculuktan sonra (otobüsteki kötü servisi, kaba personeli saymıyorum) Ankara’ya vardık. Evlerine gidene kadar Ünal’a sürpriz bozulmasın diye yeğenler de oyuna dahil olmuşlardı. Kapıyı kardeşime açtırdık. Belli etmese de epey şaşırdı doğrusu.
Unutuyordum az daha ortaokuldan lise sona kadar aynı sınıfta okuduğum kardeşim, dostum Necmi’yi de yola çıkınca haberdar edip, planı anlattıydım.(Şanslıydık, şehirde ve bizlere eşlik edebilecekti.)
Neyse ilk şaşkınlık ve şamata atlatıldıktan sonra muhteşem ev sahibemiz Nazan’ın kuş sütü eksik kahvaltı sofrasına oturduk, saatlerce kalkamadık masadan. Karnımızı doyururken gruba fotoğraflar atıldı, epey gırgır yapıldı.
Nihayet Ankara’ya gelmiştik, sıra Nurşen’in hayalini gerçekleştirmekteydi. ( Benim daha önce ziyaretlerim olmuştu.) Anıtkabir’e gittik, içeriyi gezip çıktığımız da Nurşen’in hislerini anlatmam mümkün değil tabi ki. Hayali gerçekleşmiş, bu ülkenin bağımsızlığı için verilen mücadelenin canlandırılmasını görmüş, Atamızı ziyaret etmiştik. Hepimiz duygu yoğunluğu içindeydik. Biz içerdeyken Necmi de gelmişti, hoş beşten sonra oturup biraz sohbet edip, ertesi günün planını yapıp ayrıldık.

Sonra Birinci Türkiye Büyük Millet Meclis Binasını, İkinci TBMM binasını, Sığınaktaki sergiyi gezdik. Ankara kalesine şöyle bir uğrayıp, eve geçtik. Akşam yemeğinde yeniden bir araya geldik. Sofra görülmeye değerdi, elbette balığı üzmedik…
Ikinci gün benim hayalime gelmişti sıra. ODTÜ Devrim Stadyumu’nu görecektik. Hem de ODTÜ Kimya Bölümü öğrencisi Beyzacığım gezdirecekti halalarını, öyle de yaptı.
ODTÜ’ye DEVRİM yazısını yazan, hayatlarını, gençliklerini bu ülkenin bağımsız, insanların özgür, eşit yaşamaları için harcayan devrimcilerini anarak, onlara saygılarımı sunarak girdim Devrim Stadyumu’na.

Oradan ayrılınca gezimiz amacına ulaştı artık bundan sonrası serbest zamandı.
Baro seçimi için oy kullandı Ünal. Sonra Beypazarı’nda Necmi, eşi Figen ve Armağan ile buluştuk, sohbet, yemek, gezmek, alış veriş derken günü bitirdik. Dostlarımızla yeniden buluşma dilekleri (veda sözcüğünü sevmiyorum) ile kucaklaşıp, ayrıldık.
Şehre dönünce Kuğulu Parkı, 10 Ekim katliamının yaşandığı yeri görüp, kaybettiklerimizi saygıyla andık… Bozoğlu Hukuk Bürosunu görmesek olmazdı. Oradan da eve geçtik, valizleri hazırladık.
Dönüş saatine kadar sohbet ettik, son dakikaya kadar ev sahibemiz yedirdi, içirdi yetmedi yolluk hazırladı…
İki gün boyunca bizi sevgileri ile sarıp sarmalayan, ilgileri ile muhteşem hissettiren Bozoğlu ailesinin tüm fertlerine, kardeşim Necmi, eşi Figen’e, önce yol arkadaşlığı sonra ev sahipliği yapan Armağan’a, yıllardır birlikte organizasyon yaptığım canım Nurşen’ime keyifli geziye, unutulmaz anılara sebep oldukları için yürekten teşekkür ederim. İyi ki…

Hamiş: Bu yolculuğumuza Büyük Çiğli Lisesi 85 Mezunları ” arkadaşlıktan kardeşliğe” yolculuğu diyoruz…














