/Şeylerin gerçekliğine varmak,
Yanılgılardan kurtarmak için ruhları
Kovmak için benliğimizin hapsinde
Nöbet tutan gardiyanları…/
*
Anadolu’dan Roma’ya uzanan
Antik Yunan zihniyeti felsefesinden,
Sanki ışık yıllarınca uzağız;
Sanki hiç yaşamadı köleliği insanlık,
Sanki hiç sahiplenilmedi, sanki hiç yaşanmadı şeytanlık,
Sanki uzaklaşmadı kendinden insan, garipsenmedi öz-sahiplik.
Hiç ayrılmıyordu birbirinden sevgi ve nefret, coşku ve korku.
Duyguların akıldan uzaklaşan bir zihnin ürünüydü varlık.
Kültürden nasiplenmiş tarlaların hasadı tükenmemişti sanki…
Üstünlük kazanmak için isteklendirmek gerekirdi
Elleri koynunda, elin koynunda elinde olmadan uyuyanı;
Şeylerin gerçekliğine varmak, yanılgılardan kurtarmak için ruhları;
Kovmak için benliğimizin hapsinde nöbet tutan gardiyanları…
*
Eğer tutup eteğimizden
Bizi çekmiyorsa doğanın gücü,
Bizler onun arkasına takılıp
Uyum içinde takip etmeliyiz onu.
Doğa kör değildir, keskin gözlerin sahibidir o,
O, Tanrı’dır, düzen verendir her şeye
Varlığı canlandıran ateştir o…
Nasıl ki O, evrendeki planını sonsuz kez uygulamıştır,
Epiktetos da sayısız kozmosta öğüt verdi sayısız insana;
İnanırdı bir beşerî döngünün sürdüğünü insan kıtasında;
İnanırdı doğanın yaratan gücüne, Tanrı vardı çünkü başlangıç noktasında,
İnanırdı, çünkü bütün varlıkları ve herkesi gözeten oydu;
O, acıkmışı doyuran, hastaya ilaç sağlayan doğaydı…
*
Ve güneş ışığında boylanan ekinlerimiz
Başaklandı, ürün verdi ilahi yasalara boyun eğerek.
Yaşam uyumdur,
Bir beceri oyunudur hayatta kalmak;
Olgunlaşır insan yavrusu
Koşullara uyum sağlar ve insan olur;
Lezzet kazanır dili zamanla kızıl elma gibi dalında değerek.
Doğal iradesiyle kazanır özgürlüğünü el etek öpmeden.
Doğanın bütünlüğüne boyar sevgili geleceğini,
Farklı kılar kendini diğer insanlardan ve hayvanlardan,
Alır alacağını, bırakmaz başkasına kendine ait olanı;
Diğerlerine paylaştırır kendinde fazla olanı
Felsefesiyle gösterir kendisini, öğüt vererek değil.
*
Bu hayatta olmazsa,
Bir başka hayatta günahlara direnmeliydi insan;
Aklına sahip çıkmalıydı, kendini incelemeliydi insan;
Evrenin havasına, toprağına, suyuna ve ateşine güvenmeliydi insan.
*
Vahşi insan eğilimleri ayaklanmış bir birey,
Kışkırtılırsa hakaret dürtüleriyle,
Bir filozofla tanışmak iyi gelirdi ona,
Eksikliğini giderirdi evcil yalnızlığının.
Felsefenin inayeti dökülür yolun yamaç yerinden,
Kişisel çıkarlarını terk ettirir felsefenin yüce dili.
Mutluluk belki bir sabrın en derin uykusundadır;
Sessizlik büyük bir eğitimdir tek başına bitirir kuşkuları.
Toplumu katmak eğitime büyütür sevdayı, yüceltir bilgiye tutkuları.
Kendi karakteriyle yürüyen geride bırakır korkuları.
Günlük yaşam oyununa dramatik başarımlar sığarken
Hızla uzaklaşılmalı duyguların egemenliğinden,
Gerçekliğin şemsiyesine sığınmalı çılgın yağmur yağarken.
*
Mazeretsiz, bahanesiz
Özürsüz verilir sevgi
Düşmanlıkla, nefretle,
Ayrımcılıkla, kinle, öfkeyle değil.
Aza ihtiyaç duyan zengindir, çok malı olan değil.
Erdemi yakalar insan, haksızlığa değil gerçekliğe sevinir.
Bir kenara bırakmadan iyiyi, bir yetişkin olarak yaşamak,
Gün sonunda mutlu kılar insanı hedefine ulaşmak.
Unutmadan tek değerli amacın özgürlük olduğunu;
Unutmadan insanın cesedini taşıyan bir ruh olduğunu;
Anlamını bilerek noktası virgülünün, sözlerini tartacak;
Öfkeyle değil kendine hükmetmeyi bilerek konuşacak;
Özünde bulacaksın cevherin ve iyinin kendinde olduğunu…
Osman Aktaş / KENDİNİ ARAYIŞIN TOHUMLARI














