Herhalde kimse Cimbom’un hak etmeden kazandığını söyleyemez.
GS öyle çok çok iyi değildi ama kazanmayı isteyen ve kazanacağına inanan takımdı, ilk dakikalardan itibaren gördük bunu.
Fener hiç beklemediğim kadar dağınık, moralsiz, iştahsızdı. Sanki kaderine razı gibi oynadı.
Kaderine razı olmayan tek Fenerbahçe oyuncusu Ederson’du gördüğüm kadarıyla ve sadece Fener’den daha iyi oynayan GS karşısında farkı önledi.
Yıllar önce Fener’in Cimbom’a karşı hep üstünlük kurduğu yıllarda bir KPSS sorusu vardı. Soru “GS’li futbolcular FB maçlarına çıkarken hep ‘Ne kadar iyi oynarsak oynayalım yine yenileceğiz.’ düşüncesiyle çıkıyorlar. Bu aşağıdakilerden hangisine örnek olabilir?” biçiminde sorulmuştu ve doğru yanıtı “Öğrenilmiş çaresizlik” idi. Gerçekten de ben o yıllarda GS’nin Ajax’ı deplasmanda yenen tek takım olarak İstanbul’a gelip burada Fener’e yenildiği, Neredeyse 90 dakikanın üçte ikisinin Fener yarı sahasında oynandığı bir maçın 1-0 Fener lehine sonuçlandığını anımsarım o yıllarda.
Son yıllarda ise bu durum tersine dönmüşe benziyor.
Fener, istisnalar dışında içeride dışarıda GS karşısında bir “öğrenilmiş çaresizlik” psikolojisi ile oynuyor ve bu Fenerli oyuncuların yüz hatlarından topla oynayışlarına kadar hissediliyor.
Ama Okan hemen havalara girmesin.
Trabzon maçında yaşadığımız rezaleti unutmadık.
GS geçen yıllardan hâlâ daha kötü.
Ve ligde Trabzonspor, Beşiktaş ve Amedspor gibi zirveyi öyle buyrun sizin olsun diye kolayca teslim etmeyecek taş gibi takımlar var.
Bu arada Osimen farkına son haftalarda Batrakov farkı da eklenmeye başladı. Haksızlık etmemek için onu da pas geçmemek lazım.
Neyse, sonuçta bir maç daha oynandı bitti, moral motivasyon ve şampiyonluk yarışı açısından değerli bir maçtı ama Fener’in yıllardır olmayacak takımlara olmayacak puanlar hediye ederek şampiyonluğu Cimbom’a hediye ettiği (hele de geçen yıl) de unutulmamalı.
Derbiler kazanılmadan gelecek şampiyonluğun da tadı tuzu olmaz.
Ben bunu bilir, bunu yazarım













