Kıraç Anadolu topraklarını yeşertmek üzere görev almış onlarca öğrenci önceden belirlenmiş yerleri kazıyor, meyve fidanlarını özenle kazdıkları çukurlara yerleştiriyor, çevresindeki toprağı sıkıştırdıktan sonra fidanlara can suyu veriyorlardı. Hummalı bir çalışma vardı, kürek kazma sesleri birbirine karışıyordu. Çocuklar dinlenin” diye seslendi başlarındaki eğitmen.
Memican da açtığı çukura sokulup kağıt kalemi eline alarak bir şiir yazmaya koyuldu. Bir hafta önce yazdığı şiir okul gazetesinde yayımlanmış öğretmenlerinin tümünün beğenisi almıştı.
Özledim, özledim köyüm Ökes’i
Tas tas ayranını içesim geldi
Koyunu kuzudan seçesim geldi.
“Memican, Memican seni Müdür Bey çağırıyor” diye bağırarak koşan bir Köy Enstitülü arkadaşı yanına geldi. Memican; “Acaba bir sorun mu var”, diye aklından geçirdi, müdür niye çağırsındı? Bir çırpıda çukurdan çıktı, üzerini silkeledi, Okul Müdürünün odasına koşarak gitti. Nefeslenmişti, kapıda üzerini, şapkasını düzeltti. Kapıyı tıklatıp içeri girdi.
İçeride Müdür ve iyi giyimli biri vardı. Müdür; Efendim işte bu çocuk dedi. İyi giyimli adam “Gel çocuğum” dedi Memican’ın başını okşadı. “Şiir yazıyormuşsun, okudum çok güzel, devam etmeni istiyorum”. Peki efendim, yazarım, çok seviyorum şiiri” diyebildi. Utanmış, sıkılmıştı Memican. Adam konuşmayı sürdürdü; Bundan sonra yazdığın şiirleri müdürünüze ver, o bana, Ankara’ya gönderecek. “Tamam efendim.”
Şiir yazmayı sürdürüyor, yazdıklarını hemen müdüre götürüyordu. Müdür sordu; O kimdi biliyor musun?
-Hayır, bilmiyorum.
– Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel.
Donup kalmıştı Memican, ne diyeceğini bilmiyordu.
Birkaç hafta içinde şiirleri, yazıları Ankara’da gazete ve dergilerde yayımlanmaya başladı. Üstelik her yazı ve şiir için dergi ve gazeteler tekif ücreti de ödüyordu.
Yıllar geçti, Köy Ensititüsü bitti. Öğretmen olmuştu. Gazi Eğitim Enstitüsü’ne gitmeye karar verdi, o Anlara yıllarında Bakan evine davet ediyor, eğitimi, edebiyatı, güncel sorunları konuşuyorlardı. Onlara (Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Memican) limonata ve kurabiye ikram ediyordu.
Sonraki yıllarda Gazi Eğitim de bitti, müfettiş olmuştu. Devlet onu bilgi ve görgü artırma adlı programla İngiltere’ye, Londra’ya gönderdi. Orada yolu Bakan’ın oğlu olan Can Yücel ile kesişti. BBC de program yapmaya başladı. Anadolu’nun Sesi adlı programı yapıyordu.
BBC’nin kuruluş yıldönümünde İngiltere Kraliçesinin davetlisi olarak Buckingham Sarayına gidiyordu Memican. Sarayın Bahçesinde arkadaşı Mahmut Makal’a ; Köyde yiyecek ekmeğimiz yoktu, Sarayda ağırlanıyoruz, Kraliçenin sofrasındayız. Hasan Ali Yücel sayesinde. Mahmut Makal da bu sözler üzerine efkarlanmış, bir uzun hava tutturmuştu.
“Doktor gelmiş neyime
Anam anam garibem”
Bugün iki gencin Milli Eğitim Bakanı’na açtıkları afiş yüzünden tutuklandığı haberini izledim tv de. Afişte suçu, suçluyu öven, şiddeti savunan, terör sözleri yoktu. Gelecek kaygılarını anlatmak istiyorlardı, güven duymak istiyorlardı tutuklandılar.
Hasan Ali Yücel , verdiği cesaret ve özgüvenle çocuk denilecek yaştaki öğrencinin hayatını şekillendirip tanınmış bir yazar haline gelmesini sağlıyordu.
Yusuf Tekin de, çocukları alıp, onlara limonata ısmarlasa ne güzel olurdu. Türkiyenin buna ihtiyacı var, geleceğe güvenle bakmak için, ülkemizin geleceği için.
Çocuklar geleceğimiz.
(Memican; Mevlüt Kaplan’dı)














