Bugünlerde ülkenin siyasal gündemine cuk diye oturan Mustafa Sarıgül, medyada hakkında ileri sürülen ithamların, buzdağının sadece görünen yüzüdür. İleride tahminlerimizin çok ötesinde kabarık bir dosya ile karşılaşacağımız bir olasılık değil, bir kesinliktir. Çürüyen siyasetin adeta bir rol modeliydi Sarıgül. Yaptığı siyaset samimiyetten yoksun, dönemsel popülist politikalardan ibaretti. Paranın ve şöhretin şımarttığı, politik altyapıdan yoksun, kültürel düzeyi üstlendiği siyasal görevlerin gerisinde kalan zayıf bir figürdü.
Rüzgarın estiği yöne göre yelken açan, ağzından asla demokrasi, özgürlük ve adalet gibi kavramları ya da ülkenin makro sorunlarına yönelik tek bir kelimesini işitemediğimiz bu zat, dönemin politik iklimine göre oyun kuran ahlaki profili hayli düşük bir siyasetçi protipi idi.
Örneğin ülke askeri vesayetin gölgesindeyken, MGK kararlarının tartışmasız uygulandığı dönemlerde belediye başkanı olduğu Şişli’de Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesi için kilometrelerce uzunluğunda Türk bayrağı yapıp on binlerce insanın omuzlarında gösteri yapabiliyordu. Guinness Rekorlar Kitabı’na girmesi gereken sadece bayrağın uzunluğu değil, “Yalakalığın böylesi” diye de girmeliydi; bilmiyorum, belki de girmiştir.
Bir süre sonra ülkenin güç odakları el değiştirince, AKP’nin ikinci iktidar dönemiyle birlikte Fethullah cemaati önemli bir güç haline gelince, Mustafa Sarıgül bu kez insanları ücretsiz tarihi camilere, İslam inancına göre kutsal sayılan mekanlara belediye araçları tahsis ederek bu kez İslami değerleri kullanır oldu. Hatta üslup da değişmeye başlamıştı. Örneğin “Perşembe günü” demek yerine “mübarek Cuma’nın bir gün öncesi Perşembe” demek gibi komiklikler de başladı.
Sözün kısası; Sarıgül kirlenen politikanın en’lerinden biriydi. Ama bu ilkesiz siyaseti ilkesiz kılan sistem, bilinçli olarak geliştirildi. Siyasetçileri ilkesiz kılarak, paraya pula bulaştırarak kolay yönetilebilir bir ülke haline getirildi. Politika bilimsel ayağından kopartılarak yozlaştırıldı ve bu durum adeta sistemin temel karakteri haline geldi.
Ülkenin kronikleşen makro sorunlarının çözümünden alıkoyan bir siyaset bu; sistemin bilinçli bir inşa süreciydi.
Belki de bize sadece bir konuda önemli bir ipucu veriyorlar: “Mevzileri ilk terk edenler Kemalistler” oldu. Mevzileri terk edenleri Baro Başkanı Metin Feyzioğlu, Teğmen Ali Çelebi, Hulki Cevizoğlu, Afrin’de Kürtlere vuran füzelerin üzerine adını yazdıran Aydın B. Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, Kürtleri makamına almayacağını söyleyen Afyon B. Belediye Başkanı vs… Bu listeyi daha da uzatabiliriz. Şimdi bunların izinden kesinlikle gidecek yeni bir isim daha piyasaya sürüldü: Ümit Kocasakal.
Öte tarafta iktidar çevrelerinde de ayyuka çıkan yolsuzlukları yalanlama ihtiyacı bile duyulmayan bir noktaya gelinmiştir. Yargıya intikal eden yolsuzlukları yapanlar, “Bu hırsızlığı sadece ben yapmadım, başkası da var” diyerek birbirlerini tehdit ediyor ve yargıdan kurtulmaya çalışıyorlar.
Bu yolsuzluk dosyalarının bugün açığa çıkmasında, son iki yıldır var olan çatışmasızlık sürecinin de etkisi olduğunu düşünüyoruz.
Özet olarak; norm burjuva siyasetinin bile uygulanmadığı Türkiye’nin politik manzarası budur.













