sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Datça’dan…

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Ekim 10, 2026
in YAZARLAR
0
Datça’dan…
0
Paylaş
1
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

SONSUZA KADAR

​Tarih, mermere kazınan isimlerle değil; kendi zincirlerini kıranların o kesik, diri nefesiyle yazılır. Bazen bir kölenin sırtında patlayan kırbaç izinde filizlenir isyan, bazen de bir tabibin vicdanında büyüyen o ağır öfkeyle.

Spartaküs, kadim Roma’nın taş surlarına neyse; Che de boyun eğmiş dünyanın göğsüne o öyle saplandı.

Biri arenaların kanlı, tozlu kumlarında köleliğini fırlatıp attı; diğeri bir kıtanın puslu dağlarında insanın insana kulluğuna baltayı vurdu.

​1928’in serin bir gününde, Arjantin’in Rosario kentinde dünyaya gözlerini açtı Ernesto. Ama coğrafya ona sadece bir isim vermedi; bir halkın kalbinden dökülen o sıcak, hesapsız nidayı bahşetti: “Che.”

Türkçe “Hey!”, “Dostum!” veya “Birader!” anlamında,

sokakların gündelik fısıltısından süzülüp gelen bu hitap, zamanla kitlelerin bayraklaştırdığı bir devrim çığlığı oldu.

Bir kıtanın gündelik dilinden doğan tek hece, tarihin en tanınmış isimlerinden birine dönüştü.

​Tıp fakültesinin ak koridorlarından çıkıp Latin Amerika’nın tozlu yollarına düştüğünde, karşılaştığı şey bir anatomi atlası değildi. İnsanlığın kanayan, kabuk bağlamayan yaralı coğrafyasıydı. Peru’da cüzzam hastalarının kimsesiz bakışlarında, Bolivya’da yerin metrelerce altında akciğerlerini bırakan madencilerin yoksulluğunda ve Guatemala’da bir darbenin postalları altında ezilen umutlarda gördü bunu. Bir kez göz göze geldi mi insan kederin ve sömürünün o yalın gerçeğiyle, bir daha eski gözlerle bakamaz gökyüzüne.

​Che de bakamadı.

​“Devrim, büyük aşk duygularının rehberliğinde gerçekleşir,” derken fısıldamadı. O aşkı gerektiğinde bir tüfeğin çeliğinde korumayı seçti.

​1956’da Fidel ve arkadaşlarıyla birlikte dalgalara göğüs geren Granma teknesinden Küba kıyılarına ayak bastığında, Sierra Maestra’nın balta girmemiş dağları karşıladı onları.

Bir yanda tepelerden boşanan tropik yağmurlar, diğer yanda faşist Batista’nın demir ve ateş kusan ordusu… O dağlar sadece gerilla değil, bir halkın ertelenmiş kaderini koynunda saklıyordu.

​1959’da yol Havana’ya çıktığında, diktatörlüğün karanlığı dağılmış, zaferin şafağı sökmüştü. Ancak Küba sokaklarında yankılanan coşku, yerini hızla yeni bir dünyayı inşa etmenin o omuz ezen ağır sorumluluğuna bıraktı. Che, makam koltuklarına, iktidarın göz alıcı konforuna sığmadı. Bakanlık yaptı, diplomasinin soğuk koridorlarında yürüdü; ama akşamına bir fabrikanın çarkları arasında işçilerle omuz omuza ter döktü. Çünkü onun ruhunda devrim, varılmış bir liman değil; hiçbir zaman durmayan, sonsuz bir yolculuktu.

​Bu yüzden duramadı. Koltuğunu, unvanlarını ve huzurunu geride bırakıp yine yollara düştü. Önce Kongo’nun balta girmemiş ormanlarına, ardından Bolivya’nın çorak dağlarına… Bir kıtada tutuşturduğu ateşi, dünyanın bütün mazlum coğrafyalarına taşımak istiyordu.

​Fakat felek, Bolivya’nın sarp kayalıklarında kurdu pusu. 9 Ekim 1967’de, La Higuera köyünün o yoksul, toprağı tozlu okul binasında kuşatıldı. Ölümün soğuk gölgesi üzerine çöktüğünde, titreyen namlunun arkasındaki askerin gözlerine bakarak tarihin hafızasına kazınan o son cümleyi bıraktı:

​“Vur beni korkak! Sadece bir adam öldüreceksin!”

​O gün bir bedenin nabzı durdu, evet. Fakat kurşunlar, onu yok etmek yerine yaşarken taşıdığından çok daha devasa bir simgeye dönüştürdü. Tarihin o muazzam çelişkisi bir kez daha tecelli etmişti. Bir feryadı susturmak için tetiğe basanlar, o sesi dünyanın bütün sokaklarında yankılanan bir kasırgaya dönüştürdüler.

​Bugün hala Andes Dağları’nın yoksul köylerinden Avrupa’nın duvarlarına kadar, Che’nin o dik bakışları çağın yüzüne bakmaya devam ediyor.

Kimileri için gözü pek bir kahraman, kimileri için tarihin tartışmalı bir fırtınası… Fakat hiç kimse onun 20. yüzyılın hafızasına attığı o derin imzayı silemez.

O, Spartaküs’ün iki bin yıl sonra zamanın katmanlarını yararak gelen o gür çığlığıydı. Biri antantelerin zincirini kırdı, diğeri o kırık zincirlerden geleceğin bayrağını dokumaya çalıştı.

​Carlos Puebla’nın kaleminden dökülen ve Nathalie Cardone’un sesiyle bir ağıttan zafer marşına dönüşen Hasta Siempre’nin dizeleri, toprağa düşen bir bedenle bitmeyen o efsaneyi fısıldar bize.

​“Seni sevmeyi öğrendik

Tarihin derinliklerinden

Cesaretinin güneşiyle

Sen ölümü yendin

Comandante Che Guevara…”

​İşte hikaye tam da bu eşikte düğümlenir.

İnsan fanidir, ölür.

Devrimler kan kaybeder, yenilir.

Bayraklar fırtınada yırtılır, çekildiği gönderden inebilir.

Fakat bazı ruhlar vardır ki, tarihin o zaman aşımına uğramayan mürekkebinde sonsuza dek yaşamaya devam eder.

​Hasta Siempre…

Sonsuza kadar.

…

KENDİNİZE GELİN

CHP İzmir İl Başkanlığı’nda yaşanan tartışmayı görüntülemek isteyen Yenigün Gazetesi muhabiri Sıla Arabacıoğlu, CHP Gençlik Kolları İl Yönetimi’nden bir kişinin tehdidine ve fiziki saldırı girişimine maruz kaldı. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın AKP’ye geçişinin ardından parti binasında yapılan açıklama sırasında çıkan gerginliği kaydetmek isteyen Arabacıoğlu’nun üzerine yürüyen kişinin, “Bunu çekemezsin, sileceksin” diyerek tehditte bulunduğu öne sürüldü. Diğer gazetecilerin müdahalesiyle saldırı engellendi. İzmir Gazeteciler Cemiyeti, olayı sert biçimde kınayarak “Gazeteciler tehditle susturulamaz!” açıklamasını yaptı. Cemiyet, olayın takipçisi olacağını duyururken CHP İzmir İl Yönetimi’nin söz konusu kişi hakkında disiplin işlemi başlatıp başlatmayacağı merak konusu oldu

…

ZİNDANDAN SESLENDİ

Eski İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, tutuklu bulunduğu cezaevinden yaptığı açıklamayla İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın CHP’den ayrılarak AKP’ye geçmesine tepki gösterdi. Soyer, siyasi transferlerin halkın iradesini değiştiremeyeceğini vurgulayarak, “Bu transferle İzmir el değiştirmedi” mesajını verdi. Açıklamasında haysiyet ve vicdan kavramlarını öne çıkaran Soyer, İzmir’in yalnızca bir belediye yönetiminden ibaret olmadığını, kentin demokratik değerlerinin ve siyasi kültürünün kişilerden daha köklü olduğunu savundu.

Halk TV’de Deniz Bayramoğlu’nun sunduğu “Gün Doğarken” programında aktarılan mesajında Soyer, “İzmirli siyasi hamleleri çok iyi okuduğu için, ne olursa olsun duruşunu kaybetmez” dedi. Türkiye’de toplumun siyaset kurumunun önüne geçtiğini savunan Soyer, İzmir’de partiler üstü bir kenetlenme yaşandığını belirtti.

Tugay’ın 7 Ekim’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın taktığı rozetle AKP’ye katılmasının ardından da açıklama yapan Soyer, İzmirlinin iradesinin hiçbir gerekçeyle yok sayılamayacağını söylemişti. Soyer, önceki mesajında “Her şey geçiyor ama geriye haysiyetli olup olmadığınız miras kalıyor” sözleriyle siyasi makamların geçici, vicdan ve haysiyetin ise kalıcı olduğunu vurgulamış, İzmir’in Cumhuriyet değerleriyle şekillenen kimliğine sahip çıkılması çağrısında bulunmuştu.

…

GÜÇ, KUSUR VE YÜZLEŞME

​Roma’nın ünlü devlet adamı Cicero, iki bin yılı aşkın süre önce dostu Atticus’a yazdığı mektuplarda kendi yanlış kararlarıyla yüzleşiyordu. Roma siyasetinin en nüfuzlu figürlerinden biri olan Cicero, gücün zirvesindeyken bile yanılabilirliğini kabul etmekten kaçınmıyor, özeleştiri yapıyordu.

Çünkü Antik Çağ felsefesinde devlet adamlığı, sadece yetki kullanmak değil; sophrosyne, yani güç karşısında öz denetim ve basiret gösterebilmekti.

​Cicero yalnız değildi.

​Stoacı filozof ve Roma İmparatoru Marcus Aurelius, “Kendime Düşünceler” de mutlak iktidarın getirdiği kibirden korunmak için kendi kusurlarını ve zaaflarını disipline ediyor, sorguluyordu. İmparatorluk tahtında oturması, vicdanının karşısına bir sanık gibi geçmesine engel değildi.

Atinalı komutan Ksenophon, ordusunun suçlamaları karşısında hesap vermekten kaçınmamış; Perikles ise Peloponnesos Savaşı’nın yıkıcı sonuçları karşısında halkın önüne çıkarak trajediyle yüzleşmişti.

​Elbette bu tutumların hiçbiri bugünkü anlamıyla saf birer özeleştiri değildi. Kimi bireysel kusurunu tartıyor, kimi kurumsal hesap veriyor, kimi de kararının arkasında duruyordu.

Fakat iki bin yıl öncesinden bugüne uzanan ortak felsefi bir hakikat vardı.

İktidar sahibi bir insan, kendi kararlarını sorgulayacak entelektüel ve ahlaki cesareti gösterebilir mi?

​Çünkü insanın kendi hatasını görmesi bilişsel bir süreçtir; onu kamusal alanda kabul edebilmesi ise bambaşka bir siyasal erdemdir.

​Gelelim bugüne…

​Türkiye’deki siyasal kültürde bir siyasinin özeleştiri yapması veya hatasını kabul etmesi, ne yazık ki bir olgunluk nişanesi değil, anında rakiplerce istismar edilecek bir zayıflık ve yenilgi belirtisi olarak algılanıyor. Machiavelli’nin Prens’te tarif ettiği “hata yapamaz ve zayıflık gösteremez lider” miti, modern Türk siyasetinin en büyük bagajı.

​İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay’ın, 2024 yılında kendisini aday gösteren siyasi iradenin ve kamuoyunun beklentisinin aksi yönünde bir hat izleyerek AKP’ye katılması, bu krizin somut bir dışavurumudur. Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel’in bu gelişmeye öfkelenmesini veya siyasi tercihi sert bir dille eleştirmesini anlamak elbette mümkündür.

​Ancak felsefi ve kurumsal açıdan bakıldığında, ortada yanıtlanması gereken daha derin bir soru durmakta.

​Cemil Tugay’ı İzmir gibi simgesel önemi yüksek bir kente belediye başkan adayı gösteren siyasal irade kime aittir?

Özgür Özel ve parti yönetimine.

​Özel, adaylık kararının anket verilerine dayandığını belirtmekte; Tugay’ın böyle bir savrulma yaşayacağını bilselerdi aday gösterilmeyeceğini ifade etmekte.

Peki mesele, sadece bir insanın gelecekteki eylemlerini öngörememekten mi ibarettir?

​Yoksa aday belirleme süreçlerinin ideolojik süzgeçten, ilkesel tutarlılıktan ve siyasal sadakat testlerinden yoksun, sadece sayısal göstergelere ve kişilere sadakate indirgenmiş teknokratik bir mekanizmaya dönüşmesinde bir pay var mıdır?

​

​Bugün dönüp bu soruları sormak, dün verilen bir kararın bütün faturasını tek bir kişiye kesmek anlamına gelmez. Aksine Weber’in “Sorumluluk Etiği” prensibi gereği; bir siyasetçinin sadece eylemlerinin niyetinden değil, o eylemlerin doğurduğu sonuçlardan ve kullandığı araçlardan da sorumlu olması gerekir.

​Bir siyasi liderin kendi tercihlerini ve yöntemsel eksiklerini sorgulaması onu küçültmez; aksine siyasal meşruiyetini tahkim eder. Özeleştiri yapmak, karşı tarafın haklılığını tescillemek değildir. Kendi karar alma mekanizmalarının sınırlarını ve eksiklerini görebilme basiretidir.

​Üstelik mesele tek bir lider veya tek bir parti ile sınırlı değil.

Türkiye’de siyasetinde hangi aktöre bakarsanız bakın, başarıların mimarı ve sahibi çoktur, ancak başarısızlık veya yanlış değerlendirme süreçlerinde sorumluluk üstlenen birini bulmak imkansıza yakın.

​Oysa bir siyasetçinin ağzından çıkacak şu yalın cümle, saatler süren polemiklerden çok daha dönüştürücüdür.

“O günün şartlarında, elimizdeki verilerle doğru olduğuna inandığımız bir karar verdik. Ancak bugün görüyoruz ki, aday belirleme kriterlerimizde ve değerlendirme süreçlerimizde esaslı eksiklerimiz varmış. Bir daha bu hataya düşmeyeceğiz.”

​Bu cümle bir teslimiyet değil; aksine rasyonel, şeffaf ve olgun bir liderlik tavrıdır.

​Cicero’nun iki bin yıl önce kendi yanılgılarıyla yüzleşebilmesi, tarih boyunca meşruiyetini koruyan bir devlet adamlığı örneğidir. Çünkü kusursuzluk iddiası kibri, kibir ise siyasal körlüğü besler.

​Özeleştiri insanı ve lideri küçültmez.

Özeleştiri, siyasetin yitirdiği en temel erdemdir.

Şimdi Yeni Parti’nin önünde bu erdemini kazanabileceği bir sınav var.

“Yeni bir siyasi model” iddiasıyla yola çıkan Yeni Parti’de ilçe ve il başkanlarını üyeler seçiyor. Özgür Özel, genel başkanın da üyeler tarafından seçileceğini açıkladı.

Peki, belediye başkan adaylarını kim belirleyecek?

Yoksa yine genel merkezdeki egemen kadrolar, kendilerine sadık isimleri halkın önüne mi koyacak?

Cemil Tugay örneğinden ders çıkarılmayacak mı?

Özeleştiri sadece hatayı kabul etmek değil, aynı hatanın tekrarlanmasını önleyecek sistemi kurmaktır.

Yeni Parti’nin gerçek sınavı da burada başlayacak.

Views: 74
Önceki yazı

AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE!

Sonraki Gönderi

Bireye nasihat, kalbe hasar: RİTMİ BOZUK SİSTEM!

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Bireye nasihat, kalbe hasar: RİTMİ BOZUK SİSTEM!

Bireye nasihat, kalbe hasar: RİTMİ BOZUK SİSTEM!

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
İSTİFA VE İSTİĞFAR

İSTİFA VE İSTİĞFAR

Şubat 11, 2026
DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI VE MAYISTA YİTİRDİĞİMİZ DEVRİMCİLERİ ANMAK -1

DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI VE MAYISTA YİTİRDİĞİMİZ DEVRİMCİLERİ ANMAK-6

Mayıs 21, 2025
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
İZMİR BUGÜN BİR BAŞKA:  ÇOK COŞKULU…

İZMİR BUGÜN BİR BAŞKA:  ÇOK COŞKULU…

Ekim 10, 2026
GÖRÜŞ

GÖRÜŞ

Ekim 10, 2026
İZMİR MARŞIYLA GELDİLER MEHTER MARŞIYLA GİDİYORLAR!

İZMİR MARŞIYLA GELDİLER MEHTER MARŞIYLA GİDİYORLAR!

Ekim 10, 2026
Özgür köşe

Özgür köşe

Ekim 10, 2026

Güncel Haberler

İZMİR BUGÜN BİR BAŞKA:  ÇOK COŞKULU…

İZMİR BUGÜN BİR BAŞKA:  ÇOK COŞKULU…

Ekim 10, 2026
GÖRÜŞ

GÖRÜŞ

Ekim 10, 2026
İZMİR MARŞIYLA GELDİLER MEHTER MARŞIYLA GİDİYORLAR!

İZMİR MARŞIYLA GELDİLER MEHTER MARŞIYLA GİDİYORLAR!

Ekim 10, 2026
Özgür köşe

Özgür köşe

Ekim 10, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

İZMİR BUGÜN BİR BAŞKA:  ÇOK COŞKULU…

İZMİR BUGÜN BİR BAŞKA:  ÇOK COŞKULU…

Ekim 10, 2026
GÖRÜŞ

GÖRÜŞ

Ekim 10, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.