Adamın biri sokakta alnının ortasından vurulup öldürülmüş.
Kadınlar başına toplanmış, başlamışlar birbirlerini teselli etmeye:
“Allah gözünü korumuş!”
İyi de kadınlar, adam ölmüş! Gözünü korusa ne olur, korumasa ne olur?
Bizimki de o hesap sevgili dostlar.
Adam ölmüş, biz hâlâ gözünün derdindeyiz. Siyasette de memleketin canı çıkmış, biz hâlâ kimin daha az suçlu olduğunu tartışıyoruz.
Gazetede köşe yazmaya başlarken kendi kendime bir söz verdim:
Siyasi yazı yazmayacağım!
Bunun sebebi, siyasilere olan inancımı yitirmiş olmamdı. Aradan zaman geçti, hâlâ aynı düşüncedeyim.
Anlaşılan o ki siyasete olan inancımı yeniden kazanmak için bir sebep bulamadığım gibi, kaybetmek için de her gün yeni sebepler buluyorum.
Gelelim bugüne…
Atalarımız boşuna dememiş: “Dününü unutan, yarınını bulamaz.”
Biz de tam o durumdayız.
Her gün bir belediyeye operasyon düzenleniyor.
Bir bakıyorsun, birileri bir partiden diğerine geçiyor.
Dün birbirine demediğini bırakmayanlar, bugün aynı safta yer alıyor.
Artık kimin nerede durduğunu takip etmek bile mesele oldu. İnsan ister istemez düşünüyor:
Acaba partiler mi değişiyor, yoksa bizim bilmediğimiz başka hesaplar mı görülüyor?
Peki, yapılanlar doğru mu? Elbette her şeyin hukuk içinde yürütülmesi gerekir. Belediyeler masum mu? Elbette hiçbir belediyenin masumiyetine peşinen karar veremeyiz.
Şimdi asıl soru şu:
Kim haklı, hükümet mi, muhalefet mi?
Bana sorarsanız, al birini vur ötekine!
Tabii bu benim şahsi düşüncem.
Yanlış anlaşılmasın; ben kimseye suçlu demiyorum. Zaten bu ülkede suçlu olup olmadığına karar verecek kurumlar var (?)
Ben yalnızca vatandaşın gördüklerini ve aklından geçen soruları dile getiriyorum.
Ama insan sormadan da edemiyor.
Seçim zamanı adaylar çıkıp da “Ben bu memlekete hizmet edeceğim” demiyorlar mı? Elbette diyorlar. Fakat bazen insanın kulağına başka bir vaat daha çalınıyor:
“Benim adayım, ötekinin adayından daha az çalar!”
Dikkat edin, artık mesele çalmamak değil, daha az çalmak!
İnsan da kendi kendine soruyor:
Bizim beklentimiz bu kadar mı düştü, yoksa siyasetin ölçüsü mü değişti?
Eskiden dürüstlük bir meziyet sayılırdı; şimdi insanın aklına, “Acaba dürüst olmak adaylık için yeterli mi?” sorusu geliyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Bütün bunları nereden çıkarıyorsun?”
Ben de soruyorum:
Bir partiden aday olabilmek için ne kadar bağış yapmak gerekiyor?
Meclis üyeliği adaylığı için ne kadar ödeme yapılıyor? Elbette her bağışın arkasında yanlış bir iş var diyemeyiz. Ama bu soruların cevabını vatandaş bilmiyorsa, şüphe duymasına da şaşırmamak gerekir.
Madem herkesin derdi memlekete hizmet etmek; o zaman bu kadar para, makam ve mevki mücadelesi neden?
Yoksa biz vatandaşlar, siyasetin görünmeyen tarafını merak etmekte haksız mıyız?
Neyse, bu soruların sonu gelmez.
Ben de yazımı bir fıkrayla bitireyim. Hem fazla ileri gitmeyelim; dost okurlarımın da benim de başımıza iş açmayalım sonra!
Bir kedi, fareye demiş ki:
“Sen bulunduğun delikten çıkıp karşıdaki deliğe geçersen sana bin altın vereceğim.”
Fare bir düşünmüş. Sonra kediye dönüp şöyle demiş:
“Vallahi kedi kardeş, bu kadar yakın bir mesafe için bin altın veriyorsan bu işin içinde bir b.kluk var!”
Şimdi sevgili dostlarım, fare bile bu kadar kısa mesafeye bin altın verilmesinden şüpheleniyorsa, bizim siyasette bu kadar para, makam ve mevki varken neden kimsenin niyetinden şüphelenmeyelim?
Elbette herkes suçlu değildir. Ama kimsenin de sırf bir partinin mensubu diye masum ilan edilmesini beklemeyelim. Siyasette asıl mesele, kimin hangi partiden olduğu değil, kimin ne yaptığıdır.
Yine de şunu çok iyi biliyorum: Yarın hepimiz bir adayı alkışlamak için sokağa çıkacağız. Kimimiz hükümeti, kimimiz muhalefeti savunacağız. Herkes kendi adayının doğru, karşı tarafın yanlış olduğunu söyleyecek.
Ama bugün sokağa inmiyoruz. Çünkü bugün herkes kendi hayalinde, kendi rüyasında yaşıyor. Kimi memleketi kurtardığını düşünüyor, kimi kendi tarafının kazanacağı günü bekliyor.
Yarın seçim gelecek, meydanlar dolacak, vaatler verilecek, alkışlar yükselecek. Sonra herkes yine kendi köşesine çekilecek.
Ve biz, dün yaşadıklarımızı unutup yarından medet umacağız.
Ne diyelim sevgili dost okurlarım; kedi de işini biliyor, fare de şüpheleniyor. Bir tek biz, her seçimde aynı deliğe girip bu kez başka bir sonuç bekliyoruz.
Kalın sağlıcakla.














