AYIN ERDEMİ :
ZAMANIN ÖTESİNDE BİR DURUŞ :
YÜREKTEN MEYDANLARA,
AHDE VEFA !
Günümüz dünyasında siyaset ve gündelik Yaşam rüzgarı o kadar hızlı yön değiştiriyor ki; sadece kendi yönümüzü değil, dün durduğumuz yeri ve o yeri borçlu olduğumuz insanları da unutmamıza yol açıyor.
Sözümüz, Ahde Vefa’ya sahip çıkanlara değil elbet…
Özellikle, ülkemizde esen siyasi rüzgârlar, kimin nereye savrulacağı ve hangi güncel tercihler yapacağına dair belirsizlikleri artırıyor.
Toplum nezdinde şaşkınlık, düş kırıklığı ve öfke… yoğun olarak yaşanıyor..
Bu durum, bireysel ilişkilerde de aynı ölçüde kopuşa ve alt-üst oluşa sebep oluyor.
Oysa biliyoruz ki, insan kalmanın en onurlu ve ağır yükümlülüklerinden biri de AHDE VEFA’dır…
Dün, amansızca eleştirilen koltuklara bugün büyük bir iştah ve karanlık bir teslimiyetle çökmek toplum vicdanında ve hafızasında derin yaralar açıyor. Unutulmayacağı kesindir…
Elbette ki, siyaset doğası gereği, içinde uzlaşı ve geri çekilme stratejilerini barındırır. Ancak bunu ilkesizlikten ve midesizlikten ayıran ince bir çizgi vardır.
O çizginin adı
AHDE VEFA’dır..
Winston Churchill şöyle diyordu;
” Bazı insanlar partilerini ilkeleri için terk ederler…
Bazıları ise, ilkelerini partileri için… “
Immanuel Kant’a göre
” Bir fikre, bir lidere, bir harekete sadece güçlü olduğu için bağlı kalıp, rüzgâr tersine döndüğünde gemiyi ilk terk eden olmak, ahlaksızlıktır!”
(Ödev Ahlakı)
Bu, ahlaki çöküşün bir göstergesidir. Gücü elinde tutanların ” güç körlüğüne” yakalanmış olmalarının yanında, bu güce biat edenlerin de güç zehirlenmesi yaşadığı aşikardır.
Bu, aslında aynı ahlaki soruna işaret eder:
AHDE VEFA yoksunluğu!
Meydanlarda ve ekranlarda ibretle izlediğimiz bu ” rasyonel” gerekçeli saf değiştirmeler;
aslında modern insanın ruhsal yalnızlığının, derin korkularının ve sadakatsizliğinin kamusal provasıdır.
İnsan vicdani duruşuyla da hatırlanır…
Oysa AHDE VEFA, insanın yüreğinde başlar yolculuğuna.
Bir dostun gözlerinde anlam kazanır,
Ve sevgilinin o sımsıcak ellerinde gerçek benliğine kavuşur.
Modern kapitalizmin çağı, bize her şeyi çok hızlı tüketmemizi öğütlüyor.
Bugün siyaset arenasındaki konjonktürel parti değişimleri ile,
özel hayattaki hızlı
arkadaş/ partner değişimleri aynı bencil kökten gelmektedir.
” Daha yenisini, daha güçlüsünü, daha faydalısını bulunca eskiyi terk et!”
Konfiçyus, bir toplumun huzurlu oluşunu, bireylerin birbirine olan sadakatine ve vefasına bağlar…
Çünkü VEFA, sevginin zamana meydan okuyan halidir.
Hastalıkta, başarısızlıkta, güç kaybına uğranıldığında… o sevginin arkasında durabilme iradesidir.
Mahir Çayan ve Yoldaşlarının DENİZ’LERİ kurtarabilmek için giriştikleri uğraş sonucunda katledilmeleri. AHDE VEFA ”nın nasıl ölümüne bir fedakârlık olabileceğini yakıcı bir acıyla gösteriyor bizlere…
İnsanlık tarihindeki en onurlu, en insanca ve kahramanca tavırdır ONLAR’ın bu eylemi..
Sonuçta, koltuklar devrilir bir gün.
İttifaklar dağılır, partiler kapanır, yenileri kurulur…
Geriye dönüp bakıldığında, insanın elinde kalan en önemli şey; fırtınalı günlerde yanında kimin durduğunu ve yükünü kimlerin paylaştığını görme gerçekliğidir.
Hayat hikayemiz, geride bıraktığımız vefasızlıkların yarasıyla değil, gösterdiğimiz VEFA’nın ışığıyla aydınlanacak ve hatırlanacaktır.
İster bir ülkenin kaderini tayin eden bir siyasetçi, ister sevgilisinin ellerini tutmaktan büyük haz duyan bir sevdalı…
Kim olursan, ol; ama unutma, en asil varoluş mücadelesi AHDE VEFA ile mümkündür!
2 Ağustos 2026. Lara.
Antalya.













