15 – 25 Eylül 2026
-4-
23 Eylül 2026 Çarşamba günü, gezimizin sonuna yaklaşıyoruz.
Güney Afrika’ya ilk önce Hollanda’lılar. Daha sonra İngiliz’ler geliyor.
Altın ve Elmas madenlerini çıkarmak istiyorlar. Madende çalışacak insan yok.
Başta Zulu kabilesi olmak üzere diğer kabileler bulundukları bölgelerde mutlu mesut yaşıyorlar. Sonradan gelenlerdeki hırs, mülkiyet aşkı onlarda yok. Kimse madende çalışmaya gelmiyor.
İyilikle olmayınca, Avrupalı aç gözlü göçmenler, kendi aralarında hegemonya savaşları yaptıkları gibi siyahlar üzerinde baskıyı artırıyorlar. Vergiler koyuyorlar. Siyahlar vergilerini ödeyebilmek için madenlere çalışmaya gitmeye mecbur kalırlar. Zamanla bu baskılar sistematik bir hal alacak ve Apartheit rejimi oluşacak.
Beyazlar, melezler ve siyahlar kendi bölgelerinde oturacak. Siyahların bu bölgelerden çıkmaları izin kağıtlarına bağlanacak.
Beyazlar nüfusun yüzde sekizini oluştururken gelirin neredeyse hepsini alacaklar. Siyahları köle yapacaklar.
Fransızlar sonradan geliyorlar. Düzeni kurmuş olan Hollandalı ve İngilizler, onları içlerine katmıyorlar.
Güney Afrika’ya gelip Winelands denilen bölgeyi ve Franschhoek ve Stellenbosch kasabalarını görmeden şaraplarını tatmadan olmazdı.
İlk durağımız, Fransa kralı ülkede Protestanlığı yasaklayınca, 1688’de yüzlerce Fransız Huguenot’un ülkelerinden kaçarak gemiyle Ümit Burnu’na geldiği ve yerleştirildikleri, Franschhoek kasabası ve buradaki şarap tadım fabrikası oldu.
Huguenot’lar bu bölgeye yerleştirildiklerinde, çiftlikler kurarak geleneksel Fransız bağcılık kültürünü bölgeye taşıdılar ve işletmeler kurarak şarap imalatına başladılar. Bugün yüksek dağlar ve üzüm bağları ile çevrili ülkenin gastronomi ve şarap başkenti olarak bilinen tarihi ve turistik bir kasabasıdır.  Kasabada yürüyüş yaptık, tarihi evleri caddeleri sanat galerilerini ve butik dükkanları gezdik.
Öğle yemeğini bu çiftliklerden birinde yedikten sonra, yine tarihi ve turistik bir şarap kasabası olan ve Hollandalılar tarafından kurulan, ülkenin Cape town’dan sonra en eski 2. yerleşimi olan Stellenbosh kasabasına uğradık. Yine ağaçlı caddeleri, sanat galerileri ve kafeleriyle öne çıkan bu kasabanın en büyük özelliği ülkenin en eski yüksek öğretim kurumlarından Stellenbosch Üniversitesi’ne ev sahipliği yapmasıydı. Üniversite kampüs ve binaları, şehrin büyük bir kısmını kaplamıştı.
Kasabada çok çeşitli ülkelerden gelen gençler bir arada kafeleri ve restoranları doldurmuşlardı.
Bugün gezdiğimiz Franschhoek bölgesini onlara veriyorlar. Güney Afrika’nın en eski kasabalarından olan bu bölge çok sayıda mahzen barındırıyor.
Bugün üzüm bağları ve şarapları ile ünlü bu bölgede bir çiftliği ziyaret ettik. Mahzenlerini gezdik. Üzümün ve şarabın hikayesini dinledik. Şarap tadımı yaptık.
Öğle yemeğini başka bir zeytin ve üzüm çiftliğinde yedik.
Son olarak Hollanda mimarisi taşıyan Hollanda’lıların yaşadığı Stellenbosh kasabasını gezdik. Üniversite şehri olarak bilinen bu kasabada lokanta, kafelerin çokluğu, yiyecek, içeceklerin ucuzluğu, sokaklarda gençlerin çokluğu dikkatimizi çekti.
Beyaz ve siyah gençlerin birlikte oturmaları, yeni neslin barışı kabullendiğini anlatıyor.
Mandela önce ve sonrası milat gibi. Mandela sorunsuz, barışçıl bir geçiş sağlamış. Bugün Mandela’yı, beyaz ajanı olarak gören gruplar da var. Siyahları sattığını söylüyorlar.
Kanunlar önünde eşit olsalar da, fabrikalar, tarlalar, ticari faaliyetler hep beyazlara ait.
Bir takım yasalarla siyahları destekleseler de, siyahların sermaye sahibi olmaları çok kolay değil.
Mandela’yı ajan gören anlayışlar, “Seçimi kazanıp, siyahlar yönetimi aldıklarında, beyazların mallarına el koyup halka dağıtılmalıdır” diyorlar. Devrimin başarıya ulaşmadığını, zenginlerin rahatının güvenceye alındığını söylüyorlar.

Güney Afrika’da on bir resmi dil var. Sağır dilsizlerin işaret dilini de ekleyince on iki resmi dil olmuş.
Zulular ve diğer kabileler kendi dillerini konuşuyorlar. Eğitimde ana dilde eğitim, İngilizce yardımcı dil olarak öğretiliyor.
Güney Afrika’da hemen hemen İngilizce bilmeyen yok.
Kabileler arasında anlaşmak için dahi, İngilizce kullanıyorlar.
İngilizce bilmeyen iş bulamıyor. İngilizce’nin dışında Afrikanca dili var. İlk gelen Hollandalılar Afrikalılarla karışarak, bu dili yaratmışlar.
Araçlarda şoför sağda oturuyor. Trafik soldan işliyor. Kurallara mutlak uyuluyor.
Şehir çok temiz, hava kirliliği yok. Büyük Sanayi yok. Tarım ve turizm şehri.
Cape Town ülkenin ikinci büyük limanına sahip. Deniz ürünleri çok, iki okyanusa kıyısı var.
Springbok, keseli bir Antilop cinsi, Afrika’nın simgesi. Siyahların beyazlara karşı gösterilerinde yerinde zıplama, koşuyor gibi hareketler yapmaları bu hayvanın davranışları. “Springbok, ormandaki büyük hayvanlar karşında zıplama hareketi yaparak, ben sizden güçlüyüm, önümden çekilin diyor.

Devam edecek….














