Önce şu vefa kavramına bakalım.
Kulakları çınlasın benim değerli arkadaşım Bekir Yurdakul ve bir grup edebiyatçı, İzmir’de yaşamakta olan edebiyat insanlarını tanıtmak, onlara saygı ve sevgimizi ifade etmek için yıllar süren Vefa İstasyonu1 adı altında bir etkinlik yapmışlardı.
Hâlâ sürüyor mu, bilmiyorum.
Bu etkinlikte her ay bir edebiyatçı gündeme alınıp, tanıtımı yapılıyordu.
Çoğuna ben de katılmıştım.
Bir insan için bundan daha güzel bir duygu olamazdı; dostlarınız sizin yanınızda oluyor, sevildiğinizi anlamış oluyorsunuz, ayrıca yazdığınız kitaplar da dolaşıma giriyordu bu sayede.
Şimdi bakıyorum vefa siyasi yaşama taşınmış, tatsız tuzsuz, birinin diğerini karaladığı bir deyime dönüşmüş durumda.
Geçenlerde sevdiğim eski gazeteci ve milletvekili Atilla Sertel’in Hiç Boşu Yok köşe yazısında bu vefa kavramı vardı.
Tabii orada anlatılan edebiyatın kendi mecrası yerine siyasetin gaddar dünyası.
O yüzden insani tadı orada aramayın!
Sertel o yazıda Ekrem İmamoğlu’nu anlatıyor.
Anlatırken İmamoğlu’nun vefasızlığından söz ediyor.
Sertel, önce İmamoğlu’nun politik yaşamından başlıyor; 2008’de CHP’ye üyelik, 2009’da Beylikdüzü Belediye Başkanlığına adaylığı, kazanamayınca Baykal’ın onu ilçe başkanlığına ataması dile getiriliyor.
2014’te ise bu kez tekrar Beylikdüzü Belediye Başkanlığına aday olup kazanması söz konusu.

Sonrası İstanbul macerası…
8-9 yıla sığan inanılmaz bir yükseliş…
Bunda Kılıçdaroğlu’nun payı da var tabii.
Sertel burada haklı olarak pek çok partilinin yıllarca emek vermesine karşın bir türlü istediği yere gelememesini vurgulamak istiyor.
Buna karşın, nasıl oldu da İmamoğlu bu yolları 8-9 yılda tırmandı iması var yazıda.
Bu kıyaslama yapılabilir elbette.
Ancak bence yanlış bir kıyaslama bu.
Komplo teorileri revaçta ya, birileri bilerek onu oraya getirdi mi denmek isteniyor?
Pek açıktan değil ama gene de böyle bir imanın zihinlerde yer etmesine kapı aralanıyor gibi.
Bence Sertel’in atladığı şey, bir insanın başarı ve çalışkanlığının onun yükselmesinde önemli bir faktör olduğu kısmı.
Bunun yanına şans da eklenebilir.
Ama komplo?
O apayrı bir şey!
Bizim bildiğimiz İmamoğlu çalışkan biri, politikayı iyi okuyor.
Bu yüzden değil mi AKP’nin ondan çekinmesi.
Ayrıca onu Beylikdüzü’nden İstanbul’a getiren de Kılıçdaroğlu.
***
Bu kez Sertel, İmamoğlu’nu vefasız olmakla suçluyor.
Nasıl?
İstanbul’u kazandığında önce Canan Kaftancıoğlu’na, sonra da Kılıçdaroğlu’na vefasızlık edilmiş, deniliyor.
Bildiğimiz, Kaftancıoğlu mahkeme kararıyla siyasetin dışına itildi.
Kılıçdaroğlu’na hangi vefasızlığı yaptığı ise doğrusu biraz zorlama bir durum.
Şu çok dillendirilen Kılıçdaroğlu’na vefasızlığa tersinden bakalım isterseniz.
2023’te kurultay olmuş, Özel genel başkan seçilmiş, parti başarıyla yoluna devam ediyor.
Sonra iktidar geçek yüzünü gösterip işleri siyasi rekabet yerine başka alanlara çekiyor.
Tutuklamalar ve başka bin türlü melanet partinin başına sarılıyor.
İnsanlar meydanlara çıkıyor, bütün eski genel başkanlar orada, partiye destek veriyor.
***
Peki Kılıçdaroğlu nerde?
Partisinin yanında olması gerekmez miydi?
Partinin hiçbir etkinliğinde olmamış biri.
Bu vefasızlık değil midir, Sayın Sertel?
Sertel bu noktayı atlayıp hep tek mercekten bakmayı yeğliyor.
Herkesin her koşulda Kılıçdaroğlu’na vefa göstermesini istiyor.
Elbette hiçbirimiz bu insani duygunun yıpratılmasını istemeyiz.
Ancak insani duyguların, karşılıklı olmak gibi bir huyu var, size gösterilen kadar siz de başkasına gösteriyorsunuz. Sanıyorum olan bu.
Dolayısıyla Sertel dostumuz baktığı noktayı biraz değiştirmeli, bu açıdan da bakmayı denemeli.
***

BUTLAN
Bir diğer kavramımız ise butlan.
Bu, külliyen yok saymak anlamına geliyormuş.
Ve daha çok evlilik işlemleriyle ticari davalarda geçerli, Osmanlıca bir kavram.
Sonra iktidar bunu siyasi alana çekti, işi parti kongrelerine kadar götürdü.
Şimdi kısaca butlanın öyküsüne bakalım:
Biliyorsunuz, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, 21 Mayıs 2026’da, CHP’nin 2023’te yaptığı 38. Kurultay için mutlak butlan kararı verdi.
Böylece, kongrede alınmış kararlar yok sayıldı, Özel ve ekibi parti yönetiminden uzaklaştırıldı ve bir önceki yönetime görev verildi.
Böylece 2023’te Özgür Özel’in 812, Kemal Kılıçdaroğlu’nun ise 636 oy aldığı kurultay birden ortadan kalkıyordu.
Galiba Kemal Bey’in de istediği buydu zaten.
Çünkü başından beri, “Kurultaya şaibe karıştı” iddiası onun tarafından dillendiriliyordu.
Hatta bunun için ofis kiraladığı da herkesin malumuydu.
***
Politika içinde olanlar bilir, Ankara’da bir ofis demek siyasetin oraya taşınması, her türlü ‘plan’ın orada kotarılması anlamına geliyor.
Bunlar olurken, bir yandan da 2023 yenilgisinden sonra CHP değişim sloganıyla kongreye gitmiş, Özgür Özel’i genel başkan yapmıştı.
Ve seçilen bu yeni ekip partiyi 2024 yerel seçimlerinde birinciliğe taşımıştı.
Bu birincilik pek tabii iktidarın işine gelmemiş olacak ki ondan sonrası pişmiş tavuğun başına gelenlerle neredeyse eşdeğer.
Önce, CHP’li belediye başkanları tutuklandı, pek çok başkan hapse atıldı.
Buna karşın CHP, hep birinci parti olma yarışını hiç bırakmağı gibi Özgür Özel, İmamoğlu, buna Mansur Yavaş’ı da katabiliriz, ‘seçimi kazanacak lider’ niteliklerini hiç yitirmediler.
Bunun da elbette otokrat yönetimlerde karşılığı belediyelere yapılanlardı; yetmedi, partiye butlan yoluyla yeni bir yönetim ekibi atamaktı.
Butlan buydu zaten…
***
Kemal Bey, bu kararda hiç demokrasiye aykırı bir durum görmemiş olacak ki partinin başına büyük bir mutlulukla geçti. Onun için bin 200 delegenin oyunun önemi yoktu.
Sonrasında ihraçlar, görevden almalar vs…
Parti butlanla amaçlanan şeyleri hızla hayata geçirmeye başladı.
Benim anlayamadığım 2023 cumhurbaşkanlığı seçiminde bu ülkeye demokrasi vadeden biri bunu nasıl yapıyor?
Demokratik yolla gelmediği, delegenin oyuyla seçilmediği gerçeğini nasıl görmezden geliyor?
Kılıçdaroğlu bu kısmı atladığı gibi pek çokları da işin bam teli olan bu kısmı atlıyor. Onlar için demokratik yolla gelme yerine, iktidarın da söylemiyle eşleşen, partinin mahkemelere düşürüldüğü, yolsuzluk yapıldığı, dolayısıyla bir arınmanın gerçekleşmesi gerçeği ön plana geçiyor.
Partinin kendi tabanı ve delegeleriyle yaptığı seçim, pek de önemli görünmüyor onlar için.
***
Butlandan sonra epeyi bir süre geçti.
İktidar butlana ilave belediyelerde hızlı transferlerden de geri durmuyor.
Her gün bir belediye başkanının AKP’ye geçtiğine tanık oluyoruz.
Bunu, CHP’de kalanlar, iktidarın mahkeme korkusuyla oluşturduğu atmosfer yerine İmamoğlu ve Özel’e bağlıyor.
Onların beceriksizce seçtikleri insanların tutarsızlığı olarak görüyor.
Oysa biliyoruz ki Afyon ve Aydın Belediye Başkanları sadece Özel’in seçimi değildi. Kılıçdaroğlu onların milletvekili olmalarında etkiliydi herhalde.
O halde parti değiştirmenin bir tek nedeni yerine, kişisel zaaflar yanında ülkenin politik atmosferine de bakmak gerekiyor.
***
Son günlerde iki kavram hayatımıza girdi dedik ya butlan demokrasiyle, seçimle ve dolayısıyla milli iradeyle ilgili.
Vefa ise sizin duruşunuz, tavrınızla…
Sertel ustama, haddim olmayarak bunları hatırlatmak istedim…
Malum, hepimiz demokrasiyi istiyoruz…
………………………
1 Vefa İstasyonu: 2014 Aralık’tan Mart 2024’e, on bir yıl süren; on kişilik gönüllü bir ekibin, başlangıçta edebiyat, son yıllarda edebiyat-sanat insanlarımızın bir ömür süren emeğine saygı niteliğinde hazırladığı etkinliklerin adı.
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/28553983/salim-cetin/iki-kavram-butlan-ve-vefa














