Deniz Göktaş’ın en önemli hatırlatması; muhtemelen unuttuğumuz, toplumun o güçlü muhalif mizah hafızasını bize yeniden kazandırması oldu. Marko Paşa geleneğiyle başlayan; Aziz Nesinler, Rıfat Ilgazlar, Ferhan Şensoylar ile süren; Gırgır, Limon ve Leman dergileriyle büyüyen o köklü damar, son otuz yıldır görünürlüğünü ve etkisini yitirmiş, muhalif mizah adeta hafızalardan silinmeye yüz tutmuştu.
Bunun, ülkenin hızla otoriterleşmesi, kriz ve kaos dönemleri gibi pek çok sebebini saymak mümkün. Ancak en önemli nedenlerin başında, son otuz yıla yakın dönemde ana akım medyada parlatılan stand-up geleneği gelmektedir. Maalesef Cem Yılmaz, Şahan Gökbakar, Beyazıt Öztürk, Hasan Can Kaya ve Yılmaz Erdoğan gibi isimlerle süren bu talihsiz gelenek, suya sabuna dokunmayan lüzumsuz esprileriyle görece geniş bir seyirci kitlesi yakaladı. Yukarıda saydığım stand-upçılar, mizahı adeta siyasi iktidarın toplumu uyutma aparatına dönüştürdüler.
Halka dair, yaşadığımız dönemin otoritesine dair en küçük bir eleştirel yönelimleri olmayan bu sözde komedyenler, sahneden çekildikleri anda isimleri de hafızalardan silinecektir. Onları gündem yapan ve orada tutan şey, iktidarın medya gücünden başka bir şey değildir.
Deniz’i gündemde tutacak olan ise halkın içinden ve hakikatlerden süzülen esprileridir. Göktaş’ın politik mizah anlayışı, son yıllarda iktidarın kitleleri uyutma aparatının dışına taşarak, toplumun köklü politik mizah geleneğiyle yeniden buluşmasına vesile oldu.
Bu yazıyı kaleme aldığım an itibarıyla kendisi on milyon seyirciye ulaşmış durumda. Kuşkusuz gözaltına alınmasının ve bu süreçte haber olmasının da bunda bir etkisi vardır; fakat bunların hiçbirisi olmasaydı bile en az beş milyon seyirciye ulaşırdı. Çünkü ülkenin içinde bulunduğu toplumsal psikoloji, tam da böyle bir muhalif sese ihtiyaç duyuyordu. Yıllardır bir fanusun içine sıkışmış, ehlileştirilmek istenen hiciv anlayışı yerine, iktidarın otoriterleşmesine cesaretle karşı çıkan alternatif bir duruşla gündem oldu.
Peki, Deniz Göktaş kaybedilmek istenen toplumsal hafızamıza tam olarak neyi kazandırdı?
Yozlaşan eğlence kültürüne karşı, alternatif ve derinlikli bir mizah anlayışının var olabileceğini kanıtladı.
Mizahın muhalif damarının o güçlü, tarihsel geleneğini yeniden hatırlattı.
Herkesin korkutulduğu, sindirildiği bir baskı ikliminde; korkmayan, sinmeyen ve vicdanını satmayanların hâlâ var olduğunu gösterdi.
Halktan ve hakikatten yana yapılan sanatsal üretimin, toplumda ne kadar büyük ve samimi bir karşılık bulduğunu tescilledi.
İktidarın yalanlar üzerine kurulu sanal alemine karşı, hakikatin bir arayıcısına, umudun “Deniz”ine dönüştü.
Son olarak; gözaltına alınacağını bile bile yurt dışından gelmesi, mahkemede ters kelepçelenmesine karşın sergilediği dik duruşu ve ödünsüz görünürlüğü umutlarımızı yeniden yeşertti. Anadolu toprağı bereketlidir; gider Aziz Nesinler, gelir Denizler.
Imran Adsay 04/7/2026













