Mizahın en büyük suçu budur.
Kimsenin söyleyemediğini söylemesi değil… Söyleneni kahkahayla insanların boğazına düğümlemesidir.
Demek ki bazı kahkahalar gerçekten tehlikeli.
Çünkü bazen tek bir espri, ciltler dolusu resmî açıklamadan daha açıklayıcıdır.
Ne tuhaf… İnsanlık Ay’a gitmeyi başardı ama hâlâ bir şakayı kişisel almamayı öğrenemedi.
Son günlerde sosyal medyada yeni bir meslek türedi: “Kehanet uzmanlığı.”
Bir olay olur olmaz yorumlar aynı: “Bak, demiştik.” “Söylediğim çıktı.” “Deniz Göktaş gözaltına alındı, şimdi sırada ne var?” “Bundan sonraki kehanetiniz nedir?”
Sanki mizahçılar stand-up yapmıyor da hava durumu bülteni sunuyor.
Oysa iyi mizah geleceği görmez.
Sadece bugünü herkesten önce okur.
Çünkü mizahçı kristal küreye değil, topluma bakar.
Toplumda çatlak varsa onu görür.
Adalette eğrilik varsa onu söyler.
Çelişki varsa üstünü örtmez.
Sonra da insanlar şaşırır: “Nasıl bildi?”
Bilmedi.
Siz görmek istemediğiniz için size kehanet gibi geldi.
İşin en ironik tarafı ise şu…
Kimse mizaha kızdığı için öfkelenmez.
Mizahın isabet oranına kızar.
Çünkü hedefi bulmayan taş kimsenin canını acıtmaz.
Ama yerine oturan bir cümle…
İşte o bazen mahkeme tutanağından daha ağır gelir.
Belki de bu yüzden bazıları kahkahadan korkuyor.
Çünkü kahkaha bulaşıcıdır.
Gerçek ise ondan da bulaşıcıdır.
Mizah suçsa…
Dosyada parmak izi değil, kahkaha aranmalıdır…














