Bazı yenilgiler dışarıdan gelmez. Kapıları kıran başka orduların askerleri değildir… Bir halkın umudunu yerle bir eden hareket, dost suretinde içeri girenlerce gerçekleştirilir…
TRUVA’ nın surları güçlüydü. Dışarıdaki düşman yıllarca o surları aşamadı. Ama ,Tarih bize gösteriyor ki; bir kenti, bir halkı yenilgiye uğratan şey çoğu kez dışarıdan içeriye taşınan sessiz teslimiyettir.
Bugün bu ülkede hukuk, adalet ve demokratik haklar ağır bir kuşatma altındadır. Muhalif olan herkes, iktidarın baskısını ensesinde hissediyor.
Gazeteciler, öğrenciler, sendikacılar, belediye başkanları, sanatçılar, ekolojik çevre gönüllüleri, işçiler ve emekçiler … Ağır bir kuşatma altındalar. Açık bir korku kuşağı yaratılmış durumda…
Fakat insanı asıl yaralayan şey, o baskı düzeninin kendisi değildir. Bazen muhalif görünümü altında o baskıya destek verenler daha büyük zarar verir ve daha derin kırılmalar yaratırlar.
Muhalefetin görevi sadece seçim kazanmak değildir:
Aynı zamanda toplumsal umudu, ortak mücadele ahlakını ve demokratik dayanışma sevincini ayakta tutmaktır görev…
CHP Genel Merkezine yapılan baskın görüntüleri milyonlarca insanın yüreğini sızlattı.
Bu sızı, sadece siyasal değildir.
Bu aynı zamanda bir güven kırılmasıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu’nu tarih elbette yargılayacaktır ve layık olduğu yere koyacaktır.
Çünkü Tarih, insanları niyetleriyle değil, sebep oldukları sonuçlar itibarıyla yargılar.
İşte tam da burada
TRUVA ATI benzetmesi bir anlam kazanıyor. Çünkü bu halk, savunma duvarlarında gedik açanları asla unutmaz. Otoriterliğin değirmenine su taşıyanlar mutlaka hesap verirler. Çünkü bir ülke sadece sarayların baskısıyla değil, umutların içerden çökertilmesiyle de karanlığa gömülür ve bunun vebali ağırdır…
TRUVA’nın öyküsü, yalnızca eski bir savaş destanı değildir. O hikaye, halkların belleğine kazınmış en büyük ihanet metaforlarından biridir.
Çünkü yenilgi , silahların marifetiyle değil, güven duygusunun istismarıyla gelir.
Tahta bir at girer kente.
Herkes Onu bir zafer anıtı zanneder…
Oysa gecenin içine tanınan şey, felaketin ve ihanetin ta kendisidir.
Bugün, bu ülkenin üzerine çöken şey de böyle bir karanlıktır.
Hukuk , uzun süredir terazisini yitirmiş bir yargıcın ellerinde sallanıyor ve üstelik o yargıcın gözleri de açık ve hedefini iyi biliyor.
Bir zamanlar ” ADALET ” söylemiyle Ankara’dan İstanbul’a yürüyenlerin, bu gün aynı Adalet duygusunu parçalayacak siyasal hesapların öznesi haline gelmesi, sadece politik bir sorun değil , aynı zamanda bir ahlaki çöküştür.
Çünkü, sosyal- demokratlık sadece bir ekmek kavgası değildir. Aynı zamanda emekći yığınların birbirine karşı taşıdığı tarihsel sadakattir.
Yoldaşlık ve kardeşlik hukukudur.
Ortak acıyla birlikte, ortak sevincin ve umudun da korunmasıdır.
Eğer bir siyasetçi kişisel ihtiraslarını bir halkın ortak direncinin önüne koyuyorsa , orada artık trajik bir dönüşüm başlamış demektir.
TRUVA ATI sessizce meşru ve yasal görünerek; geçmişteki ortak değerlerin ve anıların içine saklanarak şehre girer.
Ve halkın trajedisi başlar…
Oysa bu ülkenin ve bu halkın artık yeni kırılmalar değil; hakikate , dayanışmaya ve cesarete ihtiyacı var.
TRUVA ATI, kaçınılmaz olarak yeni omuzlaşmaları ve yeni duruşları da beraberinde getirecektir.
Çünkü Tarih acımasızdır.
Posaları mutlaka en derine gömer.
NECDET GÖKÇE














