Irkçılık üzerine bir yazı yazmayı düşünüyordum.
Zonguldak’ta, Düzce’de ve stadyumlarda yaşanan faşist saldırılar üzerine birkaç söz söylemek, olup bitene karşı itiraz etmek gerekiyordu. Çünkü zulmün, ırkçılığın ve faşizmin karşısında susmanın, hiçbir zaman masum bir tercih olduğuna inanmadım.
Tam yazmaya başlayacaktım ki sosyal medya hesabımdaki hatırlatmalar önüme düştü.
Geçen yıl, yine bugünlerde yazdığım bir köşe yazısı…
Başlığı:
“Barış denildi mi anında keneler sahneye çıkar.”
Bir yıl geçmiş.
Takvim değişmiş.
Ama zihniyet değişmemiş.
Aynı nefret, aynı ırkçılık, aynı faşist dil, aynı saldırganlık…
Sanki zaman ilerlemiyor; biz aynı karanlığın içinde dönüp duruyoruz.
İnsan bir noktadan sonra aynı şeyleri tekrar tekrar yazmaktan yoruluyor. Aynı nefreti teşhir etmekten, aynı haksızlığa itiraz etmekten, aynı soruyu sormaktan…
Ama asıl yorucu olan bunlar değil.
Asıl yorucu olan, bütün bunları görüp susanlar.
Irkçılığı görüp “bana dokunmuyor” diyenler…
Faşist saldırıyı görüp başını başka tarafa çevirenler…
Bir insanın yalnızca kimliği, dili, kökeni ya da düşüncesi nedeniyle hedef alınmasını seyredenler…
Ve sonra bütün bunların üzerine utanmadan “ben tarafsızım” diyenler.
Hayır!
Zulüm karşısında tarafsızlık diye bir şey yoktur.
Zalim ile mazlumun karşı karşıya geldiği yerde susmak, tarafsızlık değil; güçlünün işini kolaylaştırmaktır.
Faşizm, yalnızca saldıranların ellerindeki sopadan, attıkları sloganlardan ya da kurdukları tehditlerden ibaret değildir.
Faşizm biraz da toplumun sessizliğinden güç alır.
Çünkü saldırgan, karşısında itiraz eden bir toplum gördüğünde geri adım atar.
Ama sessizlik gördüğünde cesaretlenir.
Bugün susarsınız.
Yarın sıra başkasına gelir.
Öbür gün size…
Bu yüzden mesele yalnızca Zonguldak değildir.
Yalnızca Düzce değildir.
Yalnızca stadyumlar da değildir.
Mesele, insanın insanı kimliğinden dolayı düşman görmesine izin verip vermeyeceğimizdir.
Mesele, ırkçılığın sıradanlaştırılmasına, faşist saldırıların kanıksanmasına ve nefretin toplumun içine yerleşmesine karşı nerede duracağımızdır.
Ben nerede durduğumu biliyorum.
Zulmün karşısında.
Irkçılığın karşısında.
Faşizmin karşısında.
Nefretin karşısında.
Çünkü bazı zamanlarda uzun uzun konuşmaya gerek yoktur.
İki kelime yeter.
Anlayana…
ZULMÜN OLDUĞU YERDE SUSMAK NAMUSSUZLUKTUR.













