sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

DATÇA’dan selam var

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Temmuz 16, 2023
in YAZARLAR
0
DATÇA’dan selam var
0
Paylaş
0
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

DATÇA AĞIDI

Ilıca’da kaçak kaçak bungalovlar.

Sarıliman’da sıra sıra Tiny House’lar.

Sahillerde boylu boyunca şezlonglar.

Her yerde inşaat, her yerde beton, her yerde rant var.

Alavere dalavere kim ala da kim vere.

Köşeleri möşeleri dön baba dönelim, yaşasın talan.

Dolan baba dolan nasıl olsa var bir yalan.

Parsel parsel eylemişler Datça’yı.

Birkaç dikili ağaçtan gayrı nem kaldı

Doğadan, denizden ayağımızı kestiler

Çıldırmaktan başka gayrı nem kaldı.

BU BÖCEKLERİ

SAKIN ÖLDÜRMEYİN

Muğla il sınırları içinde yaşayanlar bugünlerde evde, sokakta, her yerde kara böcekler görecekler.

Özellikle yangın bölgelerinde.

Datça’ya geldiler bile.

Aman dokunmayın onlara.

Sakın öldürmeyin.

Onlar ölüyü dirilten, yaşamı tekrar kuran canlılar.

Aşırı sıcaklar nedeniyle Muğla’da hemen her gün bir orman yangını var.

Şu an Milas alev alev.

Yangın alanlarından bir çok hayvan kaçarken, bu böcek türü yanan ağaçlara akın ediyor.

Görevleri külden yeni bir yaşam çıkarmak, ormanı yeniden canlandırmak.

Bilimsel adı, Melanophila acuminata.

Biz “Kara Yangın Böceği” diyoruz.

Bu böcekler antenleriyle yangını kilometrelerce uzaktan sezebiliyorlar.

Ayrıca orta bacaklarının yan tarafında çukurcuk denen organlarıyla orman yangınından çıkan kızılötesi ışınları algılayabiliyorlar.

Yeni yanmış ağaçlar yumurtalarını bırakmaları için güvenli bir ortam oluşturuyor.

Bugünlerde milyonlarcasını yanan bölgelerde gözlemleyebilirsiniz.

Adeta istila ettiler dört bir yanı.

Diyeceksiniz ki, küçücük bir böcek ormanı nasıl yeniden canlandırır.

Kara yangın böcekleri toprağa tohum atan çiftçiler gibidir.

Onların gelişinin ardından yakından kuşlar da akın edecek yanan yerlere.

Önce ağaçkakanlar, sonra sıvacı kuşlar.

Yanmış ağaçlarda yuva kuracaklar.

Sonra diğer kuşlar akın edecek yanan ormanlara.

Kara yangın böceklerini yemek için.

Ardından memeliler ve sürüngenler.

Külle beslenen toprak ve filizlenen ağaçlar.

Kara Yangın Böceği’nin rehberliğinde  tüm canlılar büyük bir işbirliği ve dayanışmayla yanan ormanları yeniden canlandıracak.

Ve dilleri olsa diyecekler ki, “ey insanoğlu gölge etme başka ihsan istemem.”

Bu yüzden hoşgeldiniz kara yangın böcekleri.

Sefalar getirdiniz.

2000 YILLIK BİR RESMİN ANLATTIKLARI

Sıcaklar arttı, tüm sahil kasabaları gibi bizim buralar da doldu taştı.

Kıyılar artık cıvıl cıvıl.

Tatilcilerin arasında her türlüsü var.

Mayolusu da, bikinilisi de , az da olsa haşemalısı da.

Mayolular çoğunlukla göbekliler.

Özellikle de erkekler.

Göbeklerini içlerine çekseler de nafile.

Çünkü göbekliler hemen farkedilmekte.

Mayolu kadınlar da genelde kilolu olanlar.

Ama onlar kilolu sözünü sevmiyor, kendilerini “Balık etli” diye tanımlıyorlar.

Evet balık etli de, zargana da balık, balina da!

Gençler ve fiziğine güvenenler ise bikini giyiyor.

Genelde de spor yapıp, yediğine içtiğine dikkat edenler.

Bikini gerçekten fiziği düzgün olana yakışıyor.

Mayo dilimize Fransızca’dan geçmiş.

Maillot kelimesinden.

Bedeni sıkıca saran giysi anlamında.

Peki ya bikini ne demek?

Neden bu iki parçalı deniz giysisine bikini diyoruz?

Tarih 1 Temmuz 1946’ydı.

Amerika Birleşik Devletleri Pasifik Okyanusu’nun kuzeydoğusundaki Marşal Adalarının mercan atollerinde nükleer denemeler yapıyordu.

Ardı ardına atılan bombalar cennet adalarda yaşamı perişan ediyordu.

Öyle ki, radyoaktif maddeler doğaya ölüm saçıyordu.

67 değişik bomba kullandı.

En son hidrojen bombası attı.

1 Mart 1954 yılında  “Castle Bravo” kodu altında yapılan denemede 15 megatonluk bir kuvvetle patlayan hidrojen bombası, 1945’de Hiroşima’ya atılan  atom bombasının  1000 katı gücündeydi.

Radyasyon 11 bin km karelik bir alana yayıldı..

Patlama sırasında 145 km uzaklıkta bulunan “Lucky Dragon No. 5” isimli Japon balıkçı teknesinde bulunan 23 balıkçı radyasyondan zehirlenirken, biri yaşamını yitirdi.

Radyoaktif maddelerin izleri Avustralya, Hindistan, Japonya, ABD ve Avrupa’da da gözlemlendi.

Karadaki ve denizdeki canlılar katliama uğradı..

Adalarda yaşayan yerliler zorla vatanlarından sürüldü.

Zamanla bunların çoğu öldü.

Evlerine geri dönmek isteyenler ise adaların tamamen radyoaktif maddeden temizlenmesini bekledi.

İşte o günlerde Paris’te bir defile vardı..

Fransız Louis Reard tarafından yeni deniz giysileri tanıtılıyordu.

O güne kadar özellikle kadınlar denize tek parça bir giysiyle, yani mayo ile giriyordu.

Modacı Reard’ın tasarımı ise farklıydı.

İki parçalıydı.

Defile büyük ilgi gördü.

Tasarımın sahibi Reard’a yeni giysinin adını sordular.

Hiç düşünmeden “Bikini” dedi.

Herkes şaşırmıştı..

Çünkü Bikini, Amerika’nın Pasifik’te nükleer bombalarla ölüm kustuğu o adaların ismiydi.

Bikini Adaları’nda yaşayan Bikinililer’e destek olmak amacıyla bu isim verilmişti.

Fransız  Louis Reard bikiniyi tanıttığında ise Vatikan ayağa kalktı.

Bikininin müstehcen ve günah olduğunu açıkladılar.

Avrupa ve Akdeniz’de kiliseler bikiniyi yasakladı.

Ancak zamanla halk benimseyince ve bikini milyarlarca dolarlık bir sektör olunca geri adım attılar.

Müslüman ülkelerde hala caiz değil.

Oysa Fransız modacı Louis Reard’ın “benim tasarımım” dediği bikini yeni bir giysi değildi, antik çağdan ç’alıntıydı.

Hem de Anadolu’dan.

Kuruluş tarihi MÖ 6000’lere kadar giden Çatalhöyük’te ana tanrıça bikiniye benzer iki parçalı bir giysiyle tasvir edilmişti.

Antik Yunan ve Roma döneminde de kadınlar bikini benzeri giysiler giyebiliyordu.

Onların tanrıları ve tanrıçaları kadınların giyimine kuşamına karışmıyordu.

Paylaştığım Roma mozaikleri Sicilya’da Piazza Armerina’daki

bir villanın taban süsü.

Ne çok şey anlatıyor aslında değil mi?

Gözlerin bir çığlık, bir yaralı haykırış.

YEREL SEÇİMLER ÖNCESİ

BİR DATÇA RÜYASI

Antik çağda kehanet merkezleri vardı.

İkisi bizim topraklarda, Didim(Didyma) ve Menderes(Klaros).

Biri de Yunanistan’da Dephoi’de.

Buradaki kahinler olayları ve rüyaları yorumlardı.

Örneğin Knidoslular Pers saldırısından kurtulmak için Balıkaşıran’ı kazarak Datça yarımadasını ada yapmak istemişti ama Dephoi(Delfi) kahinleri izin vermemiş, “Zeus isteseydi, bu karayı ada yapardı. Zeus’un işine karışılmaz” demişlerdi.

Güzelim Knidos Pers istilasından kurtulamamıştı.

21. yüzyılda nereden çıktı bu kehanet merkezleri diyeceksiniz.

Anlatayım.

Malum yerel seçimler yaklaştı ya.

Datça’da özellikle CHP’de belediye başkanlığı adaylığı için amansız bir yarış var.

Adaylar gizli gizli çalışıyorlar.

Kimi genel merkezden adam bulmaya çalışıyor.

Kimi ildeki profesör atayıcıya yanaşıyor.

Kimi ilçe yönetimini iknaya çabalıyor.

Ama haksızlık etmeyelim, bazıları da adayın ön seçimle belirlenmesini istiyor.

Mesleğim gereği hergün bu konuyla ilgili 3-5 telefon alıyorum.

Neler neler anlatıyorlar.

Anlatılanları dinleyip, araştırınca “eyvah eyvah” dememek olası değil.

Datça’nın nasıl parsel parsel betona gömüldüğü, bundan böyle de dibe kadar nasıl gömüleceği daha iyi anlaşılıyor.

Seçimler yaklaştıkça bunlar yazılacak elbet.

Şimdi gelelim şu kehanet merkezi olayına.

Gelen telefonların çok etkisinde kalmışım ki, dün gece bir rüya gördüm.

Rüyamda 31 Mart 2024 akşamındayım.

Belediye seçimleri bitmiş, sonuçlar açıklanıyor.

Öyle bir belediye meclisi oluşmuş ki, Allah Allah!

Meclisteki müteahhit hegemonyası sona ermiş.

Bakar mısınız seçilenlere?

Bir badem üreticisi.

Bir balcı.

Bir turizmci.

Bir arkeolog.

Bir şehir planlamacısı.

Bir mimar.

Bir sanatçı.

Bir edebiyatçı.

Bir ekoloji uzmanı.

Bir yerel tarihçi.

Bir şair.

Bir bilim insanı.

Bir kadın hakları savunucusu.

Bir hayvan sever.

Daha kimler, kimler.

Datça’da yaşayan her kesimden, her disiplinden uzman isimler.

Üstelik meclisin yarısı kadın, yarısı erkek.

Tanrım bu ne zarafet!

İnsan rüyasında kahkaha atar mı?

Ben mutluluk kahkahalarıyla uyandım.

Uyanınca moralim bozuldu.

Meğer bu gördüklerim gerçek değil, sadece bir rüyaymış.

Şimdi diyorum ki, keşke zaman makinası icat edilseydi de, 2000 yıl öncesine gitseydim.

Didim Apollon Tapınağı’ndaki kahinlere rüyamı anlatsaydım.

Nasıl yorumlarlardı acaba?

Diyeceksiniz ki, belediye başkanı kim oluyordu.

Tam onu öğrenecektim, uyandım.

Ama böyle bir ekip kuran başkanın kim olduğu çok mu önemli!

Fotoğraf: Hatice Çevik Turcan/Knidos

KEÇİ HEYKELİNE SALDIRI

VE 2000 YILLIK TRAJEDİ

Tiyatro bu topraklarda doğdu.

Bakın Akdeniz ve Ege kıyılarındaki antik kentlere, onlarca tiyatro göreceksiniz.

Bizim Knidos’ta bile iki tane var.

Şimdi doğduğu bu topraklarda yasaklanıyor tiyatro.

Tiyatro, Dionysos şenliklerinde(bağbozumu)toplumun en yaygın eğlence etkinliğiydi.

Genelde trajediler sergilenirdi.

Sahnede onlarca kişiden oluşan koro, tanrının ona bağlı kölelerini simgeliyordu.

Mitolojide tanrının çevresinde hep doğanın yabancı güçlerini temsil eden keçi ayaklı satyrler bulunduğu için oyuncular keçi derisinden yapılmış giysilerle sahne alırdı.

Bu yüzden Trajedi veya tragedya sözcüğü antik yunanca “keçi türküsü” anlamına gelir.

Bir ağlatıdır.

Ah bu keçiler.

Ne sevimli, ne faydalı canlılar.

Onlar olmasaydı, belki de her sabah keyifle içtiğimiz kahveyi keşfedemeyecektik.

Keçi deyip geçmeyin.

Eti de sütü de, derisi de hem faydalı, hem değerli.

Ayrıca pisliği de.

Düşünsenize, keçi bokunun kilosu yaklaşık 50 lira.

Çuvalla alırsan, 600 lira.

Bizim burada millet bahçesine keçi boku alabilmek için birbiriyle yarışıyor.

Ama ne ilginç değil mi?

İnsanoğluna bu kadar yararı olan bir canlı yüzlerce yıl günah kavramı ile eş tutuldu.

Antik çağdan bu yana dünyanın hemen hemen tüm kültürlerinde bir deyim var mesela.

“Günah Keçisi.”

İngilizler Scapegoat diyor, Almanlar Sündenbock, İspanyollar Chivo Expiatorio.

Günah Keçisi, suçsuz olduğu halde başkalarının suçu üzerine yüklenilen kişi ya da topluluklara deniliyor.

Neden?

Keçilerin insanların günahlarının karşılığı olarak sembolize edilmelerinin bir nedeni olmalı.

Yunan Mitolojisinde çobanların ve kırların tanrısıydı Pan.

Cinselliğin ve arzuların da simgesiydi.

Yarı insan, yarı keçiydi.

Bazen keçi ayaklı, bazen keçi kafalı betimlendi.

Bugün panflüt dediğimiz yedi kamışlı bir müzik aleti çalardı.

İnsanlar kendisine yaklaştığında çığlık atarak herkeste büyük panik yaratırdı.

Bugün tıpta kullanılan “panik atak” deyimi de bu söylenceden gelmekte.

İnsanların yüreğine korku saldığından sevilmedi, cinselliğe düşkünlüğü nedeniyle de suçlandı.

Zavallı keçiler bu Pan yüzünden asırlardır neler neler çektiler.

Yahudilerin Kefaret Günü ayinlerinde bütün toplumun günahları bir erkek keçiye yüklenirdi. Bu keçi  Azazel adlı kötü ruhu yatıştırmak ve Yahudi kavmini günahlarından arındırmak için Kudüs dışında bir uçurumdan aşağıya atılırdı.

İlk tek tanrılı kitap olarak gösterilen Tevrat’ta Levililer’de şöyle diyor.

“..ve Harun iki elini canlı teke başı üzerine koyacak ve İsrail oğullarının bütün fesatlarını ve bütün günahlarını, bütün suçlarını açıklayarak bunları tekenin başına aktaracak ve hazırlanmış bir adamın eliyle onu çöle salıverecek ve keçi onların bütün fesatlarını kendi üzerinde ıssız bir diyara taşıyacak.”

İncil’de de buna benzer bir ayet var.

İslamda da radikal gruplar, zina yapan kadınların taşlanarak öldürülmesini isteyen recm ayetlerini yediği inancıyla keçileri çok sevmezler.

Bundandır belki de İstanbul Feshane’deki keçi heykelinin kırılmasının nedeni de.

Bu yobaz saldırı birkaç gün önce yaşandı.

Heykeltıraş Gönül Nuhoğlu’nun bir keçi heykeli, satanizmi çağrıştırıyor gerekçesiyle radikal dinci grupların saldırısına uğradı.

Binlerce yıl önce ilkel toplumların yaptığı gibi.

Ah bu sevimli keçiler.

2000 yıldır insanoğlundan neler neler çektiler.

Acaba bunun nedeni yukarıda yazılanlar mı, yoksa başka bir şey mi?

Dini inançlar ve egemenler otoriteye bağlılık ister.

Otoriterlik kayıtsız bir biat, sıkı bir itaat, kurallara ve emirlere sorgulanmayan bir bağlılık ve  dünyaya siyah beyaz olarak bakılmasını ister.

Oysa keçiler otoriteye kolay kolay boyun eğmezler.

İlk evcilleştiren hayvanlar olmasına rağmen özgürlüklerine düşkündürler.

Koyunlar gibi güdülmezler, doğada özgür beslenmek isterler.

Özgürlüklerini korumak için gerekirse saatlerce inat ederler.

İnatçı Keçi sözü boşuna söylenmedi.

İnsanoğlunun yüzyıllarca keçilere bu kadar hakaret ve zulmetmesinin nedeni bu özgürlük isteği olabilir mi?

Malum, köleler özgür olmak isteyen kölelerden nefret ederler.

Post Views: 165
Önceki yazı

“Makam Müziğinde Çeşitlemeler”

Sonraki Gönderi

Demek ki neymiş!

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Demek ki neymiş!

Demek ki neymiş!

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.