YAPAMADIĞIMIZ
yün örmen vardı akşamları koltuğa gömülü
karşında polisiye roman okumak vardı
sorgusuz bakışmak yoruldukça gözlerimiz
sevinçsiz gülmek üzüntüsüz ağlamak
oturmağa konuklar gelmesi bazen
çevresinde bir masanın kaygısız
sıcacık konularda bir demli çay gibi
bilmedik komşularla konuşmak
dünyamızla uyuşmak vardı
oyunda sonunu görmeden oynamak
sevinebilmek kazandığına
yitirdiğine yerinebilmek
düşünmeyebilmek yoruldukça düşünmekten,
kamaştıkça örtebilmek gözlerini,
düşlerde bile ışıktan sakınarak kendini,
uyayabilmek vardı vaktinde rahat.
Bülent Ecevit ( Rahşan’a)
.
.
TERCİHİMİZ BOYALI MI, PARALI MI?
Yıllar önceydi, yaşı 35 in üzerindekiler oldukça iyi anımsarlar. Bir döneme adını verdi “Boyalı basın”. Bu gazeteler ilgi çekmek için açık saçık, renkli fotoğraflara yer verirler, haberleri es geçip, hafif, sıradan, sığ yazılarla okuru oyalar, kupon biriktirip karşılığında hediyeler dağıtırlardı.
Şimdi boyalı basının yerini” paralı basın” aldı. Paralı derken yanlış anlaşılmasın, kendi paraları yok. Varsa da harcamazlar hiçbir şey için. Para ile iş yapar, para ile yatıp kalkar, özetle paraya, güce taparlar. Çok azı gerçek habercidir, koç yüreklidir. Birçoğu üç kuruşa takla tombalak atar, hatta barfiks, üstüne sınav bile çekerler. Yeter ki mamaları eksik olmasın.
Hele ki yerelde çıkan gazeteler, yazdıklarım yereldekiler için ,özellikle de internet gazeteleri için. Pinokyo’yu kıskançlıktan ortasından çatlatacak düzeydedir. Hiçbiri “Kral Çıplak” diyemez. Bunlara her istediğinizi yazdırıp, söyletebilirsiniz. “Boyalı basın “bunların yanında oldukça delikanlıdırlar.
İşte bunlardan birileri birtakım haberler yapıyor. Olmayacak kişileri pazarlamaya, yüceltip pompalamaya çalışıyor.
Bunun üzerine benim de aklıma La Fonteine geldi.
Şöyle güzel bir masal var;
Bir zamanlar sevimli kurbağalar masmavi gölde hep birlikte neşe ve huzur içinde yaşıyorlarmış. Ama içlerinde birisi kendini çok beğenirmiş. Herkesten üstün olduğunu göstermek için uğraşırmış. O, herkesten daha yükseğe sıçramaya çalışır, herkesten fazla dalmaya uğraşırmış. Her zaman birinci ve her zaman en iyi olmak istermiş.
Bir gün yakınlarda yaşayan bir öküz, göle su içmeye gelmiş. Bütün kurbağalar korkup saklanmışlar. Kendini beğenmiş kurbağa ise kaçmamış. Öküzü seyretmeye başlamış.
-“Evet, bizden daha büyük ama o kadar da değil. Eğer ben de istersem rahatlıkla onun kadar olabilirim. Bakın şişmeye başladım bile!” diyerek göğsünü şişirmiş.
Diğer kurbağalar, gülüşerek:
– Oooo sen çok küçüksün, çok” demişler.
Kurbağa, daha fazla hava çekmiş. Konuşurken havayı tutarak;
— “Bakın şimdi nasılım?” demiş.
Arkadaşları kıkır kıkır gülerek: “Vırak, vırak, şişmeyi bırak sen çok küçüksün, asla öküz kadar büyük olamazsın, ”demişler.
Onlara aldırış etmeyen kibirli kurbağa şişmeye devam etmiş. İçine daha fazla hava çekerkendeee, BOOM!..
Kurbağacık boom diye patlamış.
Eeee, alçak yerde, tepecik kendini dağ zannedermiş..
Gökten başlarına ne düştü bilmiyoruz, ama gazeteci müsveddelerinin yaşamlarını sürdürdüklerini biliyoruz.
.
.
Ne çok özlemişiz böylesine sevinmeyi, havalara sıçrayıp mutluluktan uçmayı. Ne elimize geçen üç kuruşluk maaş ne hayat pahalılığı, ne de petrole gelen son fahiş zam. Dün gece hiçbir şey keyfimizi kaçıramazdı. Kaçırmadı da.
Kadın Voleybol Ulusal Takımımız finalde Çin’i 3-1 yenerek Dünya Uluslar Ligi Şampiyonu oldu. Hem de Amerika, Japonya, Brezilya, Polonya, Almanya, Hollanda, İtalya, Sırbistan, Çin gibi dünya devlerinin arasından sıyrılarak, çarpışarak, savaşarak, hakkıyla şampiyon oldular.
Elbette hiçbir başarı rastlantı değildir. Kadın Voleybol takımımızın başarısı da öyle. Kökleri Cumhuriyet’imizin kuruluş yıllarına kadar uzanıyor. 1924 yılında Atatürk öncülüğünde uygulanan olan Devrim Yasaları ülkemizde laikliğin önünü açtı. Eğitimin birleştirilmesi yasası uygulamaya konuldu. Dağınık olan eğitim birleştirildi. Medreseler kapatıldı. Kız öğrenciler de artık eğitim hakkından rahatlıkla yararlanacaktı. Her şeyin temeli okul yıllarında atılıyor. Sporda da öyle. Okul spor yurtları ve isimsiz kahramanları olan beden eğitimi öğretmenlerinin emeklerini ve alınterlerini unutmamak gerekir. Bunların başında hocam Ergun Eleviş’ i anmadan geçemem. Ders ve ders dışı, haftaiçi, hafta sonu, gece gündüz o geleceğin şampiyonlarını bu öğretmenlerimiz keşfediyor, hazırlıyorlar. Kulüplerimiz, oradaki çalıştırıcı ve yöneticilerimiz, hepsinin büyük emekleri var bu başarıda. Voleybol çok sevdiğimiz, güzel bir spor dalı. Voleybol sayesinde tanıdığım Ulusal takımı uzun yıllar çalıştıran Cengiz Göllü, voleybola hakem olarak katkı koyan Akın Ira gibi isimleri de saygıyla anıyorum.
Damla damla yıllardır bardağın dolmasını bekledik. Şimdi doldu, taştı artık. Şampiyonluk bir anda olmadı. Uzun uğraşılar, sağlam altyapı ile geldi. Gruplardan çıkmaya çalıştık önce, sonra finallerde elendik. 2018 de finalde ABD ye yenildik. Ama oldu sonunda şampiyonuz.
Sevineceğiz elbet, gurur duyacağız. Öte yanda hayatın sıkı çemberi kafamızdan geçse de bu mutluluğu yaşayacağız.
Gördük mü şimdi? Dün gece tüm takımımızı, yöneticisi ile, teknik ekibiyle, oyuncusu, malzemecisiyle nasıl da sarmaş dolaş kutladılar şampiyonluğu. Kardeşçe, arkadaşça kenetlendiler.
Şu kız- erkek ayrımı lafını da bırakın artık bir kenara. Bu kötülüğü yapmaya kalkmayın millete. Okulda da, sahada da yaşamın her alanında omuz omuz olmadan kazanamayacağımızı bir kez daha gösteren kadın voleybol takımımızın tüm bileşenlerini kucaklıyorum. Yürekten kutluyorum.















