
Salim Çetin’in 25 Ağustos 2023 tarihli Yenigün Gazetesi’ndeki köşe yazısıdır.
Şarap konusunda birkaç uzmandan biri olan Mehmet Yalçın, Prof. Dr. Nihat Aktan’ın geçen hafta içinde 90 yaşında aramızdan ebediyen ayrıldığını yazıyordu, t24’teki makalesinde.
Yazıyı okuyunca Nihat Hoca’nın başkanı olduğu Bir Yudum Şarap Derneği ve Konak Belediyesi Kültür Müdürlüğünün 2002-2004 arasında yaptıkları aklımdan geçti.
Anılara daldım gittim. Tabii başrolde Nihat Hoca vardı.
***
2000’li yılların başında Nihat Hoca, “Gusto” dergisinde yazıyordu.
Yemek kültürü, şarap teknolojileri, bağcılık Aktan Hoca’nın ana konularıydı.
Tabii daha başkaları, örneğin Tuğrul Şavkay, Mehmet Yalçın gibi yemeği bir sanat olarak görüp onu yazılarıyla kamuya yayanların da katkısı unutulmaz.
Bir de o yıllar Avrupa Birliği’ne girme yıllarıydı, herkeste bir heyecan vardı.
Buna bağlı olarak da tarım üretiminde bağcılık artmış, buradan şarap işletmeciliğine yollar açılmıştı. Hem üzüm hem de şarap üretimi önemli ölçüde artmıştı.
***
İşte tam da bu yılların başında, yıl 2002, Konak Belediyesi’nin Alsancak’taki kültür merkezinde, “Şarap; içimi, tadımı, saklanması ve kültürü” diye iki yıl sürecek olan bir etkinliğe başlamıştık. Kiminle?
Bir Yudum Şarap Derneği’yle… Başkanı tabii ki Nihat Hoca’ydı.
Dernek öyle çok üyeli değil, sadece 20 kişiden oluşuyordu.
Zaten Hoca’nın amacı dernekçilik değil, şarap ve üzümle ilgili her şeyi kamuoyuna aktarmak, bildiklerini halkla paylaşmaktı.
Nitekim her ay düzenli yaptığımız etkinlikte bu ortaya konulurdu, Hoca bildiği her şeyi katılanlara anlattır, yetmedi köylerden gelenlere; rüzgârın, güneşin, denize yakınlık ve uzaklığın, toprağın içindeki minerallerin öneminden söz ederdi.
Çünkü bunlar bağ tarımında ve üzüm yetiştiriciliğinde önemliydiler.
***
Nihat Aktan Hoca İzmir 1933 doğumluydu ve Ege’yi çok iyi biliyordu.
Üstelik Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesinde bu konuda kendini yetiştirmiş bir hocaydı.
Gerçi o dönem akademiyanın o fırtınalı havası onu da yıldırmış, üniversiteden istifa etmesine neden olmuştu.
Çünkü Hoca hem solcuydu hem de odasına kapanıp masa başında durmuyordu; üzümle, şarapla, zeytinle, hatta sirke yapımıyla uğraşıyor, bunların daha iyi olması konusunda çırpınıp duruyordu.
Fakat o yıllar hem tarımda hem de politik havada bereketin olduğu yıllardı.
Ülkede Avrupa Birliği rüzgârı esiyor, şarap üretimi en verimli yıllarını yaşıyordu.
Böyle olunca Hoca’nın akademinin dışında olması da işe yarıyor, pek çok şarap üreticisi işini geliştirmek için Hoca’dan bilgiyi daha kolay alabiliyordu.
Bu da binlerce dönümlük tarım arazisinin bağlarla dolup taşması anlamına geliyordu.
***
Prof. Dr. Nihat Aktan Almanya’da okumuş; doktorasını, doçentliğini ve profesörlüğü şarap, şarap üretimi, teknolojisi ve bağcılık üzerine yapmıştı.
Şarap onun için önemliydi. Kendisine sorulduğunda, “Türkiye’yi şarapla dünyaya tanıtmaya çalışıyorum. Şarabın anavatanı Türkiye. Tarihçi Heredot, İzmir’de şarap içmiş de demiş ki: İşte dünyanın en iyi şarabı…” diyordu.
Hoca, başta da söylediğimiz gibi, işin teorik yanı kadar uygulamasıyla da ilgilenirdi.
O yüzden meraklı olanları gezilere götürür, bağ ve şarap üretilen yerleri bir bir anlatırdı.
Dolayısıyla pek çok kereler Hoca’nın rehberliğinde bağların ve şarap fabrikalarının bulundukları bölgeleri gezdik.
O bize bağları, şarapları anlattı durdu.
Sevilen’in örneğin Menderes’teki bağları, Denizli Güney ilçesinde bulunan Pamukkale Şarapları, Çeşme Ovacık bağları…
Denizli Güney’e Pamukkale Şarapları’na gittiğimizde o bölgede yetişen Çal Karası üzüm çeşidinden söz ettiğini anımsıyorum.
***
Foça’nın ‘Foça Karası’, Bornova’nın ‘Misket’ üzümleri de Hoca’nın ilgi alanındaydı.
Tarihin derinliklerinde varken bu çeşitlerin bugün neden yok oldukları her tarım emekçisi gibi onun da derdiydi.
Bu değerleri yenien kazanmayı hep isterdi.
***
Aktan Hoca’yı bir kez de Kavacık köyünde Karabağlar Belediyesi Festivali’ne götürmüştük.
Oradaki üzümden şarap yapılıp yapılamayacağını bize anlatacaktı.
Bazı köylülerden, “Biz şarap istemiyoruz!” cümlesini duyduğumu bile söyleyebilirim.
Keza Çeşme-Ovacık’taki bağ gezimiz de ilginçti.
Orada anlatılanlar hâlâ aklımda.
1992’de Fransa’dan getirtilen “Cabernet Sauvignon”la “Merlot” cinsi bağ fideleri Ovacık- Ballıdağ mevkiine dikiliyor, daha sonra üretilen üzüm ve şarabın dünyanın sayılı şaraplarından biri olması sağlanıyor.
Üstelik bunlar uzun süre saklanacak cinsten şaraplar…
O gezide, “…Ovacık’ta üretilen şaraplarda oksidasyonu önleyici mahiyette olduğu için kükürtün çok az kullanılmış olduğu, bunun da baş ağrısının öne geçtiği” bilgisinin verildiğini de anımsıyorum.
İlave olarak şaraptaki kaliteyi yükseltmek için üzümlerin sabah gün doğmadan, akşam da gün batımından sonra toplandığı ve yarım saat içinde şarap olmak üzere fabrikaya gönderildiği de söylenmişti.
Bütün bunları Nihat Aktan Hoca’nın sayesinde öğrendiğimi herhalde söylememe gerek yok!
Bir yürekli akademisyen, yurtsever bir aydını yitirmenin üzüntüsünü yaşıyorum.
Anısını saygıyla…














