sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa ÇEVRE

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Ağustos 26, 2023
in ÇEVRE, EKONOMİ, KÜLTÜR VE SANAT, POLİTİKA, TURİZM, YAZARLAR
0
0
Paylaş
1
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

BÖYLE BİR AĞUSTOS GÜNÜ PARÇALADILAR GÜLCEMAL’İ

Orhan Veli şöyle söz etmişti ondan.

“Hangimiz bilir, benim kadar,

Karpuzdan fener yapmasını;

Sedefli hançerle, üstüne,

Gülcemal resmi çizmesini.”

Bedri Rahmi de böyle.

“İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir,

Anadolu’da, toprak damlı bir evde,

Gülcemal üstüne türküler söylenir.

Süt akar cümle musluklarından,

direklerinde güller tomurcuklanır.

Anadolu’da, toprak damlı bir evde çocukluğum,

Gülcemel’le gider İstanbul’a,

Gülcemal’le gelir.”

Kimdi bu Gülcemal?

Bir kadın mı?

Bir sevgili mi?

Değil.

Gülcemal bir vapurdu.

1911 yılında Osmanlı Seyr-i Sefain İdaresi tarafından 25 bin 110 altın liraya satın alınmıştı.

Gemiye Sultan Reşat’ın annesinin adı verilmişti.

Gülcemal “gül çehreli, gül gibi güzel” anlamındaydı.

Nice seferlerde kullanıldı.

Nice badireler atlattı.

Ama sonunda mutlaka sığınacak bir liman buldu.

Amerika’ya giden ilk Türk bayraklı gemiydi.

Göçmen götürdü akın akın.

Çanakkale’den hasta taşıdı..

Torpil yedi, batmadı.

Karadeniz’e aşk mektuplarını taşıdı.

Karadenizliler onu çok sevmişti.

“Gülcemal dedukleri

Denizi elekleyi

Bacalari dumanli

Kıyılari bekleyi

Gülcemal Gülcemal

Savruluyi dumanıni

Aldın gittin yarımi

Yoktur senin imanın”

Ne anılar yaşandı Gülcemal’de.

Özellikle mübadele günlerinde.

Rumlar’ı Yunanistan’a, adalardaki Türkler’i bizim kıyılara taşıdı.

Ne gözyaşları aktı Gülcemal’de.

Ne ayrılıklar, ne dramlar yaşandı.

İstanbul’da, Selanik’te, İzmir’de.

Sadece göçe zorlanan insanları değil, kimleri taşımadı ki.

Sultan Reşat’ı.

İsmet İnönü’yü.

Kazım Karabekir’i.

..Ve Mustafa Kemal’i.

Mustafa Kemal çok sevmişti, Gülcemal’i.

Musul anlaşmasını bu vapurda imzalamıştı.

Şöyle yazmıştı hatıra defterine, 5 Ağustos 1926’da.

“Gülcemal vapurunda gördüğümüz intizam ve mükemmeliyet takdire değer. Genel müdüre, geminin süvarisine ve bütün mürettebatına teşekkür ederim.”

Daha ne anılar var Gülcemal’de.

Sayfalara sığmaz.

Tam 75 yıl denizlerde kaldı.

Savaşları gördü, ayrılıkları gördü.

Hüznü, gözyaşlarını gördü.

Dünyanın en uzun süreli yüzen ikinci gemisiydi.

Türk Denizcilik tarihinin en önemli sayfalarından biriydi.

Yabancıların elinde olsa yüzen müzeye dönüştürüldü.

Ama maalesef bizim elimizdeydi.

1950’de böyle bir Ağustos gününde İtalyanlara satıldı, parçalandı, jilet oldu.

Derin sulara değil, tarihe gömüldü.

2 KAZA, 2 FOTOĞRAF,

2 BAMBAŞKA DÜNYA

Türkiye’den aynı gün iki fotoğraf karesi.

İlki sermaye sınıfından.

İş dünyasının popüler çifti Ali Sabancı ile eşi Vuslat Doğan Sabancı, özel yatlarıyla çıktıkları tatilde Yunanistan’ın Leros adası açıklarında zodyak botla restorana giderken kayalara çarpıp kaza geçirdiler.

Gazeteler, televizyonlar flaş haber olarak verdi.

İş dünyası seferber oldu.

Siyasiler geçmiş olsun mesajları için sıraya girdi.

Neyse ki, hayati tehlikeleri yok.

Geçmiş olsun.

İkincisi işçi sınıfından.

Ordu’nun Ulubey ilçesinde ‘patpat’ olarak bilinen tarım aracı fındık bahçesinde bir taşa çarparak devrildi.

12 yaşındaki mevsimlik tarım işçisi Mahsun Ak hayatını kaybetti.

Televizyonlar vermedi haberi, bazı gazetelerde tek sütun yer aldı.

12 yaşında bir çocuk nasıl çalıştırılıyor diye kimse sormadı.

Siyasilerin gıkı çıkmadı.

İşçi sınıfının haberi bile olmadı.

Ne diyordu Aşık Serdari.

“Benim bu gidişe aklım ermiyor

Fukara hâlini kimse sormuyor

Padişah sikkesi yâr yâr selam vermiyor

Kefensiz kalacak ölümüz bizim.”

Akşam yemeğini yemiş, gizlenmeye çalışıyor uyanık.

FAŞİZME DİZ ÇÖKTÜREN TAKIM

Beşiktaş’ın bu akşamki rakibi Dinamo Kiev’in yaşanmış bir kahramanlık öyküsü var.

Hollywood’un çaldığı bir öykü bu.

“Zafere Kaçış” filmini biliyorsunuz.

Sylvester Stallone ve Michael Caine’in yanı sıra futbol efsaneleri Pele, Boby Moore, Ardiles, Deyna gibi futbolcular da rol almıştı.

Senaryosu 2.Dünya Savaşı sırasında geçiyordu.

Almanlara esir düşmüş bir grup müfettik askerinin Nazi subaylarının propaganda amaçlı düzenledikleri bir futbol maçında her türlü baskıya rağmen Alman Milli Takımı karşındaki mucize zaferi anlatıyordu.

Müthiş bir Amerikan propagandasıydı.

Ama çalıntıydı.

Olayın gerçeği Kiev’de yaşanmıştı.

Tarih 22 Haziran 1941’di.

Yeryüzü tarihin en büyük askeri harekatına şahit oluyordu.

Nazi Almanya’sı 4,5 milyon asker, 600 bin motorlu araç ve 625 bin atla Sovyetler Birliği’ne saldırmıştı.

Önüne çıkanı ezip geçiyordu.

Hitler orduları kısa sürede Kiev’i ele geçirmişti.

Düşmanın ilk işi hemen tüm okul ve üniversiteleri kapatmak oldu.

60 yaş altı herkesin Alman ordusu için üretim yapacağı duyuruldu.

Sonra katliam başladı.

İki günde 33 bin Yahudi öldürüldü.

İşgalin dördüncü ayında bu sayı 100 bini geçmişti.

Kiev’de ölüm kol geziyordu.

İşgalin bir yılı dolmuştu.

Cephedeki Alman askerinin eğlenip, moral bulması için çareler aranıyordu.

Futbolda karar kılındı.

Alman askerlerinden takımlar kuruldu, Kiev takımlarıyla maçlar yapıldı.

Almanların en iyi takımı Flakelf’ti.

Adı ‘Uçaksavartopu” ve “on bir” kelimelerinin Almanca karşılığı olan “Fliegerabwehrkanone+elf”ten türemişti.

Aryan ırkının Kiev’deki en iyi temsilcisiydi.

Tüm Nazi komutanlarının gözbebeğiydi.

Yenilmez armadaydı.

Kiev’in en iyi takımı ise FC Start’tı.

Futbolcularının bir kısmı savaş nedeniyle kapatılan Dinamo Kiev’in ve Dinamo Lokomotif’in oyuncularıydı.

Gece gündüz fırında çalışıyorlardı.

Alman komutanların izni ve isteğiyle bu takımı kurmuşlardı.

Buna rağmen arka arkaya maçlar kazanıyorlardı.

En son bir başka Alman asker takımı PGS’yi 6-0 yenerek Naziler’in nefretini kazanmıştı.

Alman komutanlar sonunda karar verdiler.

Kendilerinin en iyi takımı Flakelf, Kiev’in en iyi takımıyla oynayacaktı.

..Ve tabii ki maçı Almanlar kazanacaktı.

Kimse Almanlar’ın yenilmesi gibi bir olasılığı düşünmüyordu.

El ilanları basıldı, duyurular yapıldı.

Gazeteler maça geniş yer ayırdı.

Aryan ırkının futbolda da yenilmez olduğunu tüm Kiev ve Sovyetler görecekti.

Tarih 9 Ağustos 1942’di.

Saat 17.00

Zenith Stadı’nda heyecan doruktaydı.

Şeref tribünü futbol düşkünü işgalci Vali General Eberhard ile Nazi komutanlarıyla dolmuştu.

Kievliler de maça akın etmiş ama işgal askerlerinin doldurduğu tribünlerde yer bulamamıştı.

Seronomide Alman futbolcular ve tüm stad “Heil Hitler” selamı verirken, FC Startlı futbolcular onları izliyordu.

Oyun alanının etrafı silahlı nazi askerleriyle doluydu.

Sonra maç başladı.

Hakem bir Nazi subayıydı.

Maça Almanlar iyi başlamış ve 1-0 öne geçmişti.

Ama Kievli futbolcular kısa sürede toplanıp ilk yarıyı 3-1 galip bitirmeyi başarmıştı.

Devre arası bir SS subayı bir manga silahlı asker ile FC Start’ın soyunda odasını basmıştı.

SS Subayı belindeki silahı tutarak bağırdı.

“Biz işgalimiz altındaki topraklarda hiç kaybetmedik… Bugün sadece Almanlar kazanabilir!.. Aksi olursa kurşuna dizileceksiniz!”

İkinci yarı başlarken, tehdite rağmen Kievli futbolcular birbirlerine söz vermişti.

“Ölmek var, yenilmek yok.”

İkinci yarıda Almanlar bir ara beraberliği yakalasa da FC Start maçı 5-3 kazanmayı başarmıştı.

Statta büyük yıkım yaşanıyordu.

General Eberhard yanındaki komutanlara talimat vererek, sinirli şekilde şeref tribününü terk etmişti.

SS subaylarının suratlarından düşen bin parçaydı.

O an yukarıdan gelen bir emirle Zenith Stadyum Komiseri Friedrich Rogausch, Kiev ve Alman takımları arasında yapılacak tüm futbol karşılaşmalarını yasakladı.

Maçı kazanan FC Startlı futbolcular sevinmeden evlerinin yolunu tuttu.

Buraya kadar meraklıların bildiği bunlar.

Maçtan sonra FC Startlı futbolculara ne olduğuna ilişkin farklı bilgiler var.

Ancak genel görüş şöyle.

Maçtan iki hafta sonra futbolcuların çalıştığı fırını gestapo basar.

Tüm futbolcular tutuklanır.

Sabotaj ve hırsızlık suçlamasıyla ağır işkenceden geçirilir.

Bir kişi suçlamayı kabul etse, tüm takım kurşuna dizilecektir.

Hiçbiri kabul etmez.

Ancak Nikolai Korotkyhk, ağır işkencede hayatını kaybeder.

Diğer futbolcular ölüm kampı olarak adlandırılan Siretz’e gönderilir.

Kampın komutanı Paul Radomsky, çevrede en sadist Nazi olarak tanınmaktadır.

Ağır çalışma, işkence, açlık ve susuzlukla direnen futbolculardan Alexey Tkachenko kaçmaya çalışırken öldürülür.

Diğer futbolcuların kaderi bilinmiyor.

*. *. *

Yıl 1972’dir.

Hamburg savcılığı bu maçı ve maçtan sonraki olaylar için soruşturma başlatır.

Dava tam 33 yıl sürer.

Sonunda savcı Jochen Kuhlmann şu açıklamayı yapar.

“Ne Start oyuncularının niye tutuklandığını ne de bunun Flakelf ile yapılan maçla bir bağlantısı olup olmadığını kanıtlayabildik.”

Ancak futbolcuların toplama kampında öldüğü tescillenir.

Bugün Rusya ve Amerika emperyalizminin sömürmek için hedef aldığı Ukrayna’da o maçın oynandığı Zenith Stadı’nın girişinde kahraman futbolcuların anısına dikilen anıt gururla durmakta.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/besiktasin-rakibi-dinamo-kievin-bilinmeyen-oykusunu-sedat-kaya-yazdi-700904h.htm?fbclid=IwAR1Ry75sDAybRZyN7k9Wav9Kicyn6dyI6j3NFoEt4OrSZG3Vwjq9s2s11RA

KÜLLENİR Mİ BU ACI?

Askerliğimi Çanakkale’de yaptım ben.

İt durmaz tepesinde 8 aylık Jandarma çavuş.

Askerliği değil ama Çanakkale’yi çok sevmiştim.

Radar Tepesi kentin ciğeriydi.

Oksijen deposuydu.

Son yangında kül oldu.

Çanakkale nefessiz kaldı.

Rıfat Çakmak’ın bu görüntüleri içimi yaktı.

Dardanos’un yurdu Dardanelles kül elenmiş.

Hero ile Leandros’un aşk bahçesi kömürleşmiş.

1915 zaferinin seyir tepesi karalara bürünmüş.

Ne diyeyim şimdi yüreğime.

İklim krizi diye geçiştireyim mi?

Müzik: Tolga Çebi

https://www.facebook.com/Pushmataha/videos/6620767258016156

KİMİ TOPRAĞA GÖMÜLÜR,

KİMİ YÜREKLERE…

Siz hiç böyle bir futbolcu tanıdınız mı?

Prensiplerine aykırı olduğu için 110 bin lira yerine 24 bin liraya imza attı.

Tedavi için gittiği İtalya’dan dönüşte harcamadığı 400 doları kulübe iade etti.

Milli takımda 6 bin liralık primi, “yedektim, oynamadım” diye geri çevirdi.

Galatasaraylı Metin Kurt’tu o. Futbolun spartaküsüydü.

Yeşil sahalarda bir kez vizyona girmiş, aykırı(!) bir filmin senaryo yazarı ve başrol oyuncusuydu.

Bugünün yaldızlı yıldızlı futbolcularından değildi.

Geldiği yeri hiç unutmamış, hep halkının içinde olmuştu.

1970’lı yıllarda “Çizgi Metin” diye tanınırdı.

Özellikle çizgide oynardı.

Bunu da şöyle açıklardı.

“Halka en yakın yer neresi? Çizgi. Ben de çizgide beklerdim. Antrenör ve idarecilerin olduğu tarafta oynamayı sevmiyorum. Kapalının önünde oynamamak için bir devre sağ açık, bir devre de sol açık oynuyorum.”

Galatasaray’da başarılı olduktan sonra milli takıma seçilmişti.

İstese milyonları cebine indirirdi.

Ama onun derdi başkaydı.

Her meslekte olduğu gibi futbolda da sömürü vardı.

Futbolcular hayvan pazarında gibi alınıp, satılıyorlardı.

Hiçbir güvenceleri yoktu.

Kaderleri kulüp başkanın iki dudağı arasındaydı.

İsyanı bunaydı.

“Türkiye’de spor denince akla futbol, futbol denince de akla parmakla sayılabilecek sayıda elit futbolcu gelmekte. Sermayenin uydurduğu bu sahte ortamda sporcuların örgütlenmesi ise gereksiz görülmektedir. Oysa trilyonlar kazanan elit futbolcularla, spor emekçilerinin genelini özleştirmek, sermayenin sınıf çıkarları gereği ortaya koyduğu bilinçli bir propagandadır. Bu durum spor ve sporcu gerçeğini yansıtmamaktadır.” diyordu.

Onun için “Futbol borsada değil, arsada güzeldi.”

Israrla “Tabanı olmayan spor ’emek batakhanesi’dir. Bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık. Artık futbol, para, son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor” diyordu.

Galatasaray’da para alamadıkları için ilk grevi başlatan adam oldu.

Kadro dışı bırakıldı.

Dönemin Galatasaray Başkanı Turgan Ece’ye söylediği şu sözler hiç unutulmadı.

“Galatasaray formasını ve bu formanın getirdiği ekmeği sen vermiyorsun. Ekmeğimi alın terim, sarı-kırmızılı formam ve belki de aç mide ile stadyumlara teselli aramaya koşan taraftarlarımız ve sporseverler veriyor.”

Adı isyancıya çıktı, kadro dışı kaldı.

Neden diye sorulduğunda, “Galatasaray’da isyancı futbolcu yoktur, yeni fikirler ve uyanış vardır” diye cevap verdi.

Milli Takımda tüm futbolcuların imzaladığı, basını kınayan bildirinin önderiydi.

“Atılan her gol emekçinin kalesine girmeyecek, önce sahada ter dökenler kazanacak” diyerek, ilk futbolcu sendikasını kurdu.

Rahmetli İslam Çupi’nin ifadesiyle, “Boş mukavelelere atılan imzalara ve insan uyanışının çok gerisini tarif eden manzaralara flaş ve kalem patlatanlar için Metin Kurt, futbolumuzda esmeyen kafaların üzerinde çalan bir alarm zilidir.. Metin Kurt, renk aşkı denen bir sosyal körlüğün, sırt sıvazlama denen afyonun günümüzde insan mutluluğu için yetmeyen ‘donmuş haklar’ olduğu şuuruna varmış bir isyanın kişisidir. Metin Kurt, Türkiye’de ‘futbolcu aklı aut çizgisine kadar devam eder’ şeklinde tarif edilen saha inşasının haklarına bir takım boyutlar kazandırmak istediği için sivri adam olmuştur.”

Evet sivri adam oldu.

Önce Galatasaray’dan ardından Milli Takımdan kovuldu.

Mücadelenin sol açığı sisteme yenik düştü.

Futbolun ilahlarına kafa tutmanın onurlu bedeliydi bu.

Oysa, tek suçu Avrupalı futbolcuların bugünkü haklarını, 40 yıl önce dile getirmiş olmasıydı.

11 yıl önce bugün kaybettik.

Kimi toprağa gömülür, kimi yüreklere.

Metin Kurt yüreklere gömülenlerdendi.

Ama uğruna savaştıkları değerini hiç bilemedi.

https://www.yenicaggazetesi.com.tr/galatasarayin-efsanesi-metin-kurtun-neden-hep-cizgide-oynadigini-acikladi-futbolun-700700h.htm?fbclid=IwAR1fqZp3wLHAlyPYGazPnNw7VsYClEopMLCTGAQny8BgPIMkkfSi-I72QD4

İnsanlık ne yana düşer anne

Vicdan ne yana…

BUNU DA YAPTILAR

Kıyı Kanunu 6. Madde diyor ki;

“Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz. Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez.”

Ama dinleyen kim.

Palai Knidos’taki o namlı otel önce iskele yaptı, sonra sahili şezlonga boğdu, bugün de kıyıya kum döktü.

Resmen suç bu.

Neyse ki, belediye ekipleri gelip tutanak tuttu.

Bakalım yapanın yanına kâr kalacak mı?

Hepimiz takipçisi olalım.

KOMŞUDA SAHİL İŞGALİNE BÜYÜK DARBE

Yunan radyosu Voice of Hellas verdi haberi.

“Plaj kullanımına ilişkin mevzuata uyulmasına yönelik yapılan denetimler kapsamında, son 3 günde Mikonos, Paros, Antiparos, Naksos, Kerpe ve Rodos’ta 26 mülk sahibi ve yönetici plajları işgal ettikleri ve bazı kaçak yapılar inşa ettikleri için tutuklandı.”

Bizim yöneticilere örnek ola…

ASIRLARDIR TESLİM OLMAYAN O KADINLARIN HİKAYESİ

Yıl 1899’du.

Batı Anadolu bir dizi depremle sarsılıyordu.

20 Eylül sabaha karşı en şiddetlisi yaşandı.

Aydın ve Denizli’de taş taş üstünde kalmamıştı.

3 bine yakın ölü vardı.

Hükümet binaları, camiler yerle bir olmuştu.

Osmanlı Hükümeti binaların ve camilerin onarımı için Tralleis Antik Kenti’nden taş çıkartılmasına karar verdi.

Neyse ki, Hacı Halil Efendi isimli bir arkeoloji meraklısı kazıları denetleme insiyatifi almıştı.

Onun gözetiminde tiyatro yakınında yapılan kazılarda 3 önemli eser çıktı.

Bunlardan biri çok az hasar görmüş bir Karyatid’ti.

Karyatid “Karyalı Kız” demekti.

Saç örgüsüyle, elbisesiyle muhteşem bir heykeldi.

2000 yıl öncesinin Ege kadınını bugüne taşıyordu.

Bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenen çok önemli eserlerden biri bu Karyatid heykeli.

Yunanistan’ın başkenti Atina’daki Akropolis’i biliyorsunuz.

Antik çağdan kalma bir mimarlık şahaseri.

Akropolis’teki Erekhtheion Tapınağı’nın en ilgi çeken bölümü güney cephesi.

Bu cephede 6 tane kadın heykeli sütun olarak kullanılmış ve tapınağın taşıyıcıları durumunda.

Bu kadınlar giyimleriyle, saç stilleriyle Trailles kentinde bulunan Karyatid

heykeliyle çok benzerler.

Zaten Antik çağdan bu yana da isimleri Karyatid.

Yani Karya kızları.

Bugün Akropolis’te Erekhtheion Tapınağı’nın ziyaret edenler 6 Karyalı kızın muhteşem yontularını hayranlıkla izliyor.(1)

Oysa Karya Yunan değil bir Anadolu medeniyetiydi.

Üstelik Atina ile Karya zaman zaman birbirine rakipti, savaşıyorlardı.

O halde Karya kızlarının Antik Yunan’ın en önemli tapınağında ne işleri vardı?

Yontucular neden Yunan kızlarını model almamış, Karya kızlarını tercih etmişlerdi?

MÖ 5’nci yüzyıldı.

Pers İmparatorluğu ile Antik Yunan kanlı bir savaşa başlamıştı.

Ege kıyılarında kılıçlar, mızraklar havalarda uçuşuyor, kafalar, kollar, bacaklar kesiliyordu.(300 Spartan filmine konu olan savaş)

Bölge devletleri birbir taraf tutmak zorunda kalıyordu.

Karya da Antik Yunan’a karşı Persler’in yanında yer aldı.

Karyalı erkekler vatanlarından çok uzaklarda Persler’in yanında savaşırken, Karyalı kadınlar Ege’de tüm ağır işleri sırtlanarak hayatta kalmaya çalışıyordu.

Aylar süren çok kanlı çarpışmalardan sonra kazanan Sparta önderliğinde Antik Yunan oldu.

Yunanlılar zaferden bir süre sonra seferberlik ilan ederek Karya’ya saldırdılar.

Bütün erkekleri kılıçtan geçirdiler.

Kadınları esir alarak Atina’ya götürdüler.

Kendilerine eş ettiler.

Gerisini MÖ 20’lerde yaşayan Romalı yazar, mimar ve mühendis Vitruvius anlatıyor.

“Karyalı kadınları da köle olarak kaçırdılar. Ancak kadınların uzun giysilerini ve diğer evlilik simgelerini çıkarmalarına izin vermeyerek, onları zorla teşhir ettiler. Bu kadınlar utançlarının ağırlığı altında ezilerek sonsuza dek köleliğin temsili haline geldiler ve devletlerinin kefaretini ödediler. Böylece dönemin mimarları Karya halkının günah ve cezalarının ardılları tarafından da bilinerek sürdürülmesi için kamu yapılarına taşıdıkları utanç yükünü gösterircesine bu kadınların heykellerini yerleştirdiler.”

Karyatid sütunlar Antik Yunan’dan sonra Roma’da ve Ege uygarlıklarında da kullanıldı.

Tapınaklarda, kapı alınlıklarına taşıyıcı olarak konuldu.

Bugün müzeleri gezerken bir Karyatid görürseniz, o heykelin savaşa giden eşlerini  beklerken tüm ağır işleri üstlenmek zorunda kalan ve bunun için sonsuza kadar cezalandırılan Karyalı kadınları temsil ettiğini unutmayın.

Ve Heredot’un onlar için yazdığı şu satırları hatırlayın.

“Karyalı kadınlar Atina’daki yeni kocalarını, isimlerini hiç anmayarak ve onlarla sofraya oturmayarak cezalandırdılar. Böylece öldürülen kocalarının ve çocuklarının intikamını aldılar. Bu onların arasında anneden kıza geçen ve yüzyıllar süren bir gizli yemindi.”

O yemin bir direnişti.

Çünkü onlar ” mesele esir düşmek değil, teslim olmamak asıl mesele” diyen Ege kadınlarıydı.

(1)-Bugün Erekhtheion Tapınağı’nda bulunan  6 Karyatid sütun kopyadır. Orijinalleri Atina Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmekte.

Datça ve Çeşme’den sonra Ayvalık’ta da halk sahiline sahip çıkıyor.

Kıyılar sermayenin değil halkındır.

Yıkın barikatları

Ah güzelim benim.

Yaşlı, yorgun ve kanadı hasar almış.

Kim bilir hangi yırtıcıdan kurtardı kendini.

Meksika Petunyası’nda Nymphalidae cinsi bir Hanımeli Kelebeği.

Renklerin zerafeti.

Post Views: 283
Önceki yazı

HA DONALD TRUMP, HA TAYYİP ERDOĞAN!

Sonraki Gönderi

Yurtsever Bir Aydın, Yürekli Bir Akademisyen

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Yurtsever Bir Aydın, Yürekli Bir Akademisyen

Yurtsever Bir Aydın, Yürekli Bir Akademisyen

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.