sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Engin Görüş…

Engin Önen Ekleyen Engin Önen
Mayıs 19, 2024
in YAZARLAR
0
Engin Görüş…
0
Paylaş
0
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Yerel kalkınma projesi olarak başlamıştı. Bu amaçla hazine arazileri devredildi ve çok sayıda özel mülk de kamulaştırılmıştı. Alın size yerel kalkınma.

*

TUNCELİ OVACIK YOLUNDA (6 yıl olmuş)

Ovacık ve Seferihisar Belediyelerinin ortaklığı ve İzmir Yerel Tohum Topluluğunun da desteği ile düzenlenen etkinlik için yollara düşüyoruz.

Gitmeden özlediğiniz şehirler var mıdır bilmiyorum. Tunceli benim için öyle bir şehirdi. Gençlik yılarımda “Devrimci yatağı” idi. Munzur’un adı bile heyecan vericiydi. Son yıllarda doğası ve şehir ile ilgili duyduklarım ve medya aracılığıyla gördüklerim de buraya gitmenin şart olduğunu düşündürdü bana. Bir de Ovacık’taki komünist belediye sempatisi eklenince, fırsat bu fırsat dedik.

Tunceli’ye gitmek için Elazığ’a inen uçağı tercih ettik. Bu vesile ile bir akşam da orada kaldık. Görülecek iki yer öneriliyordu ısrarla. Keban ve Harput.

Önce Harput’a çıkıyoruz. Çıkıyoruz, çünkü Elazığ’ın yüksek bir bölgesinde Harput. Kale ve yerleşim alanı görmeye değer gerçekten. Kalenin ve kazı alanının oradan Elazığ’ı seyretmek için oturuyoruz taşların üstüne.

Arkadaşlarıma sürpriz yapıyorum. Telefondan bir şarkı başlıyor. “Neden geldim Amerika’ya..gelmez olaydım, görmez olaydım…” Türkçe ve çok duygusal bir şarkı. Ne alaka diyor arkadaşlar. Harputlu bir Ermeni bu, 1914 te Amerika’ya sürgün gidiyorlar. Çeşitli kaynaklara göre yetmiş bin kişi. Yani Harput, o zamanın nüfusu dikkate alındığında büyük bir Ermeni şehri.

Sonra ver elini Keban. Keban dağların yamacında küçük ve yoksul bir kasaba. Kasaba merkezine dalıyoruz. Esas amacımız Baraja gitmek. Kahvenin önünde oturan yaşlıca bir amcaya soruyoruz yolu. Tarif ediyor önce. Sonra kaç kişisiniz diyor. Cebinden dört tane akide şekeri çıkarıp uzatıyor.

Ağzımızda akide tadıyla Fırat’a kolayca ulaştık. Çok alımlı çalımlı akıyor. Rengi ayrı güzel, akışı ayrı. Baraj alanına güvenlik tedbirleri gereği yasak olduğu için giremiyoruz. O zaman Fırat’ın kenarındaki restoranda mola verip bir çay içme fikri bize iyi geliyor. Çaylarımızı yudumlarken garsona soruyorum. Yazın giriliyor mu nehre? Girilir ama soğuktur diye karşılık veriyor.

Anladım. “Şu Fırat’ın suyu akar serindir…”

TUNCELİ’YE GEÇMEK

Elazığ’da Harput ve Keban’dan sonra, eski çarşıyı gezmek de keyifliydi. Zengin yöresel ürünler tezgâhlarda güzel fotoğraflar gibi duruyordu. İlk kez burada gördüğüm bitkilerden biri ışgındı. Meğer yörede çok yayğınmış. Nitekim gezi sonuna kadar bize eşlik etti. Harput’taki kebap ve çarşıdaki kavurmanın tadını anlatmayayım en iyisi.

Tunceli’ye Elazığ’dan gitmek için en kestirme ve en güzel güzergâhın feribotla Keban üzerinden Pertek’e geçmek olduğunu öğreniyoruz. Keban’ın bu bölümü ayrı güzel. Karşıdan bir küçük kalenin Keban sularının içinde bir adacık olarak kalmış kayalıklarda yükselişi çok hoş bir görüntü oluşturmuş.

Keban’a dayandığımızda araç konvoyu oluşuyor. İlk olarak biz feribot sırası sanıyoruz. Aşağı inip ileri doğru yürümek istiyorum. Manzara çok güzel. Derken asker sesleniyor. Araçlarınızı terk etmeyin, hemen aracınıza dönün.” O zaman anlıyorum ki, araç konvoyu, feribot sırasından değil, güvenlik kontrolünden kaynaklanıyor. Adım adım güvenlik noktasına yaklaşıyoruz. Çünkü arama çok detaylı.

Önümüzde 2-3 araç kaldı. Bir er bizim yanımızdan telaşla binaya doğru koşuyor. Birden yüzünde bir mutluluk havası. Hem koşuyor hem sesleniyor. “Komutanım bu aracın plakasına dikkat. Toprağım/hemşerilerim vb.” bir şeyler söylüyor. Bizim kiralık aracımız Malatya plakalı. Er bir anda sıla özlemi gideriyor adeta. Fırsatı olsa yanımıza gelecek belki. Ama iyi ki gelemedi. İzmirli olduğumuzu anlayınca hayal kırıklığı yaşayacak besbelli.

Beton bloklar, askeri araçlar ve yoğun bir araç kontrolü. Adeta sınır geçiyoruz. Hepimizi araçtan indiriyorlar. Koltukların altına kadar her yer aranıyor. Sıra valizlere gelince tek tek soruyor. Bu kimin? Eşimle benim diyorum. İçinde ne var? Ya ne olacak kıyafet falan. Ben öğretim üyesiyim (hoşuma gitmese de bazen buna başvururum) seyahate çıktık. “Hocam neden söylemiyorsun. Toplayın hemen. Hadi çabuk.”

Keban’ın kenarında feribotun yanaşacağı alandan Pertek’e bakıyoruz. Semaverde çay satan adam belli ki bunlara alışık. Kendi dünyasında. Hadi bize birer çay ver. Derken gençten biri kucağındaki otlarla feribota doğru yürüyor. “Kanser ilacı bunlar, kanser ilacı. Taze ışgın geldi.”

Feribot kısa yolculuğuna başlar başlamaz, martılar tepemizde. Belli ki İzmir’deki, gibi bizden simit/gevrek istiyorlar. Başlıyoruz gevrek parçalarını havaya atmaya. Neredeyse hiçbirini suya düşürmüyorlar. Bazıları tepemizde adeta sabit duruyor. Attığımız parçayı anında kapıyorlar.

Karşı kıyıya geçinde gerçekten de başka bir yere geçtiğimizi anlıyoruz. Elazığ’dan farklı bir yer. Halen “Tekel Bayi” adını taşıyan ve içki satan büfeler, dükkânlar vb.

Tunceli değil Dersim adının kullanıldığı bölgedeyiz artık. Heyecanımız biraz daha artıyor.

DERSİMDEYİZ 2…

Bu isim bazılarımıza sempatik ama bazılarımıza da oldukça antipatik gelebilir. Gezimiz sırasında yöre halkının ısrarla bu adı tercih ettiğine tanık olduk. Dersim şehir olarak isyanlarla ve sürgünlerle hatırlanan bir yer olduğu için, yine bazılarımız için romantik bir şehir bazılarımız için şüphe ve güvensizlikle anılan bir yer.

Gözlemlerimizi yazmaya devam edelim biz yine.

Dersim’e girerken Munzur’un mavisi ilk gelenleri çok etkileyecektir bu kesin. Bu ne güzel bir renk. Bu ne güzel bir doğal peyzaj. Şehri dolanan bu nehir en az 70 km mesafede Ovacık ve oradan da Munzur gözelerine kadar adeta görsel bir şölen gibi.

Şehrin girişinde billboardlarda Gürsel Erol’un afişleri karşılıyor bizi. “Anneler gününüz kutlu olsun” CHP Tunceli Milletvekili. Sonra şehrin içinde de devam ediyor aynı afişler.

Şehrin sokaklarında şöyle üstün körü bir kısa gezintiye vaktimiz var. Ovacık yolu zorlu olduğu için karanlığa kalmayalım istiyoruz. Ama karnımız da bir hayli aç. Elazığ’dan tembihliyiz üstelik. Şimdi mantar zamanı ve mutlaka mantar yiyin diye.

Şehrin çıkışında Munzur nehri kenarında ve hatta biraz da üzerinde bir restorana giriyoruz tesadüfen. Sonra tanıdık ve buraları bile eş dostu arayıp soruyorum. Doğru yerdesiniz diyorlar. Yanımızdan ve altımızdan Munzur akıyor. Oturduğumuz yer camla kaplı olduğu için altımızdan akan nehrin görüntüsü ve sesi ayrı bir keyif veriyor doğrusu.

Hayatımın en pahalı ve en lezzetli mantarını yiyoruz. Memnunuz.

Şehre gelince, değerlendirmesi biraz zor. Doğa çok cömert davrandığı halde, Dersim de birçok şehrimiz gibi, mimari açıdan keyifli bir yer gibi gözükmüyor. Belki de yeterince gezemediğimiz için bu izlenimdeyiz.

Ovacık’a 60 km mesafedeyiz. Ama dikkatli gidin, yavaş gidin uyarıları bizi tedirgin ediyor. Bir an önce yola koyulmaya karar veriyoruz.

Ülkemizin en görülesi yollarından biri bana göre. Bu yolda araba kullanmayı istemem. Kullanmadım da nitekim. Teoman sağ olsun. Ona sen önüne bak biz etrafı seyrederiz dedik. Öyle de yaptık.

Dağların arasından Munzur’u takip ederek 60 km. Muhteşem bir görsellik. Bazen nehir coşuyor bazen dağlar hırçın kayalıklara dönüşüyor. Yolda en az dört beş asma köprünün yıkılmış olduğu dikkatimizi çekiyor. Bazı bölgelerde nehri geçmeyi engellemeye yönelik bir güvenlik önlemi olduğunu düşündürüyor.

Nihayet uzaktan Ovacık gözüküyor. Geniş bir yeşil çayırın ortasında küçük bir kasaba. Solda bir benzinlik. Petrol Ofisi. Duruyoruz. Benzinlik eski Amerikan filmlerindeki gibi. İki pompa. Küçük bir bina. Ovacıklılarla ilk temasımız benzinlikte çalışan gençlerle.

Buyurun çay ikram edelim diyorlar. Samimi ve sıcak insanlar.

Biz bir an önce çoğu mavi galvanizle kaplı çatılarıyla farklı bir fotoğrafa dönüşen bu küçük kasabaya girme heyecanındayız.

MERHABA OVACIK

Nihayet Ovacık’tayız. Beklemediğim, öngörmediğim kadar küçük bir kasaba Ovacık. Tabelada nüfus üç bin gözüküyor. Ama 64 adet de köyü varmış.

Doğal çevre ön planda. Yeşil çayırlar, Munzur suyu, başı dumanlı dağlar. Hatta Munzur’un doruklarında halen kar var. Eski deyim ile tam kartpostallık görüntüler.

Sokaklarından ve mekanlarından yoksul bir yerde olduğunuz anlaşılıyor. Sokakların bir kısmındaki beton bloklar ve dikenli tellerden, o binaların asker lojmanları olduğunu anlıyoruz. Ayrıca sokak başlarında askeri araçlar bulunuyor.

Çöp konteynerleri hemen dikkatimizi çekiyor. Üzerinde Ovacık Belediyesi yazan yok gibi. Çiğli Belediyesi, Maltepe Belediyesi ve diğerleri. Okul bahçelerindeki banklardaki durum da aynı. E tabi bir de Gürsel Erol bankları var. CHP Tunceli Milletvekili.

Tohum Takas etkinliği ertesi gün başlıyor. Sabah kalkınca ilk iş belediye binasında alıyorum soluğu. Komünist Başkan Mehmet Fatih Maçoğlu, ülke genelinde sempati kazanmış biri. Onunla da tanışacağız elbet. Ama önce binayı bir gezeyim istiyorum.

Belediye binası dört katlı bir bina. Girişi kütüphane olarak düzenlemiş. İki duvar boydan boya kitaplık. Onun önünde koltuklar var. Birinci kata çıkıyorum. Duvarlarda fotoğraf sergisi. Yerel halka ait portreler. Bu katta da hem kütüphane hem de öğrenciler için bir çalışma salonu var. Masalar, bilgisayarlar ve kitap rafları. Bir de kitap raflarının üzerinde Deniz Gezmiş fotoğrafı.

Bir kat daha çıkıyoruz. Orada da çeşitli ofisler ve kooperatif odası var. Kooperatif üyelerinin ürünleri pek rağbet görmüş ülke genelinde. Nohut ve fasulye kalmamış. Sadece bal ve Pülümür tuzu var stoklarda. Balı soruyorum denetimli mi diye. İkna edici açıklamalar duyuyorum.

Dördüncü kat çok amaçlı salon. Yani düğün salonu ama toplantılar da orada yapılıyor. Yoksul bir belediye görüntüsü buranın koltuklarına da yansımış.

Başta Seferihisar, Tekirdağ, Nilüfer Belediyeleri ve Tohum Takas toplulukları ile Eko-Der masalarını kurmuşlar. Yerel tohum ve çeşitli ürünler sergilenmeye başlıyor.

Bir saat sonra etkinlik başlayacak. İnsanlar yavaş yavaş toplanıyor. Bizim de konuşma ve panel yöneticiliği görevimiz var. Ama önce biraz daha çay içmeli. Dışarı çıkıyorum.

Binadan çıkar çıkmaz Tunç Soyer ile karşılaşıyorum. “Hocam burada buluşmak ne güzel.” Aynı duyguları paylaşıyorum. Önce CHP İlçe başkanlığına uğrayalım deniyor. Hadi ben de gideyim. Çayı orada içerim.

CHP İlçe binası ve içerideki mobilyalar belediyedekinden daha hallice. Çay sohbetinde öğreniyorum. Gürsel Erol göndermiş.

Anladım ki, ışgın gibi Gürsel Erol da gezi boyunca bize eşlik edecek.

*

Bolu ve Afyon’un CHP’li Belediye Başkanlarının, milliyetçi hezeyanlar ile Arapça tabelalardan nefret üretmesi de yanlış, Özgür Özel’in, Arapça Kur’an dilidir, halk incinir” diyerek konuyu kutsala bağlaması da aynı şekilde yanlış bir yaklaşım.

Bu konuya inanç açısında değil, insanın dil hakkı açısından bakmak gerekir.

Hiçbir dil kutsal değildir ve hiç bir dil değersiz de değildir.

Peygamber Türk olsaydı, Kur’an Türkçe, Kürt olsaydı Kürtçe yazılacaktı.

Dolayısıyla Arapça, Kur’anın değil Arapların dilidir.

Bu yüzden Atatürk, alfabe devrimi yapmış ve Kur’anı da Türkçeye çevrilmiştir. Türkler de anlasın diye.

https://www.egedesonsoz.com/yazar/Asil-sorun-Arapca-tabelalar-mi/19731

*

Sadece son seçim sonuçlarına dayanarak değil ama bütün bu kurumsal çöküş ve baskılara rağmen Cumhuriyet’in bir modernleşme projesi olarak, sonlandırılması mümkün değildir. Kemalistler’in (Atatürk düşüncesi değil) veya İslamcıların donuk algılarına rağmen, hayatın akışı ve dünyadaki gelişmeler, bilgi teknolojileri ve ulaşım olanaklarındaki artış, yani modernleşmenin dinamizmi, Türkiye’nin son 20 yıldır yaşadığı tecrübeye rağmen, kalıcı bir İslamcı topluma dönüşmesine izin vermez.

https://www.egedesonsoz.com/yazar/Hilafet-Calistayi-ve-Islamcilik-parantezi/19725

*

“ŞAÇLARINA YILDIZ DÜŞMÜŞ, KOPARMA ANNE…”

Anneler günü, hüzün günü…

Hep korkardı gençlik yıllarımda…

Öldüreleceğim, hapse düşeceğim ya da işkence göreceğim diye.

Gece eve farklı kapıdan girerdim. Annem babam çoktan uyumuştur diye.

Belki de uyurdu daha önce annem. Ama benim kapım açılıp kapanmadan huzurlu bir uyku değildi o.

Ne zaman benim eve girdiğim kapı kapanacak, o zaman annem rahat uyuyacaktı.

Çok sonra, daha ilerki dönemlerinde işin rengi değişmişti. Artık eskisi kadar korkmuyordu..

Eve geç gelmemden rahatsız olmuyordu..

Evliydim ve babaydım artık..

Köye yalnız gitmişsem ve yine eve geç geliyorsam, bu defa kapının açılışını kapanışını takip etmiyordu. Ama üstüm açık mı kapalı mıydı?

Yavaşça yattığım odanın kapısını açıp bakıyordu. Üstüm açıksa gelip örtüyordu.

Anneniz varsa üstümüzü bazen kasten açık bırakırsınız.

Üşümezsiniz, nasılsa örtülecek üstünüz..

Post Views: 307
Önceki yazı

YARGI BİTERSE…

Sonraki Gönderi

ANALİZ

Engin Önen

Engin Önen

Sonraki Gönderi
ANALİZ

ANALİZ

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.