Siyasete girmeye karar verdiğimde CHP İl başkanı idi. Arkadaş/dost olduk. Birçok şeyi paylaştık. Uzun süredir görüşmedik. Sosyal medyadan iletişimimiz sürüyordu. Selçuk Ayhan da bu dünyaya veda etmiş. Çok üzgünüm.

***
YEREL DEMOKRASİ KİMİN UMURUNDA?
Başlıktaki soruya tek kelime ile yanıt vermek zorunda kalsam, “kimsenin” derim. Ama bunu örneklerle açıkla derseniz şunlardan söz ederim özetle…
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, hem Esenyurt Belediye Başkanının tutuklanması ve yerine kayyum atanması hem de kendi üzerinde sallanıp duran, Ahmak Davası tehdidi konusunda, hukuksuzluk ve yerel demokrasiye vurgu yapıyor.
Ardından DEM’li Mardin, Batman ve Halfeti belediye başkanlarının da görevden uzaklaştırılıp, yerlerine kayyumlar atanınca, Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı olarak siyasi parti genel başkanlarını ziyaret edip, yerel demokrasinin ayaklar altında olduğunu vurgulayıp, bu konudaki kaygılarını dile getiriyor.
Sadece İmamoğlu değil, belediye başkanlarının görevden alınıp yerlerine kayyumlar atanmasını eleştirenlerin birçoğu, aynı duyarlılığı gösteriyor. Hukuksuzluk ve yerel demokrasi karşıtlığı.
Hukuksuzluk, seçimle göreve gelen kişilerin, mahkeme kararı olmaksızın görevden alınması eylemi ile çok aleni hale geliyor. İçişleri Bakanlığı’nın bu kararları, hukuku ihmal edip, siyasi hamle ya da darbe olarak görülebilir. Çünkü görevden alınan bir başkanın yerine kayyum atanması, yasalara göre, ancak terör ile doğrudan bağlantıyı gerektirmektedir. Ama buna bir siyasetçi olarak İçişleri bakanı değil, mahkemeler karar verebilir.
Gelelim yerel demokrasi sorununa. Bu görevden almalara karşı tepkilerde yerele demokrasi ihlali olarak tepkiler göstermek doğrudur. Ama biz bu konuda başka bir boyuta dikkat çekmeye çalışalım.
Yerel demokrasi, özellikle, temsili demokrasinin eksiklerini gidermek üzere ortaya atılan katılımcı demokrasi kavramı ile ilişkilendirilir. Yerel demokraside katılım olanaklarının daha güçlü olduğu ve yurttaşların/yerel halkın, yerel yönetimi belirlemede ve denetlemede, merkezi hükümete göre daha etkili olabileceği düşünülür.
Bu nedenle katılımcı demokrasi, yerel yönetim ve sivil toplum ile doğrudan ilişkili kavramlardır.
Ancak bizde ne yerel demokrasi ne de sivil toplum geleneği vardır. Yerel yönetimler, bu idealden çok, merkezin yereldeki uzantısı gibi kurgulanmış ve siyasal kültürümüzde de bu şekilde karşılık bulmuştur.
Yönetim kademelerinde şans bulan hiçbir parti, yerel demokrasiden yana değildir. Yerel yönetimlerin atanmış temsilcileri olan valilik ve kaymakamlık ayakları zaten merkezi hükümetlerin temsilcileridir. Belediyeler ise organları seçimle işbaşına gelen yerel organlardır.
Teorik olarak belediyeler, yerel halkın temsilcisi gibi tanımlansa da, belediye başkanları ve belediye meclis üyeleri, parti genel merkezlerinin temsilcileridir. Parti ayrımı olmaksızın kimin belediye başkanı ve kimlerin belediye meclis üyesi olacağına yerel halk değil, parti merkez yöneticileri karar verir.
Hatta daha sonra da belediye başkanları, yerel halkı dikkate almaksızın, kendilerini bu görevlere atayanlara göre yönetirler kentlerini. AKP’li belediyeler doğrudan Saray’dan gelen talimatlara göre hareket ederler. CHP’li belediye yönetimleri de parti genel merkezindeki güç odaklarının talimatlarına göre personel alımı, yönetici atamaları ve ihaleler yaparlar. Belediye başkan yardımcıları, özel kalem müdürleri ve belediye şirket yönetimlerine hep bu model ile atamalar yapılır. MHP ve DEM için de durum farklı değil hiçbir şekilde.
Zaten dikkat ederseniz, bu partilerin tamamında meşruiyet arayışı demokrasi ile değil de hizmetle ilgilidir. Her ne kadar biz yerel halkın oyları ile seçildik deseler de belediyeyi, seçimler dışında bir demokrasi kurumu olarak görmezler.
Kent yönetimini profesyonel ve pre modern ilişki ağları içinde ele geçiren belediye yöneticileri, kendilerini göreve getirenlerin icazeti altındadırlar. Öte yandan kendileri de bir alt kademe olarak, yerel demokrasiyi sahiplenmek yerine, iktidar gücünü kullanarak uygulama ve kararlarda etkili olur. İmar planları, ihaleler, personel alımları, meclis üyeleri listeleri, parti yerel örgütleri, kent konseyi görevlendirmeleri hep yerel demokrasi dinamiği ile değil de yerel iktidar gücüyle şekillenir.
***
Trump’a karşı artık elimiz güçlü. “Ekonominizi yerle bir ederim” demişti ve bizde tıpış tıpış Rahibi iade etmiştik ya..
Hadi aynı tehdidi yap da görelim. Bu işi bizim Ekonomist yaptı çoktan…
***
Öcalan kartı işe yaramadı mı?
Gündem gerçekten baş döndürücü. Nasıl yetişmeli, hangi sıklıkta yazı yazmalı, insan düşünmeden edemiyor. Akşam yatarken tasarladığınız yazı konusu sabah uyandığınızda gündem olarak eskiyebiliyor. Burası böyle bir ülke. Hep gündem hareketliydi ama son zamanlarda bu inanılmaz bir boyuta ulaştı.
Bazen düşünüyorum, İngiltere’de, Hollanda’da, Danimarka veya İsveç’te kaç köşe yazarı vardır diye. Hiçbir fikrim yok ama bizdekinin yüzde beşini bulmaz herhalde. Zavallılar haftada kaç yazı yazabilirler ki…
Aziz Nesin’in “Bu ülkede her üç kişiden dördü şairdir” türünden bir sözü vardı sanırım. Ben bunu köşe yazarlığına uyarlıyorum ve kendimi de üç kişiden dördüncü konuma koyuyorum tabii ki. Aslında köşe yazarı değil de, yorumlarını dostları ile paylaşmaya çalışan biri olarak teselli buluyorum yazılarımla.
PKK lideri ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile İmralı’da yatan Öcalan için, önce Erdoğan’a meydanlarda idam urganı atan, DEM’i kapatmayan Anayasa Mahkemesi’ni kapatmayı öneren MHP Genel Başkanı, bir anda Öcalan’ı DEM Meclis Grubunda konuşmaya davet ediyor.
Tamam, içi dinamikler, dış dinamikler, Suriye ve Irak’ta, ABD destekli Kürt devleti veya Erdoğan’a tekrar iktidar şansı verecek bir anayasa arayışı için, Kürt seçmene el uzatma ama iki hafta içinde önce İmamoğlu öncülüğünde oluşan Kent Uzlaşısı modeli ile seçime giren Esenyurt Belediyesi’ne siyasi bir darbe ile karşılaştık. Belediye Başkanı hiç de ikna edici olmayan iddialar ile görevden alındığı gibi anında yerine kayyum atandı. Oysa ki bu iddialar, Öcalan’a yapılan çağrıdan çok öncesine ait bazı davranış ve beyanları içermektedir.
Ardından Mardin, Batman ve Halfeti gibi DEM’in çok sembolik bazı belediye yönetimlerine de el konunca, işin anlamı biraz daha değişiyor. O zaman bu sadece İmamoğlu’nun giderek artan rakip olma potansiyeline yönelik olmakla sınırlı bir hamle gibi gözükmüyor.
İmamoğlu’nun yıpratma ve oyun dışında bırakma hamlesinin yanı sıra, Cumhur İttifakı’nın pazarlıkta olduğu Öcalan ve PKK cephesinden gerekli yanıtı alamadığı izlenimini veriyor. Dolayısıyla ilk hamlenin doğrudan İmamoğlu ve Kent Uzlaşısına olmasına rağmen, ardından gelen görevden alma ve kayyumlar ise Öcalan ve DEM’e yönelik gözükmektedir.
Öcalan, Kürt siyaseti içindeki güç odakları içinde en tepede yer almasına rağmen, her dediğini kabul ettiremeyecek bir konumda. Nitekim medyaya ulaşan haberler, Öcalan söylese de Kandil’in silah bırakmaya ikna olmadığını göstermektedir.
Kırk yıllık silahlı mücadele sürecinde, bölgedeki konjonktür gereği, en avantajlı konuma ulaşmış olan PKK’nın bu pazarlığa yanaşmadığı anlaşılıyor. Nitekim Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, “Pazarlıklardan istediklerini alamadılar” anlamına gelen bir yorumda bulunuyor.
O zaman, Esenyurt Belediyesi’ne yönelik darbe, İmamoğlu ve Kent uzlaşısına yönelik olmakla birlikte, Mardin, Batman ve Halfeti hamleleri ise Kandile mesaj gibi duruyor. Aynı anda birçok düğmeye basmış gibi bir panik havasındaki Cumhur İttifakı’nın bundan sonraki hamlesini tahmin etmek zor. Ama İttifakın işi de giderek zora giriyor.
Yumuşama ve normalleşmeden bir anda rota nereye döndü? Nereden, nereye…
***
Bozkurt işareti yapan futbolcu mu yoksa insan onurunu ölümüne savunan bu kadın mı heykeli hak ediyor?

İnsan, sadece biyolojik değil, aynı zamanda onurlu bir varlıktır…

***
ZEYTİNİ ÜRETEN DE DERTLİ, TÜKETEN DE
Aslında bütün tarımsal ürünler için geçerli bir durum, üretenin de tüketenin de mutsuz olması. Bahçesinde 3-5 liraya müşteri bekleyen mandalina, pazarda ve manavda 35-40 lira. Portakal, elma hangisini isterseniz sayın, durum fark etmiyor.
Zeytin ve zeytinyağı, Türkiye’nin en önemli tarımsal ürünlerinden biri, belki de birincisi. Tane zeytinde Dünyada ilk sırada olan ülkemiz, zeytinyağında sanırım altıncı sırada.
Bu yıl zeytinin var yılıydı. Ürün düzeyinde muhtemelen rekor yaşanacak. Ancak küresel ısınma ve bu yılki kuraklıktan en çok etkilenen ülkelerin ilk sıralarında yine ülkemiz gelmekte. Mevsiminde alınmayan yağış, barajları, birçok ürünü ve doğal olarak da zeytinleri de etkiledi.
İşin ilginç yanı zeytin ve zeytinyağında hem ithalatçı hem de ihracatçı bir ülkeyiz. Avrupa’ya ihracat ve Suriye’den ithalat yapıyoruz. Şimdi bu durumda belki ithalata fazla gerek kalmayacak ama bize göre kuraklıktan daha az etkilenmiş olan İspanya, İtalya ve Yunanistan gibi bu zeytinyağında başı çeken ülkelerdeki rekolte, ihracatımızın da sınırlı kalmasına yol açabilir.
Dünyanın en çok zeytinyağı üreten ülkelere ihracat ilginç bir durum değil mi? Evet, çünkü, birçoğumuzun bildiği gibi, bizden de aldıkları bu ürünü paketleyerek kendi markaları ile dünya pazarına satıyorlar.
Uzun yıllardır var ama özellikle geçen yıl zeytinyağında yoğun bir tağşişli ürün tespit edildi. En yaygın olarak hile yapılan gıdaların başında sanırım zeytinyağı geliyor. Hatta uzmanların bildirdiğine göre, Tarım Bakanlığının yayınladığı tağşişli ve taklit ürünlerin toplam listenin yarısından fazlasını zeytinyağı oluşturmaktaymış.
Bu konuda bilmediğim bir şey daha öğrendim. Meğer zeytinyağına belli ölçüde kanola ve diğer bitkisel yağlar eklemek tağşiş sayılmıyormuş. Bu tağşişli zeytinyağı üretim yapan listesinde yer alan şirketler ise, bu standardı aşanlardan oluşuyormuş.
Maalesef tüketiciler daha ucuz ürün almak için daha ucuz olanı tercih etmek zorunda kalıyorlar. Pazarda, yolda ve evdeki hileli yağlar da var ama çok sayıda marka/şirket de daha fazla kazanmak için bu hileye başvuruyor.
Bu yıl üretim artınca fiyatlar ne olacak? Doğal olarak düşmesi beklenebilir ama düşmeyebilir de. Fakat zeytinyağı fiyatlarının bu yıl kayda değer şekilde artması beklenmiyor rekolteden dolayı. Hatta rekolte artı tağşişli üretimin fiyatları etkileyeceğini tahmin edebiliriz.
Bu tüketici için iyi olabilir ama üretici ve özellikle de küçük üretici için oldukça zor bir yıl anlamına gelir.
Çünkü geçen yıldan bu yana mazot fiyatında ve işgücü ücretinde ciddi artışlar yaşandı. Bu da zeytinyağı üretiminin maliyetini artırdı doğal olarak.
Bu türden temel ürünlerde, (yani et, süt, zeytinyağı) belli bir devlet desteği olması, bu sorunu kısmen çözebilir. Nitekim pek çok zeytinyağı üreten ülkede böyle bir destek söz konusu.
Tarımsal üretimin hiçbir alanında bölgesel planlama ve teşvik uygulaması olmadığı için, bu ülkedeki üreticilerin kaderi mevsim koşulları ve şansa kalmaktadır. Sembolik düzeyde yapılan mazot ve gübre desteği bu sorunu çözecek bir tedbir değildir.
***
Bu ülkede Cumhuriyet Bayramı için gönüllü/parasız konser verecek sanatçı yok mu? Gerçekten merak ediyorum.
Bu kadar milyonların havada uçuştuğu konser bütçeleri doğru mu?
Bazı arkadaşlar da Ankara’daki Ebru Gündeş konseri için 69 milyoncuk’u küçümsüyor. Sadece konser değil de, bütün organizasyon içinmiş. Miş miş miş.
Lamı cimi yok sadece Ankara değil birçok şehirde ve her partide bu bir yolsuzluk modelidir.














