Kitap fuarı bana yakın zamanda yitirdiğimiz yazar Ferit Edgü’nün “Saat Kaç”1 kitabında dediklerini anımsattı.
“…Sanatçı yeni bir dünya yaratır. Renklerle, biçimlerle ya da sözcüklerle şaşırtır. Bu şaşkınlık içinde okur, dinleyici ya da seyirci yepyeni bir dünya keşfeder. Bu ‘keşif’ Kristof Kolomb’un Amerika’yı keşfinden daha az heyecanlı değildir.”
Yazarı dediği gibi, ‘yeni dünyayı’ ve ‘yeni keşfi’ hedefliyorsanız kitaplarla aranızı sıcak tutun, derim.
Ben hayata atıldım, işimi kurdum, ne gereği var kitaba, sanatın diğer yan dallarına… diyorsanız vasat ve sıradan biri olmayı içinize sindirmişsiniz demektir.
Kitap fuarlarına ben bu gözle bakıyorum.
Romanlar, şiirler, bilimsel kitaplar; çocuklar için olanlar…
Kısaca, yeni dünyanın kapsını aralayan her şey, sizi yeni keşiflere götürecek yolun başlangıcı…
Elbette ben kitabı bir şölen yerinin güzelliğinde görüyorum ama içindeki bilgilerle bizi gerçeğin dolambaçlarında gezdirdiği, kimi zaman Cemal Süreya’nın, “…Dostoyevski’yi okudum. O gün bu gündür huzurum yoktur” cümlesini de unutmamamız gerekiyor.
Gerçekler bazen acı da olabiliyor.

Geçen ay içinde Bornova Kitap Günleri yaşanmıştı.
Şimdi ise İzmir Fuar Merkezi’nde açılan 4. İzmir Kitap Fuarı.
Keşke daha çok olabilse.
Ancak iktidarın yanlış ekonomi politikasının insanları kitap alamaz duruma getirmiş olması ve fuarın kent merkezine uzaklığı üzerine süren tartışmalar başından beri işi tatsızlaştırıyor.
Bir bölüm yazar bu tartışmalar nedeniyle fuardan geri duruyor.
Bir kesim de bu tartışmalardan etkilenerek fuara gelmekten imtina ediyor.
Bunun da çölleşmeye ramak kalmış kültürel alanı ve yayın dünyasını olumsuz etkilediği apaçık ortada.
O halde yerel yönetimden ulaşımın biraz daha iyileştirilmesini, uzaklığı tek sorunmuş gibi gören dostlardan da bu eleştirilerini gözden geçirmelerini istemek galiba hakkımız.
Çünkü hepimiz bu kentin iyiliği için çaba sarf ediyoruz.

Ben Fuar’a; ESHOT’un, Hıfzıssıhha semtinden geçen 879 No’lu otobüsüyle önce Gaziemir Semt Garajı’na ulaşarak, oradan da Fuar alanına kalkan 610 No’lu otobüsüyle gittim.
Bu ulaşım yaklaşık bir saat sürdü.
Elbette Kültürpark olsaydı oraya ulaşmak çok daha kısa sürede ve kolaydı.
Yani uzaklık abartıldığı kadar sorun değil!
***
GELELİM FUARA
Tabii, eski fuarların kalabalığı yok, bunu hemen baştan söyleyelim.
Gelenlerin alım gücü kitap almaya yetmeyince bu burukluk havaya yansıyor.
Bunu ben kendimden de biliyorum, eski zamanlarda birkaç poşetle çıkan ben, şimdilerde birkaç kitapla yetiniyorum.
Gene de fuar benim için bir bayram yeri, bir şölen alanı…
Onlarca yazarı fiziken görmek onlara kitap imzalatmak ya da oluşturulmuş; Tarık Dursun K., Tanju Okan, Ayhan Işık, Çolpan İlhan konferans salonlarında onları dinlemek az şey olmasa gerektir.
Ben de kitaplarını severek okuduğum, filmlerini merakla izlediğim Ercan Kesal’ın “Edebiyat ve Sinema” konulu söyleşisini Tarık Dursun K. Salonunda izledim.
Kesal, sinema-edebiyat ilişkisinden söz ederek, hiçbir filmin bir romanı sinemaya bire bir taşımaya yetmeyeceği gerçeğinin altını çizdi.
“Yönetmen romanın genel kurgusunu alarak asıl kendi bakışını filme aktarır” dedi.
Bunu sinemaya uyarlanan Yaşar Kemal’in “İnce Memed”inde de Tolstoy’un “Anna Karenina”sında da görebilmek mümkün.
Ercan Kesal’ın son dönem dizileri için eleştirileri de vardı.
“Yanı başımızda; Necati Cumalı’nın ‘Ay Büyürken Uyuyamam’, Hüseyin Rahmi, Refik Halit Karay’ın öykü ve romanları duruken, dizilerde zengin konak hayatı ya da mafya dünyası işleniyor, maalesef bunlara övgüler diziliyor.” dedi.
***
DOĞAYI KORUMAK İÇİN CANINI VERENLER…
Başka bir söyleşide de konuşmacılar çevre duyarlılığını konu edinmişti. Türkiye Yazarlar Sendikası’nın organizasyonuydu ve yönlendiriciliğini Sendikanın İzmir Temsilcisi Özer Akdemir yapıyordu.
“Doğa Koruma Mücadelelerine Karşı Artan Şiddet”ti oturumun adı.
Bana göre en anlamlı etkinliklerden biriydi.
Doğayla başımızın belada olduğu, kuraklığın alarm verdiği bir çağda kendi zeytinine, merasını ve suyuna sahip çıkmanın bunca zorlaştığı bir dönem herhalde yaşanmamıştı.
Düşününce, bunu anlamakta zorlanıyorum doğrusu.
Olanları iyi kötü basından izliyoruz ama yüz yüze gelip anlatılanları dinleyince kanınız donuyor.
Akbelen’de zeytinlerine sahip çıkan köylülerden yürekli bir anne vardı: Nejla Işık. İyi ki şimdi oranın muhtarı seçilmiş.
Panelde o yoktu ama kızı Esra Işık vardı.
Köylüleri, aralarındaki güzel dayanışmayı öyle bir güzel anlattı ki!
Bu insanların haklı taleplerinin iktidar tarafından görülmemesi akıl alır gibi değil!
***
Bir başka çevre mücadelesi de -hatırlayanlar olacaktır- Finike’de yaşanmıştı.
Yaşadıkları o güzelim coğrafyada taş ocağı olmasın diyen yürekli iki çevreci Ali Ulvi ve Aysun Büyüknohutçu çifti, bir kiralık katil tarafından öldürülmüştü.
İşte onların kızı Emine Büyüknohutçu vardı panelde. Gencecik bir kız anne ve babasının mirasını sırtlamış, doğayı koruma yolundaki mücadeleyi şimdi o omuzlamış.
Gözünü budaktan esirgemeyen bir genç.
Hem köylülerle omuz omuza taş ocağına karşı eylemlerini sürdürüyorlar hem de anne babasının hukuki mücadelesi onun omuzlarında.
***
Aynı panelde, Hopa’dan anımsayacaksınız, Metin Lokumcu’nun oğlu Ulaş Lokumcu da vardı.
O da Hopa’daki mücadeleyi ve yıllardır uzayıp giden ve bir türlü yerini bulmayan davayı anlattı. Sıkılan biber gazını, bu gerçeğin adaletin terazisinde bir türlü yerini bulmamasını…
Direnen bu gençleri görünce umudun arttı.
Eninde sonunda iyilik kötülüğe galip gelecektir.
Çevre ve doğayı koruma deyince arkası hemen geliyor.
Artvin’de kendi meralarına, ağaçlarına sahip çıkan Reşit Kibar.
Panel sırasında Çine-Madran’da maden işleten şirketin patlattığı dinamitlerin sesiyle cehennemi yaşayan köylülerin feryadı.
Gene bugünlerde basına yansıyan Cengiz İnşaat’ın marifetleri…
O kadar çok ki!
Hükümetlerin umurunda değil…
Kitap fuarları işte böyle; kitaplarla, bilgiyle, kültürle süren yaratıcı bir şölen…
……………………..
1 Saat Kaç, Ferit Edgü, deneme, Alfa Yayınları, 2019
KAYNAK: https://yenigun.com/makale/22298353/salim-cetin/kitap-fuari














