Epeydir ülkemizdeki tarımın harap durumda olduğu konuşulup duruyor.
Üretim az, girdi pahalı, buna planlamadaki eksikliği de koyduğunuzda çöküntüyü görüyorsunuz.
Böyle olunca ‘kendine yeten ülke’ olma cümlesi nerdeyse arkaik zamanlarda kalmış, hoş bir seda gibi geliyor kulağa.
İktidarınsa bunları duyduğu bile yok!
Durum bu olunca her pazara gidişimiz, Elif Şafak’ın cümlesindeki gibi “…kırağı yemiş bir bahar dalı” çaresizliği yaşatıyor çoğumuza.
***

Fotoğraf: Hülya Anbarlı
Aralığın 28’inde sevgili Bekir Yurdakul’un çağrılısı olarak Seferihisar Sanat Dayanışması’nın bir etkinliğine katılıp Seferihisar’dan bir grup sanat insanıyla Gödence köyüne gittiğimizde bunca bereketin içinde ülkemizin nasıl bir üretmeme sürecine sokulduğuna bir kez daha tanık olduk.
İçimiz acıdı. Ama Gödence örneğiyle ısındık.
***
GÖDENCE KÖYÜ…
İzmir’den Seferihisar’a giden yolun Bademler köyü sapağından sola dönün, yokuş yukarı tırmandıkça o yol sizi Gödence’ye götürüyor.
Arada taş çatlasa yirmi beş kilometrelik bir mesafe var…
Tabii arazi Kızıl Dağlar…
“Ufukta yeşil bir çizgiyim ben/ Bir kuş cıvıltısıyım/ Kızıl Dağların doruklarıyım/ Mor bir üzüm salkımının direnişiyim/ Bir zeytin ağacıyım” şiirinde tanımlanan Kızıl Dağlar…
Bizim gittiğimiz gün hava yağışlıydı.
Otobüsümüz dar ve virajlı yollarda ilerledikçe top top bulutlar başımızın üzerinden geçiyor, yağmurun ormana vuran uğultusu otobüse eşlik ediyordu.
Her yan; çam, zeytin, üzüm asmaları, sakız ve adını bilmediğimiz ağaçlarla dolu; yeşilden mora, sarının tonlarından kızıla kadar onlarca renk usta işi bir tablo önündeymiş duygusu veriyor.
Bazı vadi yamaçlarında zeytin ağaçları çamları bastırmış, yamaç zeytine belenmiş âdeta…
Yolun bir yerinde şarap işletmesi var. O vadinin her iki yanı ise teraslanıp üzüm bağlarıyla doldurulmuş.
***
Tırmandıkça manzara birden genişliyor; Urla, Seferihisar elinizi uzatsanız değecek kadar yaklaşıyor…
Köyün meydanına vardığımızda sanki bir rüyadan uyandık.
Baktım meydanın adı Necati Cumalı. İçimi sevinç kapladı.
Bizi kooperatifin başkanı Çağatay Özcan Kokulu karşıladı.
Hoşbeşten ve hoş ağırlamadan sonra, kahvehanenin bitişiğindeki içi kitaplarla dolu salonda Gödence Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin 50. yılı için hazırlanmış belgeselini izledik.
Belgesel, 1972’de, kooperatifin kuruluş günlerinden başlıyor.
O yıllar bir rüya gibi. 1961 Anayasası resmen kooperatifçiliği destekleyen maddelerle dolu.
Köylünün kalkınması, topraklandırılması ana konuların başında geliyor.
Üstelik dünya yeni 68’den çıkmış, halktan yana politikalar dorukta.
Buna bir de Ecevit hükümeti ekleniyor; Bademler köyünden, efsane isim Mahmut Türkmenoğlu “bakan” oluyor.
Böyle olunca Tarımsal Kalkınma Kooperatiflerine, deyim yerindeyse gün doğuyor.
Bütün Ege’de bu görülüyor; köylüler burada örgütleniyor, ürettikleri pazarda değerini buluyor.
Ödemiş’te, Bayındır’da; Karaburun, Bademler, Gödence ve Tire’deki kooperatifler tam gaz yol alıyor.
Tabii bu işletmeleri destekleyen çatı örgütleri de var; Köy-Koop, Tariş, Fisko Birlik vb.
1980’den sonra Özal geliyor, her şey “yıkılıyor”; liberal politikalar hayata geçiriliyor.
Sonrası bilinen hikâye. Özelleştirmeler başlıyor, Et Balık, arkasından Tariş yerle yeksan oluyor.
Köy-Koop işlevini yitiriyor…
Şirketleşmeler başlıyor, üretimin doğasındaki dayanışma, birlikte kazanma; herkesin kendine kazandığı bir anlayışa bırakıyor yerini.
***
BÜTÜN BUNLARA KARŞIN…

Belgeselin Sanat Yönetmeni Macit Sonkan, Kooperatif Başkan Ç. Özcan Kokulu, Yönetmen Nilgün Yanık Emiroğlu, Görüntü Yönetmeni ve Kurgu Ramazan Emiroğlu.
Fotoğraf: Atalay Doğan
Bütün bu olumsuz koşullara karşın Gödence, bu örgütlü yapısından vazgeçmiyor. Ürünlerini nitelikli hale getirip yeni markalar ekleyerek yoluna devam ediyor. Kooperatif ruhu, birlikte üretme bilinci gelişkin…
Bunu hemen köydeki Kooperatif Bakkalında görebiliyorsunuz.
Farklı markalarda zeytinyağları, sofralık zeytin çeşitleri, damlasakızı, üzüm sirkesi, pekmez ve şıra…
Hepsi Kooperatifin markaları ürünleri, değişik adları var…
Kooperatif, Alman Kooperatifleri Birliğiyle işbirliğine gidip ihracatını başta Almanya olmak üzere dış ülkelere satış yapıyor daha çok.
Bunun yanında iç pazar da ihmal edilmemiş. Özcan Bey’in söylediği pazar ağı, tüketim kooperatifleri üzerinden sürdürülüyor.
***
Belgesel izlendikten sonra bu kez sıra üretim yapılan yer, zeytinyağı fabrikasındaydı.
Fabrika köyün içinde, İtalya’dan getirtilen makinelerle donatılmış, tertemiz…
İçindeki laboratuvarında üretim kalitesi anında belirleniyor.
***
Özcan Bey’in birikimini, 68’den gelen heyecan ve hevesini görünce son yıllarda sıkıntılar da yaşasa bu yapının yoluna devam edeceğine olan inancım bir kez daha arttı.
Bir aydının, önderin köyünde hem kalkınmada hem üretimde neleri başarabileceğine bir örnekti Gödence’deki kooperatif.
Ve tabii ki buradaki inanmış köylüler, bu doğa, bu Kızıl Dağlar…
***
Belgeseli sunan tiyatrocu Macit Sonkan demiyor muydu; burası, İyon kentlerine zeytinyağını, şarabı üretmiş bir coğrafya.
Hatta tiyatrocular, sanatçılar kendi birliklerini ilkin buralarda, Teos’ta kurmadılar mı?
Burası Kızıl Dağlar…
“Bir kuzu sesiyim annesinin arkasında/ Bir badem çiçeğiyim, ballı bardacığım/ Gözleri ile gülen nasırlı, poşulu Mustafa’yım/ Ali’yim, Ayşe’yim/ Ben emeğim…”
Bir gezide ne çok şey öğrendik; birlikte başarmanın yolunu, tarımın halini, bu coğrafyanın güzelliğini…
Size selam olsun; Gödence, Gölcük, Kavacık, Efemçukuru, Payamlı ve Çamtepe köyleri…
Tabii ki buralarda üretimi sürdüren, örgütleyen Özcan Kokulu ve ona inanmış arkadaşları…
Size de selam olsun…
Türk tarımı sizden çok şey bekliyor…
KAYNAK: https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/23146653/salim-cetin/zeytinin-baskentine-yolculuk














