Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Datça’daki Knidos Antik Kenti’nde Datça Belediyesi tarafından işletilen restoranın kaçak yapı olduğunu iddia ederek, restoranın kaldırılmasının ardından bölgede arkeolojik kazı ve çevre düzenleme çalışmaları yapılacağını duyurdu. Ancak bu açıklama, tapu kayıtlarıyla çelişiyor.
Bakanlık, konuyla ilgili yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi.
“Habere konu olan restoran, 1. derece arkeolojik sit alanında inşa edilen kaçak bir yapıdır. 3349 No’lu taşınmazdaki kaçak uygulamaların kaldırılması için 2002-2011 yılları arasında 4 defa yıkım kararı alınmış ancak bu kararlar yerel yönetim tarafından uygulamaya konmamıştır. Ülkemizin en önemli değerlerinden biri olan Knidos Antik Kenti’nde, Prof. Dr. Ertekin Doksanlatı ve ekibi tarafından arkeolojik kazılar sürdürülmektedir. Habere konu restoran yapısının bölgeden kaldırılmasının ardından aynı noktada arkeolojik kazı ve çevre düzenlemesi işleri yapılacaktır. Muğla Koruma Bölge Kurulunca onaylanan çevre düzenleme projesinde kazı alanı olarak belirlenen sahada Knidos Antik Kenti Kazı Başkanlığınca, Geleceğe Miras Projesi kapsamında yürütülen bilimsel kazı programı çerçevesinde, kamulaştırma, arkeolojik kazı, restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları yapılarak toprak altında bulunan ve Knidos’a değer katacak eserlerin ortaya çıkarılması sağlanacaktır.”
Tapu Kayıtları İddiaları Çürütüyor
Ancak, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü’nün kayıtları, Bakanlığın açıklamasını yalanlar nitelikte. Kayıtlarda restoranın “kaçak yapı” değil, yasal bir yapı olduğu ve tapuda “Tek Katlı Kârgir Bina” olarak tescillendiği ortaya çıktı. Bu durum, Bakanlığın açıklamasının doğru olup olmadığını sorgulatıyor.
Hukuki Dayanak Yok Mu?
Bakanlığın açıklamasına yönelik ortaya çıkan çelişkiler, şu soruyu gündeme taşıdı: Kültür ve Turizm Bakanlığı, Datça Belediyesi’ne ait bu yapı ve arsa üzerinde hukuki bir dayanağı olmadan mı hareket ediyor? Eğer durum böyleyse, Bakanlığın bu iddiaları kamuoyunda yanıltıcı bir algı oluşturma çabası olarak değerlendirilebilir.
Kamuoyunda Ciddi Endişe Var
Adında “Kültür ve Turizm” ifadeleri yer alan bir bakanlığın böyle bir yöntem izlediği iddiaları, kamuoyunda ciddi bir endişeye yol açtı.
Knidos gibi önemli bir kültürel mirasın korunması adına yürütülen çalışmalarda şeffaflık ve doğruluk ilkelerinin ihlal edilip edilmediği sorusu, tartışmaların odağında.
Gözler İletişim Başkanlığı’nda
Zaman zaman muhalif basının doğru haberlerini bile yalanlayan Cumhurbaşkanına bağlı İletişim Başkanlığı’nın bu konuda da bir açıklama yapıp yapmayacağı merak konusu.

***
YETERİNCE EĞLENMEDİNİZ Mİ
Britanya İmparatorluğu’nun Osmanlı’ya atanmış büyükelçisi Stratford Canning, görkemli bir üniforma içinde İstanbul’a geldiğinde yıl 1825’ti.
Tanzimat’ın gölgesinde yükselen bu metropolün adeta sahibi gibi hüküm sürüyordu. Padişahın kapısı onun sözüyle açılır, sarayın taş duvarlarında yankılanan sesler, onun emriyle şekillenirdi. Sadrazam Mustafa Reşit Paşa’ya talimat verecek kadar yetkiliydi. İngiltere’nin gücünü Osmanlı’nın her köşesine taşıyan bu adam, yalnızca politik değil, kültürel bir yağmanın da kilit figürüydü. Çünkü tarihi eser kaçakcısıydı.
1846 yılında British Museum’a gönderdiği bir hediye, onun İstanbul’daki etkisinin en sinsi kanıtlarından biri oldu. Bu hediye, Bodrum’dan çalınmış bir mermer kabartmaydı. Kabartma, tarihçiler ve arkeologlar için eşsiz bir hazineydi.
Çünkü arenalarda hep erkek gladyatörlerin dövüştürüldüğü sanılıyordu ama bu kabartmanın üzerinde iki kadın gladyatör Amazon ile Akhillia betimlenmişti. Ellerinde kılıç ve kalkan vardı; miğferleri ise yerdeydi. Kabartmanın tepesinde yazan iki kelime dikkat çekiyordu: Özgür Bırakıldılar.
MS.1’nci yüzyıldan kalma mermer kabartma, yüzyılların sessizliği içinde bir hikâye anlatıyordu. Geceleri meşale ışığında dövüştürülen Amazon ve Akhillia, gladyatörlerin kana bulanmış arenalarında savaşa sürülmüş kadınlardı. Onların adları, kökenleri gibi, sıradan bir Roma ismi taşımıyordu. O isimlerde Antik Anadolu’nun özgün tınısı vardı. Onlar arenada diğerleri gibi ölmek yerine, kaderlerine meydan okumuşlardı.
Tarihçiler bu hikâyeye iki farklı yorum getirdi. Kimilerine göre, Amazon ve Akhillia dövüşmüş, fakat birbirlerine üstünlük sağlayamamışlardı. Beraberlikle biten bu destansı mücadeleleri bir ödül getirmiş, hayatlarını kurtarmıştı.
Ancak diğer bir yorum daha derindi. Dövüşmeyi reddettiklerini, yere bırakılmış miğferlerinin bu direnişi simgelediğini iddia edenler vardı. Arenanın kan isteyen seyircileri önünde, kadın gladyatörler savaşmayı reddetmiş ve hayatı seçmişlerdi. Belki de kan görmek isteyen yüzlerce insana bağırmışlardı.
“Yeterince eğlenmediniz mi?”
Tahliye edilmişlerdi, evet. Ama bu yalnızca fiziksel bir tahliye değildi; onlar insan onurunun çığlığı olmuş, ölüm ve savaşın karşısında bir direnişi temsil etmişlerdi. Adlarının bir taşa kazınması, sıradan bir gladyatörün ötesine geçen bu eylemlerinin kanıtıydı.
Stratford Canning, bu kabartmayı British Museum’a hediye ederken, belki de bu kadınların hikayesinden habersizdi. Onun için bu taş parçası, İngiltere’ye taşınan binlerce tarihsel eserden biriydi. Ancak Amazon ve Akhillia’nın sessiz direnişi, tarihin unutulmaz bir köşesine kazındı.
Bugün, kadınların savaşa karşı duruşu her zamankinden daha anlamlı. Amazon ve Akhillia’nın hikâyesi, geçmişten bir yankı olarak bize ulaşıyor. Kadın, savaşın değil, barışın taşıyıcısıdır. Onlar da bunu kanıtlamıştı; miğferlerini yere bırakarak, ellerine yalnızca barışın ağırlığını almışlardı.















