sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa YAZARLAR

Molla Demirel

Engin Şirin Ekleyen Engin Şirin
Şubat 11, 2025
in YAZARLAR
0
Molla Demirel
0
Paylaş
25
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

3

Portakal Çiçekleri veya Bir Gizin Tazelenmesi

Sözcüklerin perdesini aralasak, manzaralara bakmayı sever misiniz?

Otuz yıla yakın bir zamandır Almanya’da sürgünde yaşayan Türkiyeli bir Kürt kökenli yazar, pedagog, fotoğrafçı olan Molla Demirel kendi bireysel yaşamı ve ruh dünyasının dışında şiirleriyle okuyucuya yeni bir bakış açısı veriyor. Gerçi “Koparıldım Toprağımdan” adlı şiirinde ‘savruldum yaban ellere’ diyor. Ancak burada toplumsal işgücü göçünden söz ediyor.

Bu topraklarda her yanı sis perdesiyle örtülü bir sürgün yaşamı içindeyken öbür tarafta Akdeniz sahillerinin anıları ile kendisini teselli ediyor. Olay o kadar basit değil… Neden Molla Demirel’in ilgi alanı olan sevgi sözcüğünden kaçınıyoruz? Yazar sevdayı insanın özüne ait bir şey olarak görür. Kim insanı irdelerse mutlaka ondan ve içinde bulunduğu ortamdan olumsuzluklar saptayacak ve şikâyetleri olacaktır. Yazar, okuyucuyu irdelediği insanların yaşadığı yalnızlıklarla, ayrılıklarla karşı karşıya getiriyor. Çekilen sıkıntılara evet, ancak kendini üzüntünün kucağına bırakmamak şartıyla. Acılara evet ancak sızlanmanın olmadığı bir tonla. Çünkü yaşananları saran mutluluğun bir açık ve belirgin tonu var. Böylece M. Demirel’in şiirindeki mutluluğa olan özlem; okuyucunun ufkunu açarak süsler. Bu durum şaşırtıcı gibi gelir insana. Zaten sanatçının başarısı bundan kaynaklanıyor, okuyucuyu yaşanan bir dünya içine çekiyor.

Onun içine girdiği an kişi kendisini mutluluğun sardığı bir oyunun içinde buluyor. Olumsuzluklardan kurtulmanın verdiği şansın tadını içine sindirerek yaşıyor.

Bütün bunlara rağmen sanatçının çalışmasında daha belirgin olanı dostluk, naziklik, özgürlük, halkların kardeşliği en önemli büyük konular olarak karşımıza çıkıyor ve yerini alıyor.

Sevda şiirlerinde umutsuzluk sürüyor mu? Kesinlikle hayır. İnsanı ve yaşamı kim irdelerse elbette ki olaylar karşısında şaşkın kalınacağını da öğrenecektir. Yazarın toplumdan beklentileri çok mu büyük: „dostça bir gülüş, bir öpücük“ Günümüzde bizi bu kadar şaşırtan yazara bir göz attığımızda onu hep doğa ve toplumsal olaylarla iç içe görüyoruz.

Mavi deniz, yeşil dağlar. Kırmızı gül, güzel kokulu karanfil, bir sesiz portakal bahçesi, aydınlığı Dolunay’ın. Bize yansıyan binlerce doğa ve insan tablosu yazarın dilinden canlanarak karşımıza çıkıyor ve bizi kendi içine çekiyor. Sanatçı bir Sihirbaz sanki diye düşünüyorsunuz: En son ne zaman elinizde bir gül vardı? Onu birine hediye mi ettiniz?

Elbette ki bu bir çiçekçiden sipariş ettiğiniz güllerden değil. Burada siz kendi kendinizi aramaya başlıyorsunuz. Otobanın nadasa bırakılmış yanlarında veya sabahın erkenin de bir tepede. Belki yanmış toprakta bomba parçalarından başka bir tek gül bile bulamayacaksınız.

‘Süslü bir demokraside’ ancak bu kadar olabilir. Şansınız varsa “bir dolunaylı gecede denizlerin Üzüntüsü“ ne şair ile birlikte ağlarsınız.

Molla Demirel güzel şiirleriyle büyük bir geleneği olan modern Türk Şiiri’ ne uyum sağlıyor. Renge renk, şaşırtıcı tablolarla, insanı kendinden geçiren bir dil ile okuyucunun karşısına çıkıyor. Ancak dil folkloristtik basitlikten oldukça uzak, sade ve etkileyicidir. İnsanın çektiği acıları, sorunları, umutlarını ve direnişini bir tabloda ustaca işlemiş.

Büyük şair Nazım Hikmet’in işlediği konulardan biri ‘ İnsan Manzaralarıydı. M. Demirel de günümüzde yaşanan insan manzaralarını bize sunuyor. “Arılar ve Karıncalar.” adlı şiirinde yaşlı bir bayanın kız çocuklarıyla nasıl yakacak odun taşıdığını ve öbür yanda nasıl varlıklıların yaşadığını bir resim tablosu gibi gözlerimizin önüne seriyor. Okuyucunun tüm insani duygularını ayaklandırıyor.

Bu eserde bunun gibi uzun şiirler yanında ‘Çiçekçi Kız” gibi oldukça kısa ve çarpıcı portreler de yer alıyor. İnsanı işlerken hiç bir an şiir dilini, duygusunu, imgeyi göz ardı etmiyor. “Akış” adlı kısacık şiirinde Şöyle der:

‘’Gizemi kalmadı artık

Denizdeki dağın

Yıldızın ve toprağın.’’

Böylece hepsi didik didik incelenmiştir. Hepsi biliniyor. Ancak gökyüzündeki ay ve yıldızlar her şeyden daha fazla didiklenmiştir. Bir bakışında koca bir teleskopta yer alandan daha fazlası görülür. Uyduların sinyallerinden oluşan resimlerden daha büyük ve derinlemesine olayların gelişimi sunulur insanlığa.

Yazara göre bu 21. yüzyılda yıldızlar sadece sevenler için parlayacak ve onların gözyaşları ile umutsuzların, yalnızların gözyaşları birbirine karışacaktır. Hiç bir bilim ve resim tablosu bu kadar güzel yer gök ve insanı bütünleştiren manzaraları göz önüne sergilemiyor.

“Sabah Yeli” adlı şiirde şöyle seslenir.

“Sabah yeli ile tıkırdatır bir dal

Çatımızı

Aydınlanır dünya”

Dünyamızın gizinin büyük bir kısmı böylece aydınlanmıştır. Ancak Molla Demirel’in işlediği konularda her gize yeni bir anlam ve yeni görevler yükler:

“ Ah, ben ekili bir tarlayı düşlüyorum Yıldızlardan

Neden umutsuzluk ve boyun eğme” der.

‘’Kentteki Yalnızlık” adlı şiirinde. Bu şiirde olduğu gibi bütün şiirlerindeki imgeler giz ve duygu yüküyle kalmıyor. İnsanı umut ve çaresizlikler karşısında direniş için yüreklendiriyor. Şimdiye değin şiirlerinden söz etmediğim asıl gücü ve başarısı sevginin oluşumuna olan bakışındadır. Hemen hemen her şiirinde sevdanın yeni bir gizine rastlanır.

“Zaman” adlı şiirinde şöyle seslenir: “Portakal çiçekleri altında / Duyum olmaz sevdadan”

Kısacası bu eserin bütününe bir ‘Sevda Sözlüğü’ diyebiliriz.

Sonuç olarak bu yapıt gerçekten her yerde, evde, tatilde, iş yerinde, piknikte, Ceza evinde veya Hasta hanede okunması gereken güzel bir eser. Sizin Türkiye Akdeniz’inde seyahat etmenize yardımcı olur. Belki lirik ve imge yüklü bu eser Türkçe öğrenmenize neden olur veya bir dostunuzdan bu şiirleri mutlaka Türkçe melodisiyle de dinlemeyi yeğlersiniz.

Aralık 2000

Alfons Huckebrink)

Yaprak Yaprak Şiirler / Blatt für Blaltt Gedichte

Verlag Anadolu, .D- Hückelhoven, Februar 2001

——————————————————————-

Molla Demirel’in Özlemden Lirizme akan Topografyası

“Kalemimde kurumuş boya sanki

Dudaklarımdan akmayan sözcükler”

Bu dizeler Sanat dilinin tüm kaderini kapsar. Bu dizeler çok sevilen ve tanınan Şair Hofmannstals ‘ın Chandos – Mektupları adlı eserini de bulunan “Sözcükler ağzımda çürük mantar gibi dağılıyor” cümlesini bize hatırlatır. Molla Demirel’in şiir ve diğer düz yazılarında sadece bir şairin göç serüveninde yaşadıklarını, karşılaştığı zorlukları anlatmakla kalmaz. O farklı kültür dillerdeki mümkün olabilirlikleri ve mümkün olmayan gibi görünen olayların arka perdesine ayna tutar.

Bunları yaparken özlemlerin ve olayların çok yüzlü bir ayna olduğunu gözler önüne serer. Onun düz yazılarında sürekli bir lirizm vardır. Farklı tonlarla resimleri göz önüne serer adete onları kulağı okşayıcı bir sesle dillendirir. O denizlerin, dağların ve yıldızlarda bulunan giz ile insan duyguları arasındaki ilişkilere eğilir. Doğal afetler ile toplumsal afetler arasındaki bağların gizlerine iner ve insanı yeni estetikler üzerinde düşünmeye zorlar. Bu nedenle her cümlesi bir kaç farklı anlamı içerir.

Bu durum ilk bakışta zor anlaşılır bir durum sergiliyor. Ancak onun bu durumu onu yeniden okumaya teşvik ediyor ve onun evrensel Romantizmin dilini çok ustaca kullandığını belirliyor…

Münstersche Zeitung, Ekim 2003

Edebiyat Bilimcisi

Christina Schössler

—————-

MOLLA DEMİREL’İN “ÇOCUKLUĞA DÖNÜŞ” ADLI ŞİİRİNİN İNCELENMESİ

Molla Demirel’in “Çocukluğa Dönüş” adlı şiirinde kent yaşamında kırlardaki çocukluğunun doğallığını bulamayan, kent hayatının yapaylığı ve mekanikliği içinde kendine ve çevresine yabancılaşan anlatıcının özlemleri ele alınmaktadır. Eserde, “kent hayatının sınırlandırılmışlığı ve yapaylığı, kır hayatının öğeleriyle karşıtlık oluşturur ve kır hayatına alışmış bireyi yabancılaştırır.” tezi vurgulanmıştır. Eserde, bu konu ve tezle bağlantılı olarak çeşitli mekânsal, dilsel ve anlatımsal öğelere yer verilmiştir.

Şiir, anlatıcının özlemleri doğrultusunda kurduğu bir düştür, gerçekte olmayanı, zamanla ve şartların değişmesiyle elinden kayıp gideni hayalinde canlandırmasıdır. “Çocukluğa Dönüş” başlığı ise çok katmanlı bir anlam taşımaktadır. Çocukluğa dönüş, kentin sınırlandırılmışlığından çocukluğunun kırlarına bir dönüş olduğu gibi, yetişkinliğin kısıtlamalarından çocukluğunun sınır tanımayan özgürlüğüne de bir dönüştür. Böylece, başlık-içerik ilişkisi hem mekânsal, hem düşsel “özgürlük-sınırlandırılmışlık” tezadı üstüne oturtulmuştur ve bu tezatla tematik bir bütünlük sağlanmıştır.

Eserde, mekânla bağlantılı olarak birçok betimleme ve benzetmeye yer verilmiştir. Kır hayatının özgürlük, ferahlık, sınırsızlık çağrıştıran doğa betimlemeleriyle, kent hayatının yapaylığı ve sınırlandırılmışlığı vurgulayan betimlemeleri tezat oluşturmaktadır. “Baharla kuzu meleşmeleri ses katardı kuşların müzik korolarına/ Ne bir horoz, ne de bir kedi sesi var/ Yollarda tıklım tıklım araba.” dizelerinde görüldüğü gibi ses öğeleriyle kır ve kent yaşamının tezatlığı ortaya konmuş, bu tezatlık sayesinde de anlatıcının özlemleri nedensel bir bütüne oturtulmuştur. Kır ve kentin mekânsal tezatlığı, ayrıca zamansal ve düşünsel bir tezattır. Anlatıcının kırdan uzaklaşmasının yanı sıra, artık çoluğa çocuğa karışmış bir yetişkin olması, benliğine ve hayata yabancılaşmasının bir başka sebebidir: “Çocukluk ya, gök mavisi gibi sınırları/ Kaldırdı yeryüzünden. Karadeniz’in sularını, Malatya ile Sivas arasından geçirir./ Akdeniz’e aktarırdı düşlerimi” dizelerinde görüldüğü gibi, kırlardaki mekânsal özgürlük, çocukluğun sınır tanımayan düş gücüyle bağlantılıdır. Bu durum, masalsı öyküleme ve betimlemelerle çocukluğa bağlanmıştır. Aynı betimlemenin, sondan bir önceki dizede de görülmesi anlatıcının çocuklukta arayış içinde olduğunu; fakat aynı özgürlüğün artık bir yetişkin olan anlatıcı için mümkün olmadığını gözler önüne sermektedir. Aynı durum ile, kıtada “Urgana vurulan tay gibi” ve sondan önceki kıtada “Özgür bir tay gibi tırsladığım, oynaştığım” dizelerindeki tezatlıkta da görülmektedir. Eserin başında ve sonundaki “tay gibi” benzetmesinin tekrarlanması, anlatıcının yabancılaştığını; özlemlerinin, düşlerinin bir ihtiyaç halini aldığını göstermektedir. Ayrıca, urgana vurulan tayın sınırlandırılmışlığı, özgür tayla zıtlık oluşturarak anlatıcının arayışının kısır döngü olduğunu vurgular.

Eserde, betimlemelerle kent hayatının yapaylığı ve mekanikliği de dile getirilmiştir. “Gökteki yıldızlar değil caddeleri ışıltan/Cereyan lambaları/Ve biri öbürüne selam vermeyen insan kalabalığı” dizelerinde görüldüğü gibi mekândaki yapaylık, insan ilişkilerine de yansımakta ve böylece anlatıcının yabancılığını pekiştiren bir neden olmaktadır. Betimlemelerle vurgulanan bu yabancılık, anlatıcının diline de yansır: “Düşmüşüm büyük kentlerin hoyratlığı ortasına” dizesindenmiş öğrenilen geçmiş zaman eki, anlatıcının benliğinden ve varlığından ne denli uzaklaştığını, dolayısıyla yabancılığını gözler önüne serer.

Anlatıcının kendi ülkesinde kendisini gurbette hissetmesi ise ironidir. “Düştüm yaban ele/Elektrik aydınlığı gideriyor yurt özlemimi” dizeleri bu duruma iyi bir örnektir. Anlatıcının kendi ülkesinde böyle hissetmesi, kentleşmenin verdiği yabancılığın boyutlarını gözler önüne serer. Bu yabancılık, bir başka zıtlık ironisiyle desteklenmektedir. “Çocuk tarla işçiliğinde nasıl yorgun düşerdim yatağa/ Şimdi kol değil beyin gücümü satarak yaşıyorum/ Ne bu vitrinleri renkli kent, döşeli daire/ Ne bu rahat iş” dizelerinde dile getirildiği gibi kentteki ekonomik özgürlükle ruhsal kısıtlamalar, kırdaki ruhsal ve fiziksel özgürlükle ekonomik kısıtlamalar çelişmektedir. Böylece, ortaya çıkan zıtlıklar zinciriyle anlatıcının konumunun değişmesinin yol açtığı iç çatışma ve bunun sonucu yalnızlığı, benliğine dönme özlemi ve yabancılığı vurgulanmıştır.

Molla Demirel’in “Çocukluğa Dönüş” adlı eserinde çocukluktaki kır yaşantısına duyulan özlemin yanı sıra çocuk ruhunun özgürlüğü, hafifliği ve sınırsızlığına duyulan özlem ele alınmıştır. “Kent-Kır”, “Sınırlandırılmışlık-Özgürlük”, “Çocukluk-Yetişkinlik”, “Yapaylık-Doğallık”, ”Kalabalık-Yalnızlık” karşıtlıkları, betimlemeler ve benzetmelerle beslenmiştir. Tezatların, anlatıcının iç çatışmasının ve yabancılığının kullanılan dilsel öğelere yansımasıyla tematik bütünlük sağlanmıştır.

Gülberk AŞYAPAR – IB2 M-A

Milliyet

http://xn--eitim-k1a.milliyet.com.tr/

Copyright 2006 – milliyet.com.tr – Her hakkı saklıdır

::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::::

Post Views: 144
Önceki yazı

Molozlar kaldırılıyor, binalar yükseliyor: Peki kayıplar?

Sonraki Gönderi

KORKUTAN SENSİZLİK

Engin Şirin

Engin Şirin

Sonraki Gönderi
KORKUTAN SENSİZLİK

KORKUTAN SENSİZLİK

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.