İkinci kez izliyorum, Yılmaz Karakoyunlu’nun İzmir’deki Uluslararası Börklüce Sempozyumunu değerlendirmesini. Birçok önemli yorumu var. Bedreddin bir isyancı değil, bir din adamı diyor. Nazım Hikmet’in destanında Börklüce Mustafa’nın görüşlerine yer verilir ama kendisinden söz etmeden diyor. Bunun vebalini de Nazım Hikmet’e yüklüyor. Sempozyum eleştirisinde şu uyarısı da çok ilginç. “Yurt dışından gelmiş araştırmacılar, bildirimlerini Türkçe sunmaya gayret ederken, bir Türk profesör, ısrar etti, ben İngilizce konuşacağım diye. “
***
Yılmaz Karakoyunlu’yu izlemeye devam ediyorum. Keşke sağ olsaydı da sorabilseydim. Şeyh Bedrettin’in değil, Börklüce’nin isyanı var diyor. Bunu Mustafa Öztürk hoca ve bazı akademisyenler de söylüyor. Bedrettin kadı oğlu olduğu ve Memlük Sarayında ağırlandığı ve eğitim aldığı için daha elit ve popüler. Şeyh olduğu için Timur’un Saray’ında da ağırlanıyor. Ama isyanı da yok bu topraklarda izi de yok diyor. Bu topraklarda isyan eden Börklüce ve müritleridir. Bedrettin, Trakya’da, Deliorman’da iz bırakmıştır. Nazım Hikmet, sol bir ilahiyat yaratmak için böyle bir efsane yazmış, Börklüce yerine isyancı olarak Bedrettin’i yazmıştır, ona göre. Sonra da kimse sorgulamadan isyancı ve eşitlikçi felsefeyi ona mal etti diyor. Börklüce isyanına katılan Rum, Yahudi ve Tahtacılardan söz ediyor. İşte merak ettiğim konu bu. 1416 isyanında burada/Yarımada’da Tahtacı veya Bektaşiler var mı? Olabilir ama hiç bir kaynakta rastlamadım. Urla Zeytinler köyünde Dedeler mezarlığı var. Kimse çalışmamış bu konuda. Köylülerin toplumsal hafızasında da kayda değer bir bilgi yok. Bu da ilginç. Bölge tarihi ile ilgilenen tarihçi ve sosyal tarih araştırmacısı arkadaşlardan yardım bekliyorum.
***
Kapalı kapılar ardında “Barış” olur mu? Sadece PKK ve Cumhur İttifakının mutabakatı ile “Barış” olur mu? Olur, ama eğreti olur. Olur, ama toplumsal mutabakatı eksik kalır. Parlamentonun ve CHP’nin dışta bırakıldığı bir barış, ne kadar sağlam olabilir.
***
Cübbesiz Ahmet’ten (Hakan) al haberi. “Eski ittifakların yerini yenileri alacak ve Demirtaş’ı sevenler, ondan nefret edecek.
***
Cumhuriyet, çağın gereklerine göre demokratikleşmeli tabi. Ama 6-7 yaşında çocukların evliliğini yasaklamak, kadının mirasta ve mahkemede eşit olmasını sağlamak, köle pazarını kapatıp, köleliliği yasaklamak yüz yıl önce oylama ile veya rıza ile başarılacak işler değildi. Düzeltilmesi gereken bir çok şey olabilir, var da. Ama “Cumhuriyetin ne hayrı oldu” demek, çok da vicdanlı bir değerlendirme olmaz.
***
“Süreç başarılı olursa DEM’in Cumhur İttifakının yeni bileşeni olma ihtimali yüksek.” Şamil Tayyar
***
10 yıl önce bugün. Erol Tuncer, Selin Sayek Böke, ben ve Cengiz Onur. Seçmen tercihleri üzerine ilginç bir tartışma olmuştu, Selin hanım ile aramda. Tabi yumuşak bir tartışma.

***
“ŞAÇLARINA YILDIZ DÜŞMÜŞ, KOPARMA ANNE…
” Anneler günü, hüzün günü… Hep korkardı gençlik yıllarımda…Öldüreleceğim, hapse düşeceğim ya da işkence göreceğim diye. Gece eve farklı kapıdan girerdim. Annem babam çoktan uyumuştur diye. Belki de uyurdu daha önce annem. Ama benim kapım açılıp kapanmadan huzurlu bir uyku değildi o. Ne zaman benim eve girdiğim kapı kapanacak, o zaman annem rahat uyuyacaktı. Çok sonra, daha ilerki dönemlerinde işin rengi değişmişti. Artık eskisi kadar korkmuyordu.. Eve geç gelmemden rahatsız olmuyordu.. Evliydim ve babaydım artık.. Köye yalnız gitmişsem ve yine eve geç geliyorsam, bu defa kapının açılışını kapanışını takip etmiyordu. Ama üstüm açık mı kapalı mıydı? Yavaşça yattığım odanın kapısını açıp bakıyordu. Üstüm açıksa gelip örtüyordu. Anneniz varsa üstümüzü bazen kasten açık bırakırsınız. Üşümezsiniz, nasılsa örtülecek üstünüz..














