DATÇA BELEDİYESİ VE AİLE YILININ MOR LEKESİ
Güvenpark’ın orta yerinde yükselen “Aile Yılı Hatırası” panosu, devletin “kutsal aile” fetişizmini göklere çıkaran bir sembol. Ama Halkevci Kadınlar bu göz boyamaya gözlerini kapamadı. Ellerinde mor boya, dillerinde gerçekler vardı. Boyaları panoya dökerek haykırdılar.
“Kadınlar, çocuklar her gün aile içi şiddet sebebi ile öldürülürken utanmadan kent meydanına ‘Aile Yılı Hatırası’ panosu koyan iktidara cevabımız mor boya! Daha geçenlerde Nagihan dayısı tarafından istismar edildi, öldürüldü. Daha dün bir baba çocuğuna mama alamadığı için intihar etti. Aile yılınız çocuk istismarı demek. Aile yılınız kadın katliamı demek. Aile yılınız yoksulluk demek! Kutsal olan aileniz değil kadınların yaşamıdır.”
Kurumsal sosyal medya hesabından Aile Yılı’na destek veren CHP’li Datça Belediyesi, bu kadınların sesine kulak vermeli.

***
MASUMİYETİN SON NEFESİ
Daha düne kadar, Kızlan Doğa Evlerinde, hayatı patilerinin ucunda hisseden iki can vardı: İzmir ve Paris.
Adları şehirlerden, ruhları ise yıldızlardan geliyordu. Onlar, doğanın kalbinde mutlu bir hayat süren iki masum dosttu.
Gözlerinde hep merak, adımlarında hep oyun vardı. İnsanların sıcak ellerini hissetmiş, sevgiyle sarılmış, beslenmiş ve korunmuşlardı. Her gün yeni bir macera, her an bir şefkat dokunuşuydu. Onlar, yaşamın masumiyetini soluyordu.
Ama dün, kara bir gölge Kızlan Doğa Evlerinin üzerine düştü. İnsan kılığında bir şeytan belirdi.
Elinde bir parça et… İzmir ve Paris, güvenle, sevgiyle yaklaştılar. Çünkü onlar için insan demek dost demekti. Sevinçle koştular o eli tutmak için. Ama o el, merhamet değil, ölüm taşıyordu.
Et zehirliydi. Ve İzmir ile Paris, oyun oynadıkları çimenlerin üzerinde, gözlerinde hâlâ o güvenin izleriyle, sessizce toprağa düştüler. İzmir henüz 11 aylıktı.
Şeytan sevinçle terk etti orayı. Ama unuttuğu bir şey vardı. Kameralar, gözleri gibi kaydetmişti bu katliamı.
Katil belliydi, ne iş yaptığı belliydi.
Suç aleti de.
Hepsi kameradaydı.
Görüntüler şimdi resmi makamların elinde.
Bakalım, Kızlan Doğa Evlerinin meleklerini acımasızca katleden katil, adaletin önünde nasıl hesap verecek?
Yoksa elini kolunu sallaya sallaya Datça sokaklarında dolaşacak mı?
Takipcisiyiz.

***
SAVUNMA YAPMAYI
ZUL SAYARIM
Furkan Karabay, 29 yaşında bir gazeteci. Galatasaray Üniversitesi’nden mezun. Mesleğine Gerçek Gündem ve 10Haber gibi medya kuruluşlarında başladı. Araştırmacı, sahadan beslenen haber diliyle tanındı. Güncel ve toplumsal konulara dair cesur haberleriyle öne çıktı. Sözünü sakınmayan bir kalem, sadece ekran karşısında değil, kelimelerin sahasında da aynı kararlılıkla yürüdü. “Gurban” adlı kitabın yazarı olan Karabay, hakikatin izini süren bir anlatıcı.
YouTube’da hazırladığı bir video ve sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek, sabahın erken saatlerinde “terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek” ve “Cumhurbaşkanına hakaret” suçlamalarıyla gözaltına alındı.
Sonra mahkemeye çıktı ve hakime şunları söyledi.
“Buraya üçüncü gelişim. İkisinde tutuklanarak çıktım, yine tutuklanacağım, umurumda değil. 20 yaşındaki çocukları tutuklayan mahkemelerde savunma yapmayı zul sayarım”
Tutuklanarak Silivri’ye gönderildi.

***
İTİBAR
Dünyanın dört bir yanındaki medya, Pepe Mujica’yı övgüyle anıyor. Ortak görüş; onun itibarı, güç ve lüks karşısında eğilmeyen bir bilgelikten ve sade yaşamından kaynaklı.
Demek ki saraylarla, şatafatla itibar kazanılmıyor. Çünkü itibar, her şeyin satıldığı bir pazarda satılmayan tek şeydir.
“İtibardan tasarruf olmaz” diyenlere ithafen.















