Birlikte yaşam nedir? Aile nedir? Cevabı çok basit: Salçalı ekmek.
Evet, yanlış duymadınız. Ben öyle varlıklı sofraların çocuğu değilim. Ekmeğe salçayı sürdük mü, kardeşle ikiye böldük mü, işte o sofradan demokrasi çıkardı. Bugün birlikten, beraberlikten, aile
bağlarından bahseden herkesin temelinde biraz salça, biraz da karın gurultusu vardır. Tabii bir de menfaat.
Şimdi çıkmış biri diyor ki, “Aile sevgi bağından doğar.” Elbette… Ama o sevgi bağının iki ucu genellikle menfaate çıkar, diyorum. Siz gene de elektrik, su, doğalgaz faturasıyla, market alışveriş listesiyle birbirine düğümlenmiş olarak algılayın. Bakmayın öyle dizilerdeki aşk dolu, şefkat dolu aile tablolarına. Onlar sabun köpüğü; inanın bana, gerçek hayat bulaşık suyundan ibarettir. Köpüğü az, kiri bol cinsten.
Hayat bir yol diyorlar. Haklılar. Ama bu yol bazen köy yolları gibi çukurlu, bazen de otoban gibi paralı olur. Yani öyle bedava yok. O zaten hiçbir zaman olmadı, kendimizi kandırmayalım. Şayet “bedava” tabelası falan görürseniz, ya halüsinasyon görüyorsunuz ya da sistem size şaka yapıyordur. Herkes bu yolda ilerlerken birilerine yanaşıyor: kimisi eş oluyor, kimisi dost. Ama maksat net: “Birlikte yürüyelim bu yolda ama bagajı ben taşımayayım.” hesabı.
Bazı evlilikler var ki tam anlamıyla ortaklık anlaşması. Kadın tarafı diyor: “Sen çalış, ben çocuklara bakayım.” Erkek tarafı diyor: “Sen çocuklara bak, ben dışarı çıkayım.” Arada bir denge var mı? Evet, var. Ama çıkar dengesi. Bu sebepten aşkın terazisinin şakulü hiçbir zaman aynı kefede durmuyor.
Dostluklara ne demeli? Hani şu “iyi günde, kötü günde” denen bağlar var ya… Kötü gün geldi mi, çoğu uçuş moduna geçiyor. Kalan dostlar da genellikle ya eski borcunu unutmak istemeyenlerdir ya da senin fırında börek yapabileceğini bilenler. Duygusal bağ falan diye kandırmayın kendinizi; mutfak kapasitesi ve ödünç verilebilecek miktar çok daha belirleyici oluyor.
Hatta gelin bu çıkar meselesini biraz daha büyütelim: Devlet! En büyük aile. Hep birlikte yaşıyoruz ya hani, vergi veriyoruz, oy kullanıyoruz, birlikte üzülüp gurur duyuyoruz falan… İşte o da salçalı ekmek günlerinin daha bürokratik versiyonu. Sadece bu kez kardeşinle değil, 85 milyon kişiyle aynı sofradasın. Tabii bazıları sofrada, bazıları menüde; kimileri de camın diğer tarafından sadece izliyor…
Bazen biri çıkıyor, “İnsanlık öldü!” diyor. Ben de diyorum ki, hayır efendim, insanlık ölmedi; zaten hiç yaşamamıştı. Sadece artık üyelik sistemiyle çalışıyor. Eskiden komşunun çocuğu hastalansa herkes çorba yapardı. Şimdi çorba değil, link atılıyor.
İşte böyle bir dünyada, “birlikte yaşamak” biraz fazla romantik kaçıyor. Gerçek şu: Herkes bir diğerine ihtiyaç duyduğu sürece yan yana. Çıkar tükenince ne sevgi kalıyor, ne de sadakat. Geriye bir tek geçmişteki salçalı ekmek anıları kalıyor.
Ama biz yine de umudumuzu diri tutalım. Belki bir gün çıkarlarımız kesişir ve yeniden aynı sofrada buluşuruz. Yeter ki biri salçayı getirsin, bir diğeri de ekmeği unutmamış olsun.
Ne de olsa bayramdayız.














