5. İzmir Uluslararası Film ve Müzik Festivali 15 Eylül akşamı Fransız Kültür Merkezi’nde yapılan ödül töreniyle sona erdi.
Tabii geçen yazımızda da söylemiştik; festival türü büyük etkinlikleri destek veren olmadan yürütmek zor.
Bu yıl Vecdi Sayar’ın kişisel gayretiyle festival gerçekleşebildi. Ama önümüzdeki yıl bu duyarsızlık sürerse gerçekleşme olasılığı zayıf görünüyor.
Geçenlerde bir etkinlikte Büyükşehir Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir sermayesinin bu tür etkinliklere destek vermekten kaçındığı söylüyordu.
Başkan bu konuda son derece haklı, kârlarına kâr katan şirketler, işletmeler kent yararı olunca ortadan kayboluyorlar.
Festival kataloğuna baktım, destek verenler Arkas’la Yükseliş Otomotiv. Kalanlar ise konaklama işinde destek olan oteller.
Onca kurum ve işletme ortada yok!
Yıllardır Mersin Sanayi ve Ticaret Odası, Mersin Kent Edebiyat Ödülü’ne öncülük ediyor.
Mersin için yapılan araştırmalara, edebiyat yapıtlarına ödül veriyor.
Bu güzel örnek bilinmez mi?
Demek ki İzmir’in kültürel kimliğini zenginleştirip diğer kentlerle yarışma şansına sahip olması bunları ilgilendirmiyor.
Bir zamanlar, rahmetli Salih İşgören’den, Konak Belediyesi öncülüğünde yaptığımız kısa film yarışması için, iki kişilik uçak bileti katkısı istemiştik.
O zaman her yere yardım ediyor, oluk oluk para akıtıyordu.
Ne dese beğenirsiniz:
“…Yeğenim bende filmlere para harcayacak göz var mı?”
Kör pişman, Kordon’daki bürosundan ayrılmıştım.
Sonra kendi kendime özellikle İzmir için, “Demek ki bizim burjuva sınıfı dediğimiz kesim kültürel etkinliği boş zaman harcaması olarak görüyor!” demiştim.
Bu arada belediyenin sembolik de olsa, en azından duyuru konusunda desteğinin olmaması tam bir hayal kırıklığı. Bilbordlara duyuru asamaz mıydı, belediye?
Böylesi büyük bir etkinlikte yerel yönetimin dışarda kalması, olur şey değil!
***

Ödül töreni Fransız Kültür Merkezi’nde yapıldı.
Sunucu, Meltem Cumbul’du.
Derya Köroğlu ve Selim Atakan Müzik Onur Ödülü’nü aldı ve hemen oracıkta bu iki usta mini bir dinleti sundu.
Birçok konuda ödül vardı ama ben izleyici jürisi bağlamında izlediğim bazı filmlerden söz etmek isterim.
Fransız yapımı Müzisyenler iki ödül birden aldı.
Diğer ödüller; Kneecap ve Alman yapımı Köln 75’ne gitti.
Kneecap’le başlayalım.
Bu çalışma İngiliz-İrlanda ayrılıkçılığını konu alıyor.
İngilizler, Kneecap adlı müzik grubundan, konserlerinde yerel dillerini değil, İngiliz dilini kullanmasını talep ediyor.
Ancak grup yerel dili inatla kullanıyor.
Grubun, bizdeki Grup Yorum benzeri bir çizgisi var.
İngiliz hükümetiyle anlaşması mümkün olmayan bir grup.
Aslında her ülkede müzik eğlence aracı olduğu kadar muhaliflerin gür sesi de olabiliyor…
Bu yüzden Kneecap’in her konseri İrlanda’nın bağımsızlığının haykırıldığı mitinglere dönüşüyor.

İki ödül birden alan Fransız yapımı Müzisyenler filmi ise; babasının, sağlığında çalmak istediği ama ölümüyle yarım kalan konserin kızı tarafından müzisyenler bulunarak tamamlanmasının öyküsü.
Kızımız önce babasının çok sevdiği Stradivarius marka kemanı açık artırmadan alıyor.
Sonra yapıtı icra edecek biri viyolonsel, üçü de keman olmak üzere dünyanın en iyi müzisyenleri bulunuyor.
Grup provalara başlıyor ve arkasından konser verilecektir.
Filmin izleyiciye geçen gerilim konusu da bu bölümde başlıyor.
Bir araya gelen müzisyenler usta olmalarına karşın parçayı çalmakta zorlanıyor.
Aralarındaki yabancılık çalışmaya yansıyor; kimi ritmi hızlı alıyor, kimi notaları başka türlü basıyor.
Bu arada konsere de az bir zaman kalmıştır.
Kızımız bu duruma çare olarak eserin bestecisini bulup çalışmanın başına getiriyor.
Bestecinin gelmesiyle grup içindeki ilişkiler değişiyor, tartışmaların yerini dostluk ve dayanışma duygusu alıyor.
Sonrası kolaylaşıyor; aradaki gerilim düşüyor, tartışma yerine dostluk duygusu öne çıkıyor. Müzik böylece kendi ahengini buluyor.
Ve yapıt icra edilme noktasına gelmiştir artık.
Konser yapılıyor ve babanın dileği yerini buluyor.

Filmde, bir müzik grubunun çalışmaları, o esnada yaşananlar adım adım bir polisiye filmi tadında izleyiciye aktarılıyor.
***
Yazıyı bitirirken müzisyen Fuat Saka’nın yaşamını anlatan harika bir belgesel, Sürgünün Not Defteri’den de söz etmeliyim:
Çalışmayı genç yönetmenlerden Mert Güncüer yapmış.
İlk bizden bir belgeseli görünce sevindim.
Fuat Saka’nın 12 Eylül Darbesi, yurtdışına gidişi, politik göçmenlik ve orada müzik yolculuğu adım adım anlatılmış.
İnternetten bulut izlemenizi öneririm.
Evet, bir festival böyle geçti…
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/26398228/salim-cetin/bir-festival-boyle-gecti














