sozbizde.com
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
  • ANA SAYFA
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • SPOR
  • MEDYA
  • YAZARLAR
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
sozbizde.com
Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle
Ana sayfa ÇEVRE

Sedat Kaya Ekleyen Sedat Kaya
Eylül 27, 2025
in ÇEVRE, GÜNCEL, POLİTİKA, YAZARLAR, YEREL YÖNETİMLER
0
0
Paylaş
4
Gösterim
Share on FacebookShare on Twitter

Truva… On yıl boyunca kuşatıldı, surları sarsılmadı. Ne mancınıklar işe yaradı ne mızraklar. Sonunda dev bir tahta atla kentin kalbine sızıldı. Halk, düşmanı armağan sanıp kendi elleriyle surların içine soktu. Ve o gece Truva içeriden yandı.

Tarih bize şunu öğretti. Kentler, devletler, imparatorluklar sadece dış saldırılarla değil, içeriden açılan gediklerle de düşer.

Homeros’un dizelerinde başlayan bu ders, yüzyıllar boyunca tekrarlandı. 1204’te Haçlılar Kudüs’e gideceğini söyleyip Konstantinopolis’i yağmaladı. Bizans surları dışarıdan değil, içerideki taht kavgaları ve ihanetlerle çöktü. 1492’de Granada kılıçla değil, hanedan entrikalarıyla ve içeriden satın alınan emirlerin ihanetiyle teslim oldu. Bugün bile, masum bir dosya gibi görünen yazılımların içeriden sistemi çökertmesine “Truva Atı” deniliyor.

Siyaset de bundan azade değil. İktidar, yıllardır CHP içine kendi “Truva atlarını” yerleştirmeye çalıştı. Gürsel Tekin bunun son örneği. Partiyi dışarıdan vurmak yerine içeriden yıkmak istediler. Kimi zaman çok sesli tartışmalar kışkırtıldı, kimi zaman sözün kime hizmet ettiği belli olmayan figürler sahneye sürüldü.

Ama işte burada mitolojiyle günümüz siyaseti ayrılıyor. Truva düştü, CHP düşmedi. Çünkü CHP, sadece bir parti değil; yüz yıllık bir hafıza. Kapıları açıldı belki, ama teslim olunmadı.

CHP, kendi içinde tartışır ama o tartışmalar yıkıcı değil, direncin kaynağıdır. Farklı sesler vardır, ama o sesler bir araya geldiğinde halkın ortak talebini büyütür. Bugün CHP’nin gücü, içinden devşirilen figürlerden değil, meydanlarda onu ayakta tutan milyonlardan geliyor. Truva halkı düşmanın armağanını sorgulamadığı için kaybetti. CHP ise sorguladığı, tartıştığı, direnç gösterdiği için ayakta kaldı.

Bugün iktidar hangi “at”ı getirirse getirsin, CHP’nin surları boş kalmıyor. Çünkü içeriden değil, dışarıdan gelen asıl güç; halkın vicdanı, emeği ve demokrasi talebiyle birleşmiş milyonların iradesidir.

Asıl ders burada saklı.

Tarih bazen tekerrür etmez. Truva yıkıldı, ama CHP’nin hikâyesi başka türlü yazılıyor. Bu destanın sonucunu atlar değil, halk belirliyor. Çünkü bugünün demokrasisi, surların gölgesinde değil, halkın ellerinde yükselecek.

***

HEPİMİZ AYNI GEMİDEYİZ

Akdeniz’in tuzlu rüzgarı, bu kez alışılmış bir ticaret konvoyunu değil, insanlığın kalbinden doğan bir filoyu taşıyor.

Adı Sumud. Arapça’da “kararlılık, direnme, kök salma” demek. Çünkü bu filo, denizi aşmak için değil, Gazze’nin nefesini açmak için yola çıktı.

Gazze uzun yıllardır İsrail ablukası altında. Limanları kapalı, ufku zincirlenmiş. Çocukların süt tozuna, hastaların ilaca, ailelerin temiz suya erişimi engellenmiş. İşte Sumud Filosu bu yüzden var. “Abluka kader değildir.”

Gemiler, farklı kıtalardan, farklı dillerden insanların el birliğiyle yola çıktı. İspanya’dan öğretmenler, İtalya’dan balıkçılar, Anadolu’dan gönüllüler, Latin Amerika’dan doktorlar… Herkes aynı güvertede, aynı cümleyi kuruyor.

“Hepimiz aynı gemideyiz. Gazze yalnız değil.”

Güvertede bir çocuk kitabı okunuyor; yan tarafta ilaç kutuları istifleniyor. Bir gazeteci kamerasını açıyor. “Bu an tarihtir,” diyor. Bir rahip dua ediyor, yanında bir imam amin diyor. Bu çokluk, aynı kelimeye dönüşüyor.

Umut.

Akdeniz’in dalgaları bu yolculuğu duyar duymaz, eski çağların tanrıları da kıpırdanıyor. Poseidon, üç çatallı mızrağını kaldırıp. dalgaları kabartmak istiyor. Ama Afrodit, Knidos’tan yükselen hatırasıyla ona sesleniyor.

“Bu gemiler aşkın ve merhametin gemileridir, yol ver onlara.”

Rüzgarın kanatlı tanrısı Boreas, yelkenleri şişiriyor. Hermes, gönüllülerin kulağına fısıldıyor: “Sözünüz tarihe yazılıyor.” Gökkuşağı tanrıçası İris, gemilerin ardında bir ışık köprüsü bırakıyor: umut köprüsü.

Sumud’un yolculuğu aslında bir soruya verilen cevaptır.

“İnsanın görevi nedir?”

Cevap: Kendi payına düşen iyiliği, engeller ne olursa olsun yerine getirmektir. Bu filo, dünyaya şunu hatırlatıyor: Varış değil, yola çıkmak belirler insanın onurunu.

Şimdi, tam da bu an, Sumud’un güvertesinde umut denize yazılıyor.

Bir gün Gazze kıyılarında çocuklar özgürce oynadığında, anneleri onlara belki de şöyle diyecek.

“Bir zamanlar denizden gemiler geldi. Adı Sumud’du. Onlar bize şunu öğretti. Umut engellenemez.”

Sumud’a bakınca Nazım geliyor akla.

“Büyük insanlık gemide güverte yolcusu

tirende üçüncü mevki

şosede yayan

büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider

yirmisinde evlenir

kırkında ölür

büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter

pirinç de öyle

şeker de öyle

kumaş da öyle

kitap da öyle

büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok

sokağında fener

penceresinde cam

ama umudu var büyük insanlığın

umutsuz yaşanmıyor.”

***

MEŞRUİYETİN ADRESİ

ABD Büyükelçisi Barrack’ın, “Trump Erdoğan’a meşruiyet vermeliyim dedi” sözleri gündeme bomba gibi düştü. Bir diplomatın ağzından çıkan bu cümle, sadece Erdoğan’ı değil, tarihten bugüne süregelen büyük bir soruyu hatırlatıyor.

Meşruiyet kimden gelir?

Diplomasinin dilinde verilen onay, bir ağacın gölgesine benzer. Işığa bağlıdır, kalıcı değildir. Ama gölgeyi var eden kök, toprağın derinliklerindedir. O toprak, halktır. Sandıktır, mücadeledir, rızadır. Halk yoksa, dışarıdan gelen hiçbir “meşruiyet” uzun ömürlü olmaz.

ABD çıkarına uygunsa el sıkışır, değilse sırtını döner. Bugün Erdoğan’a “meşruiyet” verilir, yarın aynı ağız başka bir lidere “gayrimeşru” der. Bu, uluslararası diplomasinin satranç tahtasıdır. Kalıcı değil, dönemsel çıkarlarla yürür.

Tarih bunun örnekleriyle dolu. Viyana önlerinde yenilen Osmanlı, Avrupa saraylarında yalnız bırakıldı. 1920’de Ankara’da TBMM toplandığında ise kimse kabul etmedi. İstanbul hükümeti hala “meşru” görülüyordu. Ama halkın verdiği meşruiyet Sakarya’da, Dumlupınar’da sahaya yansıdı. Lozan masasına gelindiğinde Batı, Ankara’yı istemese de muhatap almak zorunda kaldı.

Bugün de aynı gerçek geçerli. Washington “meşruiyet veriyorum” dediğinde bu, sadece kendi satranç tahtasında yapılan bir hamle. Ama esas olan, tahtanın değil, meydanın iradesidir.

Halktan alınmayan bir meşruiyet, İstanbul hükümetlerinin kaderini paylaşır. Dışarıda tanınsa bile içeride çöker. Çünkü gölgeyi var eden kök, hala aynı yerde. Halkın toprağında.

***

TÜRKÜYLE DESTANIN

BİRLEŞTİĞİ ZİNDAN

Neşet Ertaş’ın sesi Anadolu’nun taşrasından yükselip şehirlere, meydanlara, fabrikalara ulaşıyordu.

Plakları elden ele dolaşıyor, onun türküsüyle hem köyün hem kentin rüzgârı aynı ezgiye karışıyordu. Almanya’ya götürüldüğünde, mikrofon karşısında yirmi plaklık bir dünya bıraktı ardında.

Ama dönüş yolunda bir sessizlik kapladı hayatını. Yugoslavya’da trafik kazası, ardından hapis… Üç ay boyunca kimse aramadı, sormadı. Ne bir telefon, ne bir satır, ne de bir hatırlanış. Türkiye, bozkırın sesini unutmuş gibiydi.

Sonra bir gün bir kitap geldi. İncecik kağıdında çınar gövdesi gibi bir imza taşıyordu.

“Bozkırın Tezenesine geçmiş olsun… Yaşar Kemal.”

O imza, Anadolu’nun sazıyla romanının, türküsüyle destanının birleştiği yerde atılmıştı.

Post Views: 187
Önceki yazı

Bir Festival Böyle Geçti…

Sonraki Gönderi

Face yazıları…

Sedat Kaya

Sedat Kaya

Sonraki Gönderi
Face yazıları…

Face yazıları…

  • Çok okunanlar
  • Yorumlar
  • Son Haberler
Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Taşın Vicdanı, Suyun Dili

Ekim 12, 2025
BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

BİRAZ DA BİZ ÇOCUKLARI DİNLEYİN !

Mart 9, 2025
Ceviz Ağacının Hafızası

Ceviz Ağacının Hafızası

Ağustos 27, 2025
Bir çakma kilise iki yoldaş…

Bir çakma kilise iki yoldaş…

Ağustos 25, 2022
Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

Savaş Mağduru Öğrencilerden Mektup Var

0
Nebati Margarinler Çağı

Nebati Margarinler Çağı

0
Pirus Generali

Pirus Generali

0
Bizden Karikatürler

Bizden Karikatürler

0
Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Güncel Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026
ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

ULVİ PUĞ’DAN (PAZAR”LIK”)

Mayıs 31, 2026
Mustafa Yıldız’dan

Mustafa Yıldız’dan

Mayıs 31, 2026

Kategorilere Gözat

  • BASINDAN
  • BİLİM TEKNOLOJİ
  • BİZDEN KARİKATÜRLER
  • ÇEVRE
  • ÇİZER
  • DÜNYA
  • EĞİTİM
  • EKONOMİ
  • GENEL
  • GEZİ
  • GÜNCEL
  • GÜNÜN SÖZÜ
  • Hafta Ortası Karikatürü
  • İMECE DER
  • KADIN
  • KİTAP TANITIM
  • KONUK YAZAR
  • KÖŞE YAZISI
  • KÜLTÜR VE SANAT
  • MEDYA
  • MİZAH
  • MÜZİK
  • ÖYKÜ
  • ÖZEL HABER
  • ÖZEL RÖPORTAJ
  • POLİTİKA
  • SAĞLIK
  • ŞİİR
  • SOSYAL MEDYADAN
  • SÖZ BİZDE
  • SÖZ SİZDE
  • SPOR
  • STK
  • TURİZM
  • Uncategorized
  • YAZARLAR
  • YEREL YÖNETİMLER
  • YORUM

Son Haberler

Murat Asın çizdi…

Murat Asın çizdi…

Haziran 3, 2026
ELLERİNDE PATLADI!

ELLERİNDE PATLADI!

Haziran 1, 2026


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.

Sonuç yok
Tüm Sonucu Görüntüle


Künye: İmtiyaz sahibi: Engin Şirin

Genel Yayın Yönetmeni: Engin Şirin

Yayın Kurulu: Abit Dursun, İlhan Çifçi

Mazlum Vesek, Mustafa Yıldız

İletişim Bilgileri: 0533 656 43 73



Köşe yazıları yazarların görüşlerini ifade etmektedir. İçeriklerine ilişkin her türlü sorumluluk yazarına aittir.


© 2025 Sözbizde Tüm Hakları Saklıdır.