Chp İzmir İl Başkanı cezaevinden çıktıktan hemen sonra yaptığı açıklamada “İl Başkanlığı tartışmaları tali konular” demişti. Elbette o kendi lehine olacak sözler söylemişti demeçte. İlk kez ben de bu söylediklerine katıldım. Ama keşke ortada büyük yolsuzluklar, yokluklar, yasaklar varken, partimiz bunlarla boğuşurken bir de kendisinin yolsuzluk davası olmasaydı da bugünleri yaşamasaydık, il başkanlığı seçimi hiç gündemde olmasaydı.
Chp Genel Merkezi İl Başkanına kol kanat gerdi. “Adayımız o olacak “dedi. Ama tutmadı. Partinin, Örgüt tabanının vicdanı “ Hayır, olmaz” dedi. Direndi, büyük tepkiyi gören Genel Merkez bu kez; “ Tüzük gereği seçilmesi uygun değil zaten. Tüzüğümüzde üç yönetim toplantısına mazeretsiz katılmayanların yöneticiliği düşer” dedi. Oysa, “ Geçerli bir mazereti olmadan, üç kez toplantıya katılmayanların üyeliği düşer” diyor tüzüğümüz. Yani geçerli, hem de çok geçerli bir mazereti vardı aslında, üstelik bazı toplantılar Başkanın evinin büyük bahçesinde, salonunda bile yapılabilirdi. Nedense güvenilir, inandırıcı bulmadım.
Başka bir gerekçe söylense çok daha iyi olurdu. “ Parti örgütü kendi içinden en iyi, en güçlü adayı çıkarır. Partimizi iktidara taşıyacak Amiral Gemimiz İzmir en iyisini kendisi bilir.” Dense iyi olmaz mıydı? Bunu söylemek çok da zor olmasa gerek.
Başkan adayımızın hangi Stk’lardan geldiğini, kaç yabancı dil bildiğini, hangi alanda ihtisas sahibi olduğunu, hangi işleri yaparak toplumda yer edindiğini konuşamadık, tartışamadık, öğrenenedik. Bir isim öneremedik bile. Genel Merkez bu kez başka bir ismi aday gösterdi. O da İbb çalışanı bir arkadaşımız.
Aylardır Amiral Gemisi dalgalı denizlerde sürükleniyor. Ülkenin saymakla bitmeyecek büyük sorunları varken ve onlara odaklanmak gerekirken bizim konuştuğumuz konulara bakın. Üstelik denizi kartpostalda gören bile ben gemiye kaptan olurum diyor. Kaptan köşkü dışında da mevkiler var gemide, ama yok, “ biri kaptan olsun, ama rotayı da ona ben çizeyim “.
Bu gemide görev almak, her parti üyesi için onurdur. Ateşçi de olunur, kürekçi de, kaptan da olunur, kamarot da. Hatta o gemiye eşlik eden Martı da olunur. Özgürlüğe yolculuğun özgür kuşları, yoldaşları olmak da onurdur.
“Hangi yöne gideceğinizden emin değilseniz, martıları takip edin; onlar her zaman karanın nerede olduğunu bilirler.”














