————————
Aslında…
Yaşanılanı…
Tüm olup biteni anlayabilmenin odak noktasıdır sorgu…
Akıl özgür olmalıdır…
Bellek diri tutulmalıdır…
Bilgiden her daim beslenilmelidir…
Biad-mürid çemberinde ki “tutsak akıl”…
Sorgulamaz, itiraz etmez!
Maruz kaldığı haksızlığa direnç gösteremez asla!
Bugün ki perişanlığımızın temeli bu gerçeklik üzerine inşaa edilmiştir…
Bir toplum…
Ne bir anda ahlaki değerler bütününe sahip olur…
Ne de bir anda tuz buz olur, tüm sahip olduğu varlık nedenleri…
Yeri geldiğinde…
3 bin yıllık….
“KADİM BİR DEVLET GELENEĞİ”NDEN bahsediliyor…
Ki doğrudur…
Ama…
Nasıl oluyor da…
23 yılda tüm kurumsal-toplumsal değerleriyle darmadağın olabilecek seviyeye erişiyor?
Nasıl oluyor da bu süreçte zerre utanç yok?
Bir toplum AHLÂK ANLAYAŞINI…
Sırf kadın bedeni ve onun tüm yaşam özgürlükleri üzerine bina etmişse ve…
Her türden hırsızlığı…
Yolsuzluğu…
Liyakatsizliği…
Adaletsizliği…
İftirayı…
Zorbalığı-zulmü
Yalanı- kumpası
Ahlaksızlık olarak görmüyorsa…
O toplum, hızla çürüyen…
Ve asla iyi- güzel olanı hakketmeyen bir toplumdur…
Hiçbir zaman gelecek vaat etmez o kahrolası varlığı!
Çok azda olsa…
Bizim gibi “aklını özgürleştirmiş” insanlar için…
Şu Parti, şu dernek, şu topluluk fark etmez…
Yönetimselliklere…
Ne sonsuz desteğimiz…
Ne kan davasına dönüşmüş itirazımız olur!
Bizim gibiler için…
“Çoğunluğun” sayısal iradesi değil…
Aklın ve bilimin yol göstericiliğidir esas olan!
Bir toplum…
Bilimden, yukarıda tek tek saydığım değerlerden kopmuş- koparılmış ise…
Anlık ve bireysel çıkarların peşinden koşan insanlardan oluşmuşsa…
O toplum için…
Mutlulukla, özgürlüklerle ve uygarlıkla örülü bir gelecek ummak, onu beklemek sadece aptallık derecesinde bir saflık ve aymazlık olur!
Karar vermek zorundayız…
Yani…
Ya…
Önce aklımızı özgürleştirip…
Rehber olarak sadece BİLİMİ seçeceğiz…
“İyi insan olmak” hayat felsefemizin öznesi olacak…
Ne kötülüğün yanında “ne adına” olursa olsun, olacağız…
Ne de kötüleri yanımızda barındırıp onlara yoldaş olacağız!
Ya da…
Bugünkü berbat ve sefil
hayata devam edilebilir!
Onurlu, ilkeli ve omurgalı olmak bir yaşam biçimidir…
Bunların azı ya da çoğu olmaz…
Ya vardır ya yoktur…
Siyasette de…
İçinde olunan kimi yapılarda da…
Karar vericilik ve hareket noktası bu merkezli olmalı…
Yoksa…
Bu yaşama gözlerimizi açmanın ne anlamı olabilir değil mi?














