Okumak Aramaktı…
Bizde Arayan Kalmadı.
YANİ: TUNE
.
Bir zamanlar bir dostum, cafcaflı bir bilgelikle anlatmıştı bana.
.
“Okumak aramaktır, yazmak ise bulmak.” demişti.
O gün bugündür düşünüyorum:
Bizim memlekette kimse ne arıyor ne de buluyor.
Ama o dostumdan da uzun bir zaman oldu, hâlen ses seda yok. Demek ki hâlen aradığını bulamadı. Garip.
.
Şimdiki ortama bakıyorum da, okuyan yok.
Hani yok derken istatistiksel olarak yok diyorum.
Bir kişi yılda bir kitap okuyunca TÜİK neredeyse ona “kültürel faaliyet uzmanı” unvanı verecek. Ki veriyor da… İnanmayan şimdiki profların diplomalarına baksın.
.
E hâl böyle olunca, “okumak aramaktır” cümlesi raflarda tozlanıyor kanımca.
Artık herkes arayacağı şeyi de Google’a soruyor.
.
Ama yazmak…
Ah o yazmak yok mu!
Herkesin bir gün mutlaka bulaştığı,
ahh o çorbayı kaynatan, tencereyi taşıranlar… Ah!
Sonra da “Ben aslında hep yazardım.” havası noktasına bizi bağlayan ulusal tutkumuz… Ah!
.
Bir bakın etrafınıza:
Çocukları evden uçmuş, torun fotoğraflarını filtreleyip paylaşmaktan yorulmuş,
“Hayat çok kısa, ben de roman yazayım bari.” diyen yeni bir yazar türümüz… Ah, o türümüz… Sorma gitsin.
Kalemi eline alıp hayatın fişini prizden çekmiş; Yaşar Kemal’leri imrendirenler…
Olmadı, birkaç blog yazıyla kendini Dostoyevski’nin akraba kolundan sananlar…
.
Bir de “Yazar Auramız” var tabii, deyme:
Kafede tek başına oturup yüzünde “Beni kimse anlamıyor.” bakışıyla kelime sayacı kovalamalar…
Dizüstünün kapağını bir açışı var ki, sanki nükleer santralin kontrol paneli mübarek.
Bir, iki sayfa yazıp kırk saat yazarlık havası estirmeler… Yok mu?..
.
Ama işte…
Göl maya tutmuyor.
Tutmaz da.
Çünkü göl dediğin şey duru olmalı; bizdeki sosyal medya akıntılarından bulanıklaşmış.
.
Ve gelelim büyük metafora:
Pirinç suyunu çekerse pilav; çekemezse çorba.
Bizdeki edebiyat piyasası ise son zamanlarda ne pilav ne de çorba.
Tam “arapsaçı — üstüne su dökülmüş — pirinç taneleri — mahalebi sütlaç karışımı” bir şey işte.
.
Şimdi okur yok diye yazara kızacak hâlimiz de yok ya.
Çünkü okur telefonun ekranına gömülmüş durumda; sayfa çevirme refleksleri kaybolmuş. Ne yapsın?
Sağa kaydır, sola kaydır…
Kitap dediğin şey hâlâ elle açılan, zahmetli bir icat arkadaş.
.
Öte yandan yazar çok.
O kadar çok ki yakında “Yazar Fazlalığı Evde Bakım Hizmeti” açılacak diye korkmuyor değilim.
Tabii onlara “İçini dökmesin mi?” diyenler de olabilir… Döksün, döksün tabii.
Ama herkesin içi okurda karşılık bulamıyor. Bulmayınca da
kendine yazmış, kendi okuyor, kendi beğenip kendi paylaşıyor konumu doğuyor. Neylersin.
.
İçinizde “Peki sen neredesin?” diyenleri duyar gibi oldum.
.
Valla ben hâlâ o eski cümleyi düşünüyorum:
“Okumak aramaktır…”
.
Evet, biz aramayı bırakmış olsak da,
zaten kimsenin bir şey bulmaya da niyeti yok.
.
Ne de olsa kaybolduğunu kabullenmek cesaret ister;
o da bizde: TUNE














