Bu Yazımda kültürümüzde sıkça duyduğumuz birkaç cümleyle başlamak istiyorum:
“Yuvayı dişi kuş yapar.”
“Cennet anaların ayakları altındadır.”
“Ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar.”
Birinin haksızlık yaptığında, kızıldığında da şöyle denir:
“Annenden emdiğin süt sana haram olsun, iki gözünü kör etsin!“
Bu sözlerin tamamı kadını, anneyi, yani bir zamanlar kız çocuğu olan bireyi yüceltir.
Ama şu soruyu sormadan geçemeyiz:
Bu sözleri söyleyen toplum, kız çocuklarına aynı değeri gerçekten veriyor mu?
Bugün dünyada 62 milyon kız çocuğu eğitim hakkından mahrum bırakılıyor.
Pek çok yoksul ülkede kızların yarısından fazlası ilkokulu bile tamamlayamıyor.
Oysa veriler bize çok net bir şey söylüyor:
- Kızların ortaöğretime katılımı yalnızca 1 puan arttığında, ülkelerin GSYİH’si yükseliyor.
- Annenin eğitim süresi arttıkça çocuk ölümleri %5–10 azalıyor.
Yani kızların eğitimi yalnızca bireysel bir hak değil, toplumsal bir kalkınma meselesidir.
Kızların Eğitimi Neden Bu Kadar Önemlidir?
Her gün dünyanın bir yerinde bir kız çocuğu:
- Okulu bırakmak zorunda kalıyor,
- Erken yaşta evlendiriliyor,
- Şiddete maruz kalıyor.
Bu sadece bir insan hakkı ihlali değil;
aynı zamanda muazzam bir potansiyelin kaybıdır.
Kaliteli ve sürdürülebilir bir eğitim alan kız çocuklarında:
- Erken evlilik ve erken gebelik riski azalır,
- Sağlık ve yaşam kalitesi yükselir,
- Kendi gelirini kazanma ve bunu ailesine, toplumuna yatırma ihtimali artar,
- Haklarını bilir, sorgular ve değişimin öznesi olur.
Bu nedenle kız çocukları ve kadınlar, bir ülkenin toplumsal, ekonomik ve siyasal gelişiminin motorudur.
Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği ve Yoksulluk
Yoksulluk tarafsız değildir.
Yoksulluk çoğu zaman kadınsıdır.
Toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık;
- Kız çocuklarının eğitimden kopmasına,
- Karar süreçlerinden dışlanmasına,
- Hayatlarının başkaları tarafından belirlenmesine yol açar.
Bir kız çocuğunun ne zaman, kiminle evleneceğine bile kendisinin karar verememesi,
eşitlik meselesinin neden hayati olduğunu açıkça gösterir.
Bu eşitsizlik yalnızca kız çocuklarını değil,
toplumun tamamını geri bırakır.
Türkiye’de Kızların Eğitim Durumu
Türkiye’de sorun yalnızca erişim değil, nitelik ve eşitlik sorunudur.
- Devlet okulları ile elit kurumlar arasında büyük uçurumlar vardır.
- Kırsalda yaşayanlar ve kız çocukları için eğitime erişim daha zordur.
- Eğitim sistemi hâlâ büyük ölçüde merkeziyetçi ve tek tiptir.
2012’de yürürlüğe giren 4+4+4 eğitim reformu, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkarmıştır.
Ancak uygulamada şu riskler ortaya çıkmıştır:
- Kız çocuklarının ilk dört yıldan sonra eğitimden kopma ihtimali,
- Ortaöğretimde uzaktan eğitimin yaygınlaşması,
- Erken yaşta okuldan ayrılmanın kolaylaşması.
- Köy ve Mezra ilk okulların kapatılmasından en büyük zararı kız çocukları görmüştür.
- Ortaokul ve Liseların İmam Hatip okullarına dönüştürülmesinde az gelirli aile çocukların yüksek okula gitme şansı oldulça azalmıştır.
Bu tablo bize şunu gösteriyor:
Yasal düzenlemeler tek başına yeterli değildir.
Eğitim, zihniyetle ve felsefeyle desteklenmelidir.
Alternatif Eğitim ve Sivil Toplumun Rolü
Son yıllarda Türkiye’de Montessori, Waldorf, Reggio gibi alternatif eğitim yaklaşımlarına ilgi artmaktadır.
Bu girişimler çoğunlukla:
- Daha demokratik,
- Çocuğu merkeze alan,
- Yaratıcılığı ve eleştirel düşünceyi destekleyen modeller sunmaktadır.
Her ne kadar sistem içinde sınırlı alan bulsalar da,
bu yaklaşımlar eğitimde çoğulculuğun mümkün olduğunu göstermektedir.
Özellikle kız çocukları için bu modeller:
- Özgüveni,
- Kendini ifade etmeyi,
- Eleştirel düşünmeyi güçlendirir.
Felsefe, Çocuklar ve Geleceğimiz
Şimdi temel soruya gelelim:
Neden felsefe?
Çünkü felsefe, doğru sorular sorma sanatıdır.
Felsefe ile büyüyen çocuklar:
- Ne düşüneceklerini değil, nasıl düşüneceklerini öğrenir,
- Sorgulamayı,
- Saygılı tartışmayı,
- Kendi kimliğini inşa etmeyi öğrenir.
Gelişmiş ülkelerde felsefe, okul öncesinden itibaren eğitimin parçasıdır.
Çünkü düşünmeden üretim,
üretmeden gelişme mümkün değildir.
Ne yazık ki Türkiye’de felsefe çoğu zaman “gereksiz” görülür.
Oysa:
“Adalet nedir?”
“İyi nedir?”
“Beni insan yapan şey nedir?”
sorularını sormayan bir nesil, özgür bir gelecek kuramaz.
Genç Kızlar ve Toplumun Geleceği
Genç kızlar:
- Toplumun enerjisidir,
- Yeniliğin ve yaratıcılığın kaynağıdır,
- Geleceğin anneleri, liderleri, bilim insanlarıdır.
Bir toplumun kimliği, çocuklarını nasıl yetiştirdiğiyle doğrudan ilişkilidir.
Bu nedenle çocuklara yapılan her yatırım, ülkenin geleceğine yapılan yatırımdır.
Ancak şunu unutmayalım:
- Eğitim sadece okul değildir,
- Sevgi, güven ve rehberliktir,
- Hata yapma hakkıdır.
Sonuç Yerine
Konuşmamı şu cümleyle bitirmek istiyorum:
“Çocukların ihtiyacını karşılamak ekmekse, sevgi o ekmeğin katığıdır.”
Sevgi olmadan bilgi eksiktir.
Bilgi olmadan sevgi kördür.
Eğitim, bu ikisini dengeleyen bir sanattır.
Ve bu sanatın ustaları;
- Öğretmenler,
- Aileler,
- Ve toplumun kendisidir.
Donanımlı gençlik, bir ülkenin en büyük zenginliğidir.
Ama bu zenginlik, sözle değil;
sevgiyle, bilgiyle ve adaletle inşa edilir.
Bunun için Felsefe programlarımızda Prof. Dr. Kamuran Elbeyoglu -Sirkeci ve Öğretmen Gülefer Yaşar Uygur öğretmen sıkça dile getirdikleri şu görüşü hatırlamalıyız: “Bir kadın olarak, yeryüzünün herhangi bir köşesinde, birbirinden farklı kimliklerimizle gözlerimizi açtığımız yaşamlarımıza bir kız çocuğu, bir kız kardeş, bir eş, bir anne, bir öğretmen, bir öğrenci, bir yönetici, bir düşünür, bir hekim, bir sanatçı, bir çiftçi, bir esnaf olarak devam edebilmek için verdiğimiz eşitlik ve özgürlük mücadelemizde elbette ki kız kardeşlerimiz ve bize omuz veren erkeklerimiz ile kadınları sorunlu gören eril bakışın tahakkümünden sıyrılmayı başarabilen babalarımızla, eşlerimizle, oğullarımızla, meslektaşlarımızla sürdürerek yol alıyoruz.
Elbette ki mücadelemizin amacı sadece sorunların azalabilmesi umudunu taşımak değildir. Direncini yitirmeden, ayrımcılığa, ötekileştirilmeye, tahakküme, kimi çirkinliklere, fiziksel şiddete ve psikolojik şiddete maruz kalmış ama yolunu yürümekten yılmayan bugün olduğumuz kadınlar olmamızı sağlayan kadınlarımız, annelerimize ve kızlarını gözünden sakınan babalarımıza, yaşamın her anında desteği ve varlığıyla her zaman yanımızda olan hayat arkadaşlarımıza, eşlerimizle, bugün burada akademik ve idari kariyer yapabilmemizde emeği olan hocalarımızla birlikte yol alıyoruz, yol almalıyız. Eşitlik ve özgürlük için sadece kadınların dayanışması değil, kadın ve erkeklerin omuz omuza olması, dayanışması olmazsa olmaz… Hiç kimse unutmasın ki bugün her babanın her kardeşin kucakladığı kız çocuğu yarının kadınıdır, Eşitlik ve özgürlük anasından emdiği süt kadar hakkıdır. ”’
Karl Marx, ve Engels kadın-erkek eşitliğinin ancak kapitalizmin yıkılmasıyla ve özel mülkiyetin ortadan kalkmasıyla mümkün olacağını savunmuştur; kadınların kurtuluşunun işçi sınıfının genel kurtuluşunun ayrılmaz bir parçası olduğunu belirtmiş, Komünist Manifestoda ve Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni adlı eserlerde burjuva feminizminin yetersizliğini vurgulayarak, kadınların ezilmişliğini sınıf mücadelesinin bir unsuru olarak ele almış, gerçek eşitliğin ancak kamu sanayileşmesi ve sınıf karşıtlıklarının aşılmasıyla sağlanabileceğini yazdılar. Modern sanayi ne kadar gelişirse, erkek emeğinin yerini o ölçüde kadın emeğinin aldığını ve Yaş ve cinsiyet farklılıklarının işçi sınıfı için hiçbir ayırt edici toplumsal geçerliliği kalmadığının altınız çizere açıkladılar. Artık hepimiz Burjuvazinin aile ilişkilerinin dokunaklı duygusal örtüsünü çekip aldığını ve onu katıksız bir para ilişkisi dönüştürdüğünü kavramalıyız.
Onun için kız ve erkek çocuklarına doğdukları günden itibaren eşitliğin önemini kavratarak büyütmeliyiz. Kadın ve erkek eşitliğin olmadığı bir toplumda, ülkede, hiçbir insanın özgürlük garantisi ve geleceğinin de bir güvenliği olmadığı bilincine varmalıyız.
24.12.2025
Molla Demirel














