Şaşırmanın Son Noktası: Şaştığıma Şaşırmak
Son zamanlarda yeni bir alışkanlık edindim.
Önce bir şeye şaşırıyorum…
Sonra oturup kendi kendime soruyorum:
“Ben buna niye şaşırdım?”
Bir süre sonra fark ettim ki mesele aslında çok basit.
Artık öyle bir dünyada yaşıyoruz ki şaşıracak hiçbir şey kalmadı. Ama insan yine de refleks olarak şaşırıyor.
Özellikle sosyal medya sayesinde.
Artık sosyal medya öyle bir yer ki; herkes konuşuyor ama kimse okuduğunu anlamıyor. Herkes yorum yapıyor ama yorum yaptığı şeyle uzaktan yakından ilgisi yok.
Mesela bir gün Neval’in saç örgüsünü övdüm.
Kadın gerçekten güzel örmüş. Ben de destansı methiyeler dizdim. Neredeyse örgüsüne kültür mirası muamelesi yapacaktım.
Altına gelen yorum şu:
“Sen niye Ali’nin sakallarını övüyorsun?”
İşte o anda insanın beyninde küçük bir trafik kazası oluyor.
Ben örgü diyorum…
Saç diyorum…
Neredeyse aşk ilan ediyorum…
Adam sakal anlıyor.
Bir süre düşündüm. Belki bir mantık vardır diye.
Dedim ki herhalde saçta kıl var, sakalda da kıl var. Demek ki aynı kategoriye soktular.
Ama sonra aklıma şu geldi:
“Bu mantıkla gidersek halı da kıl, sakal da kıl…
O zaman kuaförle halı yıkamacı da aynı meslek mi?”
İşte sosyal medyanın bilimsel seviyesi bazen tam olarak buraya denk geliyor.
Sonra insanlar kızıyor:
“Niye şaşırıyorsun?”
Haklılar aslında.
Sosyal medyada mantık aramak, balık pazarında dana etinden mangal yapmaya çalışmak gibi bir şey.
Bir başka şaşkınlık kaynağı da televizyon reklamları.
Özellikle ped reklamları…
Yanlış anlaşılmasın; kimseye bir şey dediğim yok. Bu ürünler elbette gerekli. Ama televizyon kanalları bu işi sanki milletin iştahını test etmek için yapıyor.
Tam sofraya oturmuşsun.
Çorba sıcak, pilav taze, insanın morali yerinde…
Bir anda ekranda ped reklamı.
Sanki kanal yöneticileri aralarında şöyle konuşmuş gibi:
“Millet tam yemek yerken verelim. Bakalım iştahları ne kadar güçlü.”
Reklamların dili zaten ayrı bir dünya.
Sürekli zıplayan, koşan, dağa tırmanan kadınlar…
İnsan izlerken ister istemez düşünüyor:
“Bu bir ped reklamı mı yoksa olimpiyat seçmeleri mi?”
Üstelik bu ürünleri sadece genç kızlar kullanmuyor.
Arkadaş, yaşlı insanlar kullanıyor…
Prostat hastası erkekler kullanıyor…
Ama reklamlara bakınca sanki bütün ülke dağ bayır koşan genç atletlerden oluşuyor.
Bir gün gerçekten gerçekçi bir reklam görmek istiyorum.
Mesela emekli bir amca koltukta oturuyor. Televizyona bakıp torununa diyor ki:
“Evladım… teknoloji çok ilerledi.”
İşte o gün gerçekten şaşırırım.
Ama muhtemelen yine aynı şey olacak.
Önce şaşıracağım…
Sonra da kendi kendime dönüp diyeceğim ki:
“Sen buna mı şaşırıyorsun?”
Şimdi diyeceksiniz bu iki olay arasında nasıl bir bağ var?
Kan diyorum, hemi de pis kan.
şaşırdığınıza şaştınız mı.














