Bizim terzihanede yeni bir şey pek dikilmez.
Burada olan, söküleni tutturmak, yıprananı biraz daha dayanır hâle getirmektir. Almanların Änderungsschneiderei dediği bu küçük atölyede zaman, ipliğin ilmekleriyle değil; eskimenin ritmiyle ölçülür. Dikiş Makinesi, hep aynı kumaşlara eğilir. Daha önce giyilmiş, taşınmış, hatıra taşıyan giysiler.
Masaya gelen her giysi, bir yerinden bırakmıştır kendini. Bir paça yırtılmış, bir ilmek atmış, bir cep sarkmıştır. Kumaşlar yeni değildir; üzerlerinde geçmişin izi vardır. Ütü buharına karışan koku, çoğu zaman dolaplardan, sokaklardan, ev içlerinden atölyeye kokusunu verir.
Makinenin düzenli sesi, insanın içindeki dağınıklığı bastırır. İğne kumaşa her battığında, yalnızca iplik değil; sabır da girer araya. Tamir, acele etmeyi hiç sevmez. Uzun süre aynı yıpranmışlığa bakınca, insan ister istemez kendi içindeki sökülmüş yerlere de dokunur.
Bu yüzden burada yapılan iş, yalnızca kumaşı bir arada tutmak değildir.
Tamir, vazgeçilemeyeni elde tutma hafızayı yaşatma çabasıdır.
Terzilik bu yüzden yalnızca bir el becerisi değildir; aynı zamanda hatıraların taşıdığı hafızayı canlı tutma sanatıdır.
Tobies işyerine ilk geldiğinde elinde tütün renginde eski bir pantolon vardı. Uzun boylu, yeşil gözlüydü. Konuşurken acele etmez, gözlerini kaçırmazdı. Pantolonu masaya bırakırken gösterdiği özen, onun için sıradan bir eşya olmadığını insana hissettirirdi.
Kumaş yıpranmıştı. Dizinden yırtılmıştı.
Diktim.
İki gün sonra geldi, aldı.
Teşekkür etti.
Sessizce atölyede çıktı, gitti.
Aradan çok geçmeden Tobies yeniden geldi. Bu kez pantolunun başka bir yeri yırtılmıştı. Sonra bir kez daha…
“Pantolonu sık sık giyiyorum, ondan çabuk yırtılıyor.” derdi,
Zamanla o pantolon, terzihanenin alışıldık giysilerinden biri hâline geldi. Ben her seferinde dikiş attım; kumaş her seferinde başka bir yerinden kendini bıraktı. Tuttuğum yerler sağlam duruyordu ama yanı başındaki dokuma zayıflıyordu. Bir pantolonun da bir ömrü vardı ve bu ömür çoktan dolmuştu. Kumaş artık dikiş tutmuyordu.
İçimde yavaş yavaş vicdanen bir rahatsızlık büyüdü. Aldığım tamir parası, pantolonun değerini geçmişti. Ama meslek, insana susmayı öğretir. Müşteri anlatmadıkça, “terzi sormamalı “derdi meslek büyüklerimiz. Herkesin taşıdığı bir hatıra vardır ve bazı hatıralar yalnızca sahibine aittir.
Bir ilkbahar sabahı Tobias yine geldi.
Pantolonu masaya bıraktı.Elime aldım. Bir an durdum.
Pantolon alışılmadık bir temizlikteydi. Kumaşın dokusu yamalardan bitmişti ama içinde tanıdık bir koku vardı; insanın ne olduğunu tam bilmeden durup içine çektiği türden. O koku, pantolonun neden hâlâ bırakılmadığını anlatıyordu. Onun tamir için çok para verdiğini, bunu bir vicdani bir sorun olarak gördüğüm için:
“Bu pantolonun kumaşı artık dikiş tutmuyor, çok tamir parası verdin…”
Sözüm bittiğinde yüzü soldu.
Başını eğdi.
Gözleri pantolonun üzerinde dona kaldı.
Dükkân sessizleşti. Makine sustu. İplik boşlukta asılı kaldı. Söylediğim söz, önce ona, sonra bende duygu yoğunluğu yarattı.
Tobias başını kaldırdı. gözleri doldu.
Hiçbir şey söylemeden yanaklarına yaşlar aktı.
Keşke susaydım, diye düşündüm.
Su ikram ettim. Bekledim.
Bir süre sonra, neredeyse fısıltıyla konuştu:
“Bu pantolon annemin hediyesiydi.
Onu, trafik kazasında kaybettim.
Pantolonda annemin kokusu var…”
Sözleri atölyede hüzünlü bir ortam yarattı. O an konuşmanın değil, susmanın doğru olduğunu düşündüm. Tam o sırada Elif makineden kalktı, yanımıza geldi. Bir anne şefkatiyle Tobies’e yaklaştı.
Onu sarıp sarmalarken yalnızca teselli etmiyordu; acısını paylaşıyordu. Kollarını, bir çocuğun sığınabileceği kadar güvenli, bir annenin anlayabileceği kadar derin açmıştı. Tobies başını Elif’in omzuna yasladığında ağlayışı daha da derinleşti.Elif, onun sırtını yavaş yavaş okşadı. O dokunuşta, “yalnız değilsin” diyen sessiz bir dil vardı.
Hatıralar böyle bir şey: ben kumaşın ömrünün bittiğini görmüştüm.
O ise, bitmemesi için, tutunduğu bir hatırayı yaşatmaya çalışıyordu.
Elif ise, o hatıranın değerini, bir anne yüreğiyle paylaşmıştı.

Terzilik bazen ipliği kumaşa değil, insanın içindeki kopmaması gereken maneviyata değdirmektir. Her dikiş, kaybetmemek için gösterilen bir çabadır. Bazen terzinin yaptığı iş, söküleni onarmak değil; kopmak üzere olanı ilmek ilmek örmektir, yeniden üretmek, yeniden var etmek için gösterilen sabırlı bir çabadır.
Kumaş eskir.
İplik tükenir.
Ama insanın tutunduğu hatıralar, akan zamanda kaçıp derinlere işler, her katmanı bir ömre bedel.
Bazen bir pantolon, yada her hangi bir giysi bir annenin geride bıraktığı son izdir; sessiz ama unutulmaz bir dokunuş, geçmişin hafızasında saklanan bir sıcaklıktır.
Ve bir terzi… farkında olmadan, yalnızca kumaşı onaran değil, hatıraları saklayan, geçmişin hatırasını bugünle buluşturan bir bekçi olur. Her dikiş, kaybolmaması gerekenleri geleceğe taşıyan sessiz bir sözdür; her ilmek, unutulmaması gereken bir hatıranın ete kemiğe bürünmesidir.
Asaf Demirhan














