Epeydir aklımdaydı, edebiyatın izinden giderek kitapları okuyup sonra da tartışmak için bir araya gelen ‘Okuma Grupları’nı yazmak.
Her konuda sözü olan değerli dostum Bekir Yurdakul’un şimdilerde Seferihisar’da sürdürdüğü Bizimlesin okuma grubunu biliyorum.
Yıldız İlhan’ın benzer bir etkinliği yıllar önce Yakın Kitabevi’nde başlattığını, son yıllarda Yel Değirmeni Kitabevi’nde sürdürmesinden haberdarım.
Keza kültürel konularda çalışkan dostlarımızdan, romanlar da yazan M. Osman Akbaşak’ın yönlendirdiği Ekin Yazı Dostları, İnşaat Mühendisleri ve Aristokinos okuma gruplarının yanında Ekin Tiyatro İzleme Grubu’ndan da haberim var. Çünkü bir iki kez ben de o vesileyle oyun izleme şansı yakalamıştım.
Geçen gün Kent Yaşam’dan çalışkan gazeteci-yazar Saadet Erciyas da bu konuya değinmiş, okuma gruplarını haberleştirmişti.
O da Kedi Kitap Dostları, Güzelyalı Kitap Okuma Dostları, Ekin Yazın Dostları gibi grupları anlatıyordu.
Demek ki edebiyatın bu dip dalgasında yaygın bir faaliyet var.
İnsanlar okudukları kitapları bir araya gelip tartışıyorlar.
Belki de kitabın anlamını çözerken başka bir şeyin, yaşamın ve bu arada kendi yaşadıklarının da anlamını keşfetmenin peşine de düşmüş oluyorlar.
Bu da az şey olmasa gerek!
*

ÖYKÜ, YALNIZCA YAZARI DEĞİL
OKURUNU DA SIRADANLIKTAN ÇIKARIR
26 Mart günü Altındağ Atatürk Kültür Merkezi Sivil Toplum Kuruluşları Yerleşkesi’nde öykü günleri etkinliği vardı. Esasında bu buluşma, öykü yazmaya yeni başlamış edebiyat heveslilerinin tasarladığı bir etkinlikti. Bu nedenle onların edebiyata adım atarken duydukları heyecanı da etkinlik akışı içinde izleme fırsatımız oldu.
Öncelik, elbette edebiyatın ustalarınındı.
Hülya Soyşekerci, Sait Faik’in insanı odağa koyan, bireyin iç dünyasına dönük çizgisini, aynı yıllarda yaşamış olan Sabahattin Ali’nin ise toplumcu bakışı öne alan öykü anlayışını anlattı. Bu iki damarın bugün de edebiyatımızda sürüp gittiğini biliyoruz.
Sevim Korkmaz Dinç ise, edebiyatçıların kullandıkları eril dilden örnekler vererek onların çoğu zaman cinsiyetçi tuzaklara nasıl kolayca düştüğünden söz etti. Ataerkil kültürle yetişen yazarların ne yazık ki bu etkiden kolay kurtulamadıkları konusuna değindi.
Özer Akdemir de özellikle çevre mücadelesi içinde gelişen direnişlerin öyküye taşınması sürecini anlattı.
*
Etkinliğin düzenleyicileri; Yazarevi Topluluğu Derneği, İzmir Yazarlar Şairler ve Tüm Sanatçılar Derneği ile TYS-Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Şubesi’ydi.
Konu öykü olunca benden de 2002’de başlayıp 19 yıl süren İzmir Konak Öykü Günleri etkinliğini anlatmamı istedi dostlar.
Katılan edebiyatçılar, etkinliğin oluşması süreçleri, belediyenin o yıllardaki sanat anlayışı gibi konular bir kez daha gündeme geldi.
*
EDEBİYATA ISINMAYA ÇALIŞAN ÖYKÜCÜLER
Etkinliği düzenleyenlerden Yazarevi Topluluğu ile İzmir Yazarlar Şairler ve Tüm Sanatçılar Derneği bünyesinde öykü atölyesi oluşturulmuş.
Oraya katılanlar yazma konusunda yürünecek patikanın alıştırmasını yapıyorlar dense yeridir.
Tabii alışılacak konu yazma edimi, bunun için birikim, gözlem gücü ve yazma cesareti gerekiyor.
Bu yazma cesareti kapsamında kimi yetiştiği çevreyi, kimi yazmanın yaşamla hesaplaşma olduğunu, kimi ise yaşananları paylaşmak olarak gördüğünü söyledi.
Doğrusu yazma eyleminin bu kadar naif ve bu kadar samimi anlatılabileceği gerçeğini kendi adıma bir kez daha yaşadım.
Bunları sizinle de paylaşmak istedim.
*
Tülay Adıgüzel’le başlayalım:
“…Evlerde suyun musluktan akmadığı, (…) çocukların eğlence olarak akranlarıyla oyun oynayıp akşamları büyüklerinden hikâyeler dinlediği zamanların çocuğuyum…” diyerek başladı Adıgüzel.
Sonra bu yoksunluk günleri onu kitapların dünyasına itiyor.
Ömer Seyfettin, Vedat Türkali, Fakir Baykurt, Yaşar Kemal… Yapıtlarıyla tanıştıkları böylece sıralanıp gidiyor.
Yazma kısmı galiba bardağın ağzına kadar dolması gibi bir şey. Doluyor ve taşma aşamasında yazmaya başlıyorsunuz.
Bu kadar usta yazarı okuduktan sonra, geriye yazmak kalıyor… Tülay Hanım da kısa notunda, “…Yazmaya gayret ediyorum. Yazıyorum. Daha iyi yazabilmek için çalışıyorum.” diyerek bu süreci tamamlamaya çalışanlardan.
*
Müge Gür ise, diyabet hastası olduğunu, annesinin ondan yazmasını istediğini söylüyor. Bu ‘rica’nın yanına, “Belki her sabah gözününü açıp ‘Hayatımın sonuna dek yetecek insülini bulabilecek miyim?’ korkusu içinde kıvranan bir gence umut…” olabilmeyi de ekliyordu yazma serüvenine Müge Hanım.
İnşallah dediği olsun…
*
Atölyeye katılanlardan bir başkası Kemal Gürbüz, “…Yaşamlara dokunmayı seviyorum. Çünkü bu topluma borcum olduğuna inanıyorum.” cümlesi onun. Evet yazmak yaşama dokunmaktır bir anlamda.
Saptama doğru…
Bakalım!
*
Günay Işık’sa, “…Arkadaşım Ertuğrul ‘sen yapabilirsin’ dediği için,” yazmaya başladığını söylüyordu.
Başka bir nedeni de şöyle paylaşıyordu:
“…Kendi dünyamda yaşanmış olayları başkalarıyla paylaşmak.”
*
Hüseyin Süngü, edebiyatın mutluluk olduğunu söylüyordu.
Sadece mutluluk mu?
Aynı zamanda okuma ve yazmanın hayata bir adım önde başlamak olduğu gerçeği de vardı.
Bu sıralama Süngü’ye ait.
Doğru mu? Neden olmasın!
*
Cemile Cereb, “Kendimle karşılaşma arzusu. Zamanı bükerek bir tür yüzleşme cesareti, bazen de intikam ateşi…” diyerek yazma tutkusunu dillendiriyor.
‘İntikam ateşi’ iddialı bir kavram.
Hayata bir çentik atma gibi görülecek ‘intikam ateşi’ ironisinin Cereb’in yazı serüveni içinde yerini bulmasını diliyoruz.
*
Nedim Yaşar Gürsoy, dedesiyle geçen anılara değiniyor, dedesinin her konuşmasını bir fıkrayla süslediğinden söz ediyor.
Bu cümlede, konuşmayı çok seven bir gelenekten gelmenin gizli kıvancı seziliyordu sanki.
Evet, bunda doğruluk payının olmadığını kim söyleyebilir ki!
Bundan sonrası Nedim Bey’e kalmış, bakalım dededen alınan usta işi fıkra anlatma geleneği Nedim Bey’de nereye evrilecek?
*
Selma Öktem ise neden yazdığını şöyle özetliyordu:
“Unutmamak için/ Anlamak için…/ Ve biraz da hatırlamak için.”
Bunlar zaten her şeyi özetliyor. Gerisi yazmaya kalmış!
*
Son atölye katılımcısı Fatma Kılıç için yazmak, “…Küçük sayılan dünyamızda görülmeyeni görmek, (…) derdini dert edinip yazıya dökmek…” olarak tanımlanmış.
Elbette edebiyat biraz da başkalarının derdini dert etmek, onu/ onları anlatmaktır.
Kısaca dokuz öykücü yazıya başlamalarındaki güzelliği bizlere böyle anlattı.
Ben sevdim bu anlatılanları.
Şimdi onlardan esaslı öyküler bekliyoruz artık!
https://www.gazeteyenigun.com.tr/makale/27737852/salim-cetin/su-okuma-gruplari-ve-oykulerimiz














