Bugün dünya, büyük güçlerin çıkar hesaplarıyla şekillendiriliyor. Kapalı kapılar ardında alınan kararlar, milyonlarca insanın hayatını belirliyor. Avrupa Birliği, ABD, Rusya, Çin ve diğerleri; hepsi silahlanıyor, hepsi savaşa hazırlanıyor.
Bu bir savunma değil, bu bir sistemdir.
Bu sistem; sömürü üzerine kuruludur.
Milyonlarca insanın sokaklara çıkması tesadüf değildir. Bu, biriken öfkenin sonucudur. ABD’de Beyaz Saray önünde toplanan kalabalık, İsrail’de sokaklara dökülen insanlar, dünyanın dört bir yanındaki protestolar… Bunlar aynı gerçeğin farklı yansımalarıdır.
Halklar artık görüyor.
Ama görmek yetmiyor.
Çünkü örgütsüz öfke, sistem için bir tehdit değil, bir araçtır. Yönlendirilir, yumuşatılır ve etkisiz hale getirilir. Liberaller ve sistem içi aktörler, bu öfkeyi kontrol altında tutarak düzenin devamını sağlar.
Gerçek değişim, ancak örgütlü bir güçle mümkündür.
Ve bugün bu güç eksiktir.
Kendini devrimci olarak tanımlayan birçok yapı, sistemle açık bir hesaplaşmayı göze alamamaktadır. Çünkü bu, konforun kaybı anlamına gelir. Bu yüzden değişim sürekli ertelenir.
Türkiye’de de durum farklı değildir. Yoksullaşan halk, meydanlara çıkmakta; özellikle gençlik, daha adil bir düzen aramaktadır. Ancak bu enerji, sistem içi siyaset tarafından soğurulmakta ve dönüştürülmektedir.
Sonuç açıktır:
Dünya genelinde büyüyen öfke, birleşemediği için dönüşememektedir.
Bu arada savaş devam etmektedir.
Petrol, enerji ve kaynaklar uğruna…
İran’da, Filistin’de, Suriye’de, Irak’ta insanlar acı çekmektedir.
Bu bir kader değildir.
Bu bir tercihtir.
Ve her tercih gibi, değiştirilebilir.
Umut, kendiliğinden doğmaz.
Umut, örgütlenir.
Umut, mücadeleyle var olur.
Gerçek soru şudur:
Bu dağınık öfke, ne zaman ortak bir güce dönüşecek?
06.04.2026
Molla Demirel














