Hafıza, direniş ve barışın izinde gitmek için uzaklara gitmeye gerek yoktur. İnsan, bulunduğu şehirde de derin bir yolculuğa çıkabilir. Almanya’daki dört günlük tatilde şehir dışına çıkmadım ama Dortmund’da geçirdiğim günler, hafızanın, acının ve umudun iç içe geçtiği bir yolculuğa dönüştü.
Dört günde, üç etkinlik ve tek bir hikâye: geçmişle yüzleşme, bugünü anlama ve geleceğe dair söz söyleme.

Cuma günü, Karfreitag… Bittermark’tayım. 2. Dünya savaşının son günlerinde Naziler tarafından katledilen 300 insanın anması yapıldı. Avrupa’nın birçok ülkesinden insanlar gelmişti. Ormanlık alanın ortasında Sessizlik hâkimdi. O sessizlik ki sadece bir saygı duruşu değil; aynı zamanda tarihin ağırlığını omuzlarında taşıyan bir sessizlikti. İnsanın içini sızlatıyordu. Bir o kadar da sorumluluk yüklüyordu. Dortmund Belediye başkan yardımcısı herkesin ruhuna Tercüman oluyordu. Faşizm bir daha asla, diyordu.

Cumartesi günü, ırkçı terörün karanlığıyla yüzleşiyoruz. Nationalsozialistischer Untergrund (NSU) cinayetlerinde hayatını kaybeden Mehmet Kubaşık’ın katledilişinin 20. yılı… Burada sadece bir insan anılmıyor; bir toplumun hafızası diri tutuluyor. Adalet arayışı sürdürülüyor.
Cumartesi günü Duisburg’da başlayan Rhein-Ruhr Paskalya yürüyüşü (Ostermarsch Rhein-Ruhr), pazartesi günü Dortmund’a vardı. Bizler barış yürüyüşçülerini Dorstfeld semtinde karşıladık. Binlerce insanla birlikte yürümenin coşkusuyla yalnız olmadığımızı gördük. Yürüyüş boyunca sesimiz çoğalıyordu: savaşlara son, silahlanmaya son, nükleer tehditlere son… Kısacası, daha adil, daha barışçıl ve savaşsız bir dünya için yürünüyordu.

Bu üç etkinlikte benim için değişmeyen bir şey vardı: gözlerim hep birini aradı. Willi Hoffmeister, Bittermark’ta yoktu. Kubaşık’ın anmasında yoktu. Barış yürüyüşünde de yoktu. “Yoktu” kelimesi onun için doğru değil aslında. O her yerdeydi demek daha doğru olur.

Willi’yi tanıyanlar bilir: elinden bildiri, broşür düşmeyen, en önde yürüyen, her etkinliğin yükünü taşıyan bir devrimciydi. Sadece konuşmazdı; yapardı. Sadece çağrı yapmazdı; o çağrının sorumluluğunu da üstlenirdi. Bu yüzden o, barış hareketinin ruhuydu.
Beş yıl önce, 88 yaşında onu kaybettik. Ama bazı insanlar ölmez; iz bırakır. Ve o iz, bazen bir yürüyüşte atılan adımda, bazen bir pankartta yazan cümlede, bazen de bir insanın gözlerindeki kararlılıkta kendini gösterir.
Willi Hoffmeister işte böyle bir iz bıraktı.
1933’te, faşizmin yükseldiği bir dönemde doğdu. Savaşın ve zulmün ne demek olduğunu çocuk yaşta öğrendi. Belki de bu yüzden hayatını barışa adadı. Sendikalarda, siyasi parti ve kurumlarda, antifasist örgütlerde yıllarca mücadele etti. Rhein-Ruhr Paskalya yürüyüşlerinin örgütlenmesinde öncü oldu. Ödüller aldı ama hiçbir zaman ödüllerle övünmedi.
Çünkü onun meselesi ödül değil, sorumluluktu.

Dortmund’un Hansa Meydanı’nda binlerce insan toplanmıştı. Almanya’nın İsrail’e silah satışını, ABD’nin İran politikasını ve başlattığı savaşı protesto ediyordu.
Yapılmak istenen sadece bir protesto değildi. Bir duruştu.
Ve bu duruşun arkasında yılların birikimi, emeği ve mücadelesi vardı.

Yapılan konuşmalarda Avrupa ile Ortadoğu arasında bir köprü kuruluyordu. Barış inisiyatifi adına konuşan kadın: Filistinli şair Mahmud Dervişin dizelerini dile getirdiğinde kalabalık sessizleşti. Çünkü bazı sözler sadece duyulmaz; hissedilir:
“Bombalar altında yaşayan, kendilerinin ve sevdiklerinin geceyi atlatıp atlatamayacağını bilmeyen insanları düşünün. Eve döndüğünüzde, kamplarda yaşayan, uyuyacak yeri olmayan, toprak ve gelecek hakkı elinden alınmış insanları düşünün.”

Bu üç gün bana şunu hatırlattı: Hafıza sadece geçmişle ilgili değildir. Hafıza, bugünü nasıl yaşayacağımızı ve yarını nasıl kuracağımızı da belirler.
Ve üç etkinliğin özeti tek bir cümlede birleşti: Faşizm bir daha asla.
Asaf Demirhan














